AK PARTİ Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı (Temmuz 2010)

Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın, AK PARTİ Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında Yaptığı Konuşmanın Tam Metni

AK PARTi Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı...

16.07.2010

31.jpg



Çok değerli yol arkadaşlarım, Teşkilatımızın değerli mensupları, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, AK PARTi Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızın milletimize, demokrasimize hayırlar getirmesini Allah'tan temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, yoksulluğun, yolsuzluğun, umutsuzluğun, çaresizliğin hüküm sürdüğü bir Türkiye bildiğiniz gibi devralmıştık. Canla başla çalıştık, gece gündüz ter döktük ve bugün 7,5 yıl öncesine kıyasla çok çok farklı bir Türkiye'yi hep birlikte inşa ettik. Şundan hiç şüpheniz olmasın: Tarih AK PARTi iktidarının Türkiye'yi yönettiği bu dönemi çok farklı bir yere koyacaktır. Yaptığımız reformları, ürettiğimiz hizmetleri, millet mutlaka ve mutlaka hayırla yad edecektir. Türkiye'nin bugün ulaştığı seviyeler asla bir tesadüfün eseri değildir. Türkiye'nin üst üste kırdığı rekorlar asla bir rastlantının eseri değildir. Türkiye'nin bugün geldiği nokta altını çizerek ifade ediyorum. Bir tek kişinin veya birkaç kişinin de eseri değildir. Bu umut dolu aydınlık manzara işte bu fedakar teşkilatın eseridir. Bu cesur, kararlı, bu millet sevdasını yüreğinde hisseden aziz teşkilatımızın eseridir.

Şunu tüm samimiyetimle söylüyorum: Türkiye'nin bugün elde ettiği başarılarda bugün ulaştığı seviyelerde en doğuda Iğdır'ın Aralık İlçesi İlçe Başkanımızdan en batıda Gökçeada Teşkilatımıza, en kuzeyde Sinop'taki gençlerimizden, en güneydeki Yayladağ'daki kadın kolları mensuplarımıza kadar tüm teşkilatımız pay sahibidir. Türkiye'nin bugün elde ettiği gurur, Yüksekova'daki sandık müşahidimizden İpsala'daki köy temsilcimize kadar tüm gönüldaşlarımızın eseridir. Yüreğini ortaya koyarak, Türkiye'ye bu sevinçleri, bu başarıları yaşatan tüm il başkanlarımızı, belediye başkanlarımızı, ilçe, belde teşkilatlarımızı, il genel meclisi, belediye meclisi üyelerimizi, mahalle, köy temsilcilerimizi, sandık müşahitlerimizi, elbetteki gençlik kollarımızı, kadın kollarımızı ve bütünüyle milletvekili arkadaşlarımı tebrik ediyor, her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bakın değerli arkadaşlarım, şu birkaç veriyi özellikle dinlemenizi, özellikle not etmenizi sizlerden rica ediyorum. Özellikle de ekranları başında bizleri şu anda izleyen tüm vatandaşlarımı da dikkate özellikle davet ediyorum. Bu verileri Türkiye'nin her köşesine, her bir vatandaşımıza, her bir kardeşimize ulaştırmanızı sizlerden özellikle istirham ediyorum. Zira son günlerde yaptığım ziyaretlerde gördüm ki bu veriler pek dikkate alınmıyor, bunlar gözden kaçırılmış veya bilinmiyor. Öyleyse, bunları çok açık, net, resmen ortaya koymak suretiyle artık milletimin bazı gerçekleri çok daha yakından bilmesini ve görmesini istiyorum. 2004 yılı ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 11,9 büyüme kaydetti. Cumhuriyet tarihimizin en yüksek oranlarından birine ulaştı. 2010 yılı birinci çeyreğinde küresel krize rağmen en güçlü ekonomilerin bile küçüldüğü bir dönemde Türkiye ekonomisi yüzde 11,7 büyüme oranıyla dünyada dördüncü, G-20 ülkeleri arasında 2. ve OECD ülkeleri ile Avrupa ülkeleri arasında 1. sırada yer aldı.

Bildiğiniz gibi dün Nisan ayı işsizlik rakamları açıklandı. 2009 yılı Nisan ayında krize rağmen, küresel kriz nedeniyle yüzde 14,9 oranına çıkmış olan işsizlik, bu yılın Nisan ayında rekor bir düşüş kaydetti, tam 2,9 puan azaldı ve yüzde 12'ye geriledi. Bildiğiniz gibi, iki ay önce bunu söylemiştim, üç-dört ay içerisinde 3-4 puan daha düşeceğini göreceğiz demiştim. Bazıları istihza ettiler, alay ettiler ve oraya geldik. İnşallah daha da düşecek. Bir yıl içinde yaklaşık 600 bin işsiz iş bulurken, dikkat ediniz yaklaşık 1 milyon 200 bin kişi ilk kez iş aramaya başladı ve bunlar iş sahibi oldu. Yüzyılın en büyük ekonomik krizlerinden birini tüm dünyanın gıpta ile izlediği şekilde en az zararla atlattık, atlatıyoruz. Kaldığımız yerden yolumuza devam ediyoruz. Bizim ekonomik krizi aşmak için aldığımız tedbirleri IMF belirlemedi, dikkat edin biz belirledik. Ve bu ülkede işte IMF'den ne olursa olsun işte şu borcu alın, şöyle yapın, böyle yapın diye bize akıl verenler, şimdi şapkalarını bir kez daha önlerine koysunlar. Biz neyi ne zaman yapacağımızı gayet iyi değerlendirdik ve müzakerelerimizi yaptık, sonunda stand-by anlaşmasını karşılıklı bir şekilde Türkiye'nin buna ihtiyacı yok, onlar da bunu söylediler ve böylece imzalamadık, çıktık. Bu aldığımız tedbirler, aldığımız tedbirleri küçümseyenler bugün mahcup oldular. Bizim kriz teğet geçecek sözümüzü anlayamayanlar, bununla dalga geçenler bugün mahcup oldular. Bizim işsizlikle ilgili tahminlerimizi, öngörülerimizi ciddiyetsiz şekilde yorumlayanlar bugün mahcup oldular. 7,5 yıldır mahcup oluyorlar, 7,5 yıldır ellerini ovuşturarak kriz duası yapıyorlar. 7,5 yıldır yeter ki AK PARTi kaybetsin, Türkiye'ye ne olursa olsun mantığıyla ülkemizin kuyusunu kazmaya, moralini bozmaya gayret ediyorlar. Biz onları mahcup etmeye, onları üzmeye, onlara hayal kırıklığı yaşatmaya devam edeceğiz.

Biz milletimizi sevindirmeye, milletimizin umudunu, milletimizin emeğini ve ekmeğini çoğaltmaya devam edeceğiz. Şu rakamlara daha da bir dikkatlerinizi çekiyorum değerli kardeşlerim: 2002 yılında Türkiye'de bunlar çok çok önemli, toplam 8,6 milyon motorlu kara taşıtı vardı. Bugün neredeyiz biliyor musunuz, yüzde 68 oranında artarak 14,5 milyon adede çıktı krize rağmen. 2002 yılında Türkiye'de kullanılan cep telefonu abonesi ne kadardı biliyor musunuz? 23,3 milyon. Peki bugün bu sayı ne oldu? Yüzde 165 oranında artarak 61,5 milyona ulaştı. Yine 2002 yılında 4 milyon civarında internet kullanıcısı vardı, bugün 30 milyon rakamına ulaştık. 2002 yılında sabit geniş bant internet abone sayısı yok denecek kadar azdı, bugün bu sayı 7,5 milyon abone sayısına ulaştı. 2002 yılında uçak kullanan yolcu sayısı yaklaşık 34 milyon kişiydi. 2009 sonu itibariyle ne oldu biliyor musunuz, 86 milyon kişi uçağa bindi, bu hale geldik. Arkadaşlar, bunlar yoksulluk alameti mi, yoksa elhamdülillah zenginleşmeye giden bir alamet mi? Türkiye'de otomobil üretimi -bu rakama özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum- 1963 yılında başladı, meşhur hani keçilerin yiyor dendiği Anadol'ların üretildiği dönem.  1963-2003, yani bizim iktidarımıza kadar olan süre içinde, yani 40 yılda Türkiye'de toplamda 6,8 milyon adet otomobil üretilmişti, 40 yılda 6,8 milyon otomobil üretildi. Fakat iktidarımız döneminde 2003-2010, bu 7,5 yılda Türkiye'de 7 milyon 80 bin 500 adet otomobil üretildi. Hesap ortada. Halep ordaysa arşın burada.

2002'de Türkiye'de 16 milyon ton demir-çelik üretiliyordu değerli arkadaşlarım, 2009 yılında Türkiye'de 25,3 milyon ton demir-çelik üretiliyor, bu hale geldik.

Bütün bunlara ek olarak Cumhuriyet tarihinde yapılanın yaklaşık 2 katı bölünmüş yol yaptık. Bakınız, iktidarımıza kadar Türkiye'de yapılan bölünmüş yol 6100 kilometre. Ama şu anda değerli arkadaşlarım, 11500 kilometreye ulaşmış vaziyetteyiz, bunu biz inşa ettik, bu dönemde inşa ettik. Şimdi bunu eğer yıllarla bir de mukayese edersek yüzde 100 değil, yüzde 200 değil, yüzde 300 değil, kaç oranına çıkacağını anlayın. 7,5 yılda değerli arkadaşlarım, Milli Eğitimde 149.824 yeni dersliği Türkiye'ye iktidarımız kazandırmıştır. Yani, Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan toplam dersliklerin yüzde 32'si kadarını biz şu 7,5 yılda yaptık ve Türkiye'nin derslik sayısını toplamda 456.436'ya ulaştırdık; bu eğitime ne kadar önem verdiğimizin en güzel ifadesidir.

Bu arada demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin gereği olarak toplu konutta önemli bir adım attık. Cumhuriyet tarihinde böyle bir anlayış yok, böyle bir adım atmak yok. Merhum Özal döneminde bu konuda bir adım atıldı, ama bizim şu anda attığımız adımlarla, ulaştığımız rakamlarla mukayese edilir gibi değil. 430 bin konutun inşasını şu 7,5 yıl içerisinde başlattık. Ve bunun yaklaşık 340 binini sahiplerine teslim ettik. 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl vadeyle yüzde 10 ila 25 arasında değişen peşinatlarla, şimdi yeni bir projeyle de hiç peşinatsız konutlar yapmaya başladık. Bunlar bizim insanımıza verdiğimiz değerin, insanımızın hizmetinde hizmetkar bir devlet olmanın, efendi bir devlet olmamanın bir anlayışıdır; biz bunu getirdik. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'de bakınız 76 üniversite kurulmuştu. Herkes iline üniversite istiyordu, öyle mi? Dolaştığımız her yerde, bütün siz teşkilat mensuplarımıza hep söylenen oydu. Acaba bizim ilimizde de bir üniversite kurulacak mı? Biz önceki gece yasası çıkanlarla birlikte 7,5 yılda Türkiye'de 78 üniversite kurduk sadece bu dönemde. Böylece sayıyı nereye ulaştırdık? 154'e ulaştırdık, işte bizim farkımız bu. Şu anda üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. 81 vilayetin 81'inde de üniversite var.

Kriz tellallığı yapanlara, karamsarlık yayanlara, milletin moralini bozmak için her yola başvuranlara, ben bu rakamları doğrusu ithaf ediyorum. Önceki gün de söyledim, AK PARTi'nin ulaşabildiği seviyelere onların hayalleri dahi ulaşamaz.

Tabi değerli arkadaşlarım, sevgili vatandaşlarım, ekranları başında bizleri izleyenler; bu iş popülizmle olmuyor. Bu iş fakirlik edebiyatı yaparak olmuyor, bu iş kurusıkı atarak, bol keseden dağıtarak olmuyor. Planınız olacak, projeniz olacak, ekibiniz olacak, her şeyden önemlisi damdan düşmüş olacaksınız. Yoksulun, yolda kalmışın, garip gurebanın sızısını yüreğinizde hissediyor olacaksınız. Bu sızıyı yüreğinde hissetmeyenler yoksulluğa çare üretemezler. Üretseler üretseler yoksulluğun edebiyatını üretir, kendi dönemlerinde büyüttükleri yoksulluğu istismar ederler. Miting meydanlarında döner ekmek dağıtarak milleti kandırmaya kalkışanların bugün nerelerde olduğunu görüyorsunuz. İki anahtar dağıtanların bugün millet nezdindeki kredilerini görüyorsunuz. Asgari ücreti 3 bin liraya çıkaracağını, 73 milyonun tamamına da asgari ücretten maaş bağlayacağını söyleyenleri milletim nasıl istihza ile izliyorsa, emin olun her aileye maaş bağlayacağını, maaşı kadına ödeyeceğini söyleyenleri de milletin istihza ile acı bir gülümsemeyle izliyor. AK PARTi'nin ve AK PARTi gerçekçi politikalarının taklit edilmesinden biz gurur duyarız. Ama bizim ayaklarımız yere basıyor, hem de sağlam basıyor. Biz uçmuyoruz, uçuruyoruz. Bizi taklit edenlere de biraz önce yere inmelerini şiddetle tavsiye ediyoruz. Bu rakamları tek tek her bir vatandaşımıza ulaştıracağız değerli arkadaşlarım. 2002'de hangi şartlarda yaşıyorlardı, bugün hangi şartlarda yaşıyorlar. Bunun kıyaslamasını yapacak, kıyaslamasını yapmalarını sağlayacağız. Enflasyonun hayatımızı nasıl etkilediğini, fiyatların her ay nasıl değiştiğini, nasıl arttığını, bugün fiyatların nasıl çok küçük oranlarda arttığını, yerinde saydığını anlatacağız. Unutmayın, 7,5 yıl önce göreve geldiğimizde ülkemizde enflasyon yüzde 30'du. Ama bakın şimdi 8,7, buraya düştük. Faiz, devletin borçlanma faizi yüzde 63'tü, bakın şimdi yüzde 8-9 bu aralıklarda, buralara kadar indi.

Değerli kardeşlerim, IMF'ye borcu bu milletin biz geldiğimizde 23,5 milyar dolardı. Öde öde öde şimdi 7,5 milyar dolar. Bizden önceki iktidar borçlandı, MHP-DSP-ANAP iktidarı, biz ise ödedik, ödüyoruz. Merkez Bankamızın, yani milli bankamız bu, kasasındaki döviz rezervi 26 milyar dolardı, şimdi şöyle altını falan da içine katarsak Merkez Bankasının kasasındaki altınları, şu anda 75 milyar doların üzerinde, buraya geldik. Bakınız, nereden nereye. Bu güçlenen bir ekonominin, güçlü bir Türkiye'nin rakamlarla ifadesidir. Alım gücünün 2002'ye göre nasıl yükseldiğini, dün lüks gibi görünen harcamaların bugün nasıl günlük hayatın bir parçası haline dönüştüğünü anlatacağız, hep beraber anlatacağız, tüm Anadolu'nun yollarında anlatacağız. Gidilmedik il, ilçe, belde, köy bırakmayacağız, çalınmadık kapı bırakmayacağız. Şunu da söyleyeceğiz: İşimiz bitmedi diyeceğiz. Yoklukla, yoksullukla, işsizlikle mücadelemiz sona ermedi diyeceğiz. Kararlılıkla, cesaretle yolumuza devam edecek, heyecanla yolumuza devam edecek, Türkiye'ye yaşattığımız başarılara inşallah çok daha fazlasını ilave edeceğiz.

Değerli yol arkadaşlarım, değerli kardeşlerim; daha Partimizi kurma çalışmalarını başlattığımız andan itibaren gündemimizi tabi çok çok meşgul eden, şimdi hala gündemdeki yerine koruyan terör konusunda, terörle mücadele konusunda sağlıklı teşhisler ortaya koymaya ve sağlıklı çözüm politikaları üretmeye azami hassasiyet gösterdik. Şunu özellikle ifade ediyorum: Türkiye'de terörün bu boyutlara ulaşmış olması, sorunun en başında teşhisin doğru konulmamış, çözüm önerilerinin de doğru üretilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Biz hem terör örgütü ve teröristle, hem de terörizmle çok boyutlu bir mücadele ortaya koyuyoruz. Terörle mücadelenin salt güvenlik tedbirleriyle yapılamayacağını, terörü doğuran, terörü besleyen şartların da ortadan kaldırılması gerektiğini en başından itibaren samimi şekilde vurguladık ve mücadelemizi de bu zemin üzerinde yürüttük. Şunu da hiçbir zaman göz ardı etmedik: Terörle mücadele salt güvenlik tedbirleriyle sonuç getirmeyeceği gibi, salt Hükümetin sadece iktidar partilerinin belli kurum ve kuruluşların gayretleriyle de neticeye ulaşmaz, ulaşamaz. İktidar terörle ve terörü doğuran nedenlerle mücadele ederken muhalefetin sırf oy kaygısıyla, sırf popülizm uğruna sadece ve sadece şahsi hırslar uğruna süreci baltalaması, iktidar partisine değil, en başta Türkiye'ye zarar verir. Biraz önce ifade ettim. AK PARTi başarılı olmasın diye Türkiye ekonomisinin krize girmesi için elinden geleni yapanlar var. Aynı şekilde sırf AK PARTi başarılı olmasın diye terörle mücadeleyi milli birlik ve kardeşlik projesini başarısızlığa mahkum etmek isteyenler de ne yazık ki ülkemizde var.

Bakınız değerli arkadaşlarım, terörle mücadele konusu sırf güvenlik güçleriyle olmaz dedik. Yani sadece askerin, polisin, geçici köy koruyucularının yapacağı bir iş değil. Onlar bu işin güvenlik boyutunda rol alacaklar. Ama bu işin sosyolojik boyutu var, bu işin psikolojik boyutu var, bu işin sosyo-ekonomik boyutu var, bu işin diplomatik boyutu var. Bütün bunları masaya yatırmak suretiyle atılması gerekli adımları birlikte atacağız. Kiminle? İktidarıyla, muhalefetiyle, tüm sivil toplum kuruluşlarıyla, akademisyenleriyle, medyasıyla, yani bu alanda hizmet verebilecek her kesimin buna katkısının olması gerekir. Ve bu konuda acaba ben de iktidara nasıl yardımcı olabilirim düşüncesi içerisinde olması lazım. İktidar başarılı olmasın diye bu konuda her gün kalkar ileri-geri beyanlarda bulunulursa bu sadece terör örgütünü güçlendirir, terörle mücadeleyi değil. Ve bu mücadeleyi dünyada yürütenler de hep bu şekliyle yürüttüler ve bunu başarmamız gerekiyor. Tabi ki hem Hükümetimiz çalışmalarını aktarmak, hem de siyasi partilerimizin görüş ve önerilerini almak amacıyla başlattığımız görüşme turumuzu bildiğiniz gibi dün tamamladık. Sizlerin de yakından takip ettiği gibi Salı günü Demokratik Sol Partiyi, Çarşamba günü Saadet Partisini ve Büyük Birlik Partisini, dün de Cumhuriyet Halk Partisi'ni ziyaret ettik. Öncelikle davetimize olumlu cevap verdikleri için değerli liderlere ve çalışma arkadaşlarına bir kez daha teşekkür ediyorum. Salı günü Partimizin Grup Toplantısında da ifade ettim. Terörle mücadele gibi milli bir meseleyi görüşmek amacıyla bir araya gelmemiz, istişarede bulunmamız hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz adına son derece yararlı olmuştur. Benzeri görüşmeleri, benzeri diyalog tablosunu biz her milli meselede ülkemizin her kronik meselesinde görmek istiyoruz, bunu samimi şekilde arzuluyoruz. Siyasi partiler arasında görüşmeler olması, liderler arasında diyalog ve istişarenin olması, demokrasinin en önemli gereklerinden biridir aslında. Terör gibi siyaset üstü bir milli meselede bir araya gelmemiz ne kadar önemliyse, partiler arasında demokratik diyalog kanallarının kurulmuş olması da bir o kadar önemlidir. Siyasi partiler arasında elbette bir rekabet, bir siyasi mücadele olacaktır. Ancak bu durum partilerin bir araya gelmesine, görüş alışverişinde bulunmasına, milli meselelerde ortak hareket etmesine mani değildir, olmamalıdır. Partilerin birbirine kapılarını kapatması, liderlerin yüz yüze bakamayacakları bir üslup içinde olmaları demokratik olgunluğun oluşmadığını gösterir. Oysa diyalog ve tahammül demokrasinin olmazsa olmazıdır. Bu hafta gerçekleşen görüşmeler demokrasimiz açısından çok çok memnuniyet vericidir. Nitekim milletimiz de bu görüşmelerden büyük bir memnuniyet duymuştur, ben böyle inanıyorum. Ümit ederim bu tecrübe her partiye örnek olur, yol gösterici olur, demokrasimiz için iyi bir başlangıç olur. İktidarda olduğumuz  yaklaşık 7,5 yıllık süreçte biz istişareden, diyalogdan, uzlaşmadan, eleştiriden zaten hiçbir zaman kaçmadık, kaçınmadık. Ülkenin ve milletimizin yararına olacaksa biz oturur konuşuruz dedik. Her sorunu muhataplarıyla, uzmanlarıyla, o sorunla ilgili bilgi ve birikimi olan kişi ve kuruluşlarla görüşmekten, konuşmaktan çekinmedik. Ekonomide gerçekleştirdiğimiz her reform, attığımız her adım, ekonominin tüm aktörleriyle istişareler neticesinde ortaya çıkmıştır. Çalışma hayatına diyalog ve uzlaşmanın hakim olması için anayasal, yasal düzenlemeler yapılmış, diyalog her alanda kurumsal hale getirilmiş ve başarılı neticeler alınmıştır.

Değerli arkadaşlarım, şunu bilmenizi istiyorum: Zaman zaman bazı gittiğim yerlerde bazı dedikoduları dinliyorum, o da şudur: Yani acaba siz sadece bu çalışmaları, işte bu mevcut arkadaşlarınızla mı yapıyorsunuz? Yani bizim tüm üniversite camiasıyla, bu alandaki STK'larla, bu alanda söyleyecek sözü olanlarla, medya mensuplarıyla gerek şahsımın, gerek bakan arkadaşlarımın bir araya gelmek suretiyle yaptıkları çalışmalardan tabi ki  bihaberler. Ve bütün bu atılan adımlar bunların neticesinde atılmış olan adımlardır. Biz herkesin kanaatini alırız ve her işte istişarenin gerekli olduğuna inanan bir siyasi partiyiz. Avrupa Birliği sürecinde, ta o süreçten yargı reformuna, sağlık reformundan eğitime, milli birlik ve kardeşlik sürecinden tüm demokratik adımlara kadar her girişimde ilgili taraflarla görüşülmüş, eleştiriler dikkate alınmış, beklentiler en azami şekilde karşılanmıştır. Biz hiçbir zaman kapıları kapatanlardan olmadık. Ve yaptığımız bu toplantılarda bizi bu güne kadar hiçbir iktidar böyle bir görüşmeye davet etmedi diyen STK'ları dinledik biz, yine de dinlemeye devam edeceğiz. Çünkü bu ülkede bu tür etkinliklerin içerisinde yer alan kurum ve kuruluşların hepsinin bu ülke için söyleyeceği sözler olduğuna inanıyoruz. Ama bizi bu yaptığımız görüşmeler sebebiyle istihza edenler, işte Başbakan sinema sanatçılarıyla  toplanmış, işte Başbakan futbolcularla toplanmış, işte Başbakan yazarlarla, şairlerle toplanmış, Başbakan şunlarla toplanmış bunlarla toplanmış diye bu demokratik açılım sürecini, bu milli birlik ve kardeşlik sürecimizi ne yazık ki bu şekilde istihza ile eleştirenler oldu. Ama biz hiçbir zaman küsmedik, kin gütmedik, hiçbir zaman diyalog kanallarını ortadan kaldırmadık, diyalogdan kaçınmadık, görüşme çağrılarımız karşılık bulmadı. Kimi zaman elimiz havada kaldı. Davetlerimiz reddedildi, görüşme taleplerimiz bazı nezaketsiz şartlarla geri çevrildi. Ama biz hiçbir zaman bunları büyütmedik, bu tavırlar karşısında kapılarımızı kapatmadık, içimize de kapanmadık.

Şu hususa özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum, bunu söylemek zorundayım, ama bunu asla bir siyasi partinin tabanına değil, lider ve yönetimine söylüyorum: Milliyetçi Hareket Partisi'nin Lideri ve yönetimi, birçok konuda olduğu gibi milli birlik ve kardeşlik süreci, terörle mücadele konusunda yapıcı bir muhalefet sergilemek yerine süreç boyunca son derece yıkıcı ve yıpratıcı bir muhalefeti tercih etmiştir. Sayın Genel Başkan ve arkadaşları tarafından gerek şahsıma, gerek arkadaşlarıma, gerek Partime ve Hükümetime yönelik, hatta ailelerimize yönelik siyasi tarihimizde örneği olmayan bir üslup ve nezaketsizlikle sözlü saldırılar yapılmıştır, bunlar halen de yapılmaya devam etmektedir. Türkiye'ye faydadan çok zarar getiren bu üslup, terörle mücadeleye, kardeşliğimize, milli birlik ve bütünlüğümüze hiçbir olumlu katkı sağlamadığı gibi, tam tersine kitleleri tahrik ederek zarar vermektedir. Ne yazık ki bu söylem tarzı, bu üslup, ülkenin meselelerine, milletimizin meselelerine ışık tutmaktan, ülkenin ve milletin hak ve hukukunu savunmaktan çok uzaktır. Bu üslup ve bu görüntü alenen terörün, terör ortamının, terörün tahrip edici yönünün istismarıdır. Bu üslup ve bu görüntü başta aziz şehitlerimiz olmak üzere, terör mağdurlarının, yani topyekün milletimizin hissiyatının istismarıdır. Altını çizerek söylüyorum; buna rağmen, bu istismar politikalarına, şehitlerimiz üzerinden nemalanma hırsına, bu fırsatçılığa rağmen biz MHP'ye kapımızı açık tutmakla kalmadık, kendileriyle görüşmekten kaçınmayacağımızı da ilan ettik. 3 kez MHP'den görüşme talebinde bulundum, üçünde de olumsuz karşılık gördüm. Her seferinde uzattığımız el gayri ciddi tavırlarla havada kaldı. Görüşme talebimizi en baştan reddettiler, nezaketsiz ifadelerle kapılar kapatıldı. Bu kadar ciddi, bu kadar hayati bir meselede Milliyetçi Hareket Partisi'nin diyalog ve istişareden kaçmış olmasını, kaçıyor olmasını ben aziz milletimizin takdirine havale ediyorum. Af edersiniz, teeddüp ederim, yani ta Güney Afrika'daki Dünya Kupasında kullanılan vuvuzelayı eline alıp onunla basın toplantısı yapacak kadar bu işi düşürüyorlar. Ve bunu ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çatısı altında yapıyorlar. Ben inanıyorum ki Milliyetçi Hareket Partisi'nin tabanı bir defa bu gayet sulu, gayri ciddi, demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, bir fikri, bir düşünce altyapısı olmayan bu anlayışı inanıyorum ki 12 Eylül'de en güzel şekilde tersleyecek ve gereken cevabı da kendilerine verecektir.

Aynı şekilde Barış ve Demokrasi Partisi'yle görüşmememiz, onlardan randevu istememiş olmamız da zaman zaman eleştirildi ve eleştiriliyor. Tabi ben bugüne kadar sustum, konuşmadım, bu eleştirilere cevap vermedim. Ama şimdi toptan bunun cevabını vereyim, niye, niye görüşmedik? Parlamento çatısı altında arkadaşlarım ve bir kez de ben aslında kendileriyle görüştüm. Aslında bu olayda da görüşmeyi arzu ediyordum. Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda görüyorum: Biz, terörle mücadele konusunu görüşmek üzere siyasi partilerden randevu istedik, görüştük, doğru. Bundan önce de yaptığımız gibi görüştük, ama terörle arasına mesafe koyup, demokrasi ve hukukun tarafında duramayan bir siyasi partiyle terörle mücadeleyi bu şartlarda görüşmenin anlamsız olacağını bana gönderilmiş bir mektupla artık belgeli halde gördük. Nedir o? Bir tarafında Meclis'in, kendi anteti BDP'nin yok, BDP gönderdiği antetli kağıdının bir başında Millet Meclisinin oradaki rozeti, öbür tarafta da kendi Partisinin rozeti antetli kağıtla bana bir yazı gönderdiler. Ve bu yazıda PKK örgütüne mensup terörle mücadele esnasında öldürüldüğünü iddia ediyorlar, gönderdikleri bir ekteki CD ile bu cesetlerin durumunun bir insanlık suçu olduğunu ve bunun karşısında -teferruata girmiyorum- ne düşündüğümüzü, ne yapacağımızı soruyor. Kim? Genel Başkan soruyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerinin, dünya ülkelerinin büyük bir kısmının, Birleşmiş Milletler'in terör örgütü olarak ilan ettiği bir örgütün avukatlığını yapmak BDP sana mı kaldı, sana mı kaldı? Şimdi böyle bir yazıyı yazarken şu ana kadar güvenlik güçlerimiz ve vatandaşlarımız olarak 10 bin şehidimiz var. Bu 10 bin şehidimize uygulananlar, onların resimleri vesaireleri onları da biz size mi göndereceğiz yani, böyle mi bir diyalog kuracağız? Şurada sadece GATA'daki özürlü hale gelmiş olan kardeşlerimiz, o yaralı gazilerimizin halleri zaten bu konudaki duruşu çok açık net ortaya koyuyor. Ayakları olmayan, kolları olmayan, âmâ duruma düşmüş olan, sağır duruma düşmüş olan orada gazilerimiz var. Bunlar hep terörle mücadelede oldu. Bunları nereye koyacağız? Sen bir siyasi partisin, senin terör örgütüyle arana bir mesafe koyman şart. Sana avukatlık görevi düşmez burada, bu çatının altında bunu yapamazsın. Şu anda benim Hakkari Şemdinli İlçe Teşkilatımın 3 kez büro malzemeleri dışarı çıkarıldı ve terör örgütü tarafından yakıldı, imha edildi. Yüksekova Teşkilatım sürekli hep tehdit altında, daha şurada kısa süre önce İlçe Başkanımın evine ne yazık ki bomba attılar. Bingöl'de Karlıova Teşkilatıma aynı şekilde bomba attılar, Bingöl İl Teşkilatıma roketatar attılar, Tunceli İl Başkanımın hizmet aracına, ticaretle uğraşıyor, içindeki bütün malını boşalttılar, gasp ettiler, ondan sonra aracı yaktılar, ondan sonra da şoförlerine şu tehdidi salladılar: Söyle Başkanına siyasetten çekilsin. Demokrasi mücadelesi bu mu? Ondan sonra BDP çıkıyor kürsüde biz barış yanlısıyız diyor, sen nasıl barış yanlısısın ya, böyle barış yanlısı olmak olur mu?

Sonra köşe yazarları diyor ki "buna rağmen git görüş." Kusura bakma, o kadar meraklıysanız gidin siz görüşün, bizim bu noktada görüşecek hiçbir şeyimiz yok.

Barış ve Demokrasi Partisi kendi politikalarını, kendi üslubunu, kendi dilini oluşturmaktan uzak bir görüntü arz etmektedir. Adres olarak kendini değil İmralı'yı gösterecek kadar kendisini inkar eden bir siyasi partiyle neyi ve nasıl görüşebilirsiniz, çok açık net ortada. BDP'nin, milli birlik ve kardeşlik projesine karşı çıkması, süreci tahrik etmesi, kendisini de çok yakından ilgilendiren Anayasa değişikliğinde kendi milletvekillerinin iradesine ipotek koyması son derece manidardır. Bir taraftan çıkacak diyeceksin ki bizim partimiz 5 kere kapatıldı, 6 kere kapatıldı, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıracak, adeta engelleyecek maddenin görüşüleceği bir oylamada sen milletvekillerini "sakın ha, oy kullanamaya gitmeyeceksin" diyorsun. O zaman burada değerli kardeşlerim, bir tuzak yok mu? Demek ki bunlar terörden nemalanıyorlar, terörden. Birisi bir boyutundan nemalanıyor, bir diğeri diğer boyutundan nemalanıyor, yaptıkları iş bu. Bize göre milletten oy alan her parti demokrasiye güç vermeli, milletten aldığı emaneti başka adresler göstererek, sorunu başka adreslere havale ederek heba etmemelidir. Terör karşısında ortak duruş sergilemek, hukukun da, demokratik siyasetin de önemli bir gereğidir. BDP'nin Türkiye genelinde aldığı oy oranı bellidir. Bu oyu belli bir etnik grubun sözcülüğü veya temsilciliği olarak görmek; değerli arkadaşlarım, ekranları başında bizi izleyenler, çok yanlıştır. Terör örgütü nasıl böyle bir temsil gücüne sahip değilse, benim Kürt kökenli kardeşlerimin temsilcisi değilse, BDP'yi de ben Kürt kökenli vatandaşlarımın temsilci olarak görmedim, görmüyorum ve görmeyeceğim. AK PARTi ile BDP'nin bölgede aldıkları oylar karşılaştırıldığında bu tablo çok daha açık net şekilde görülecektir. Benim şu anda Grubumun içerisinde BDP'nin Grubundan çok çok daha fazla Kürt kökenli milletvekili arkadaşlarım var, bizim böyle bir sıkıntımız yok, böyle bir ayrımcılığımız yok. Biz hep beraber doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine Türkiye'nin tüm etnik unsurlarının temsilcileriyle oluşmuş bir siyasi partiyiz, bizim yapımız bu.

Biz her zaman için sorunların çözülme yeri olarak siyaseti ve demokrasiyi görüyoruz. Ancak, terör örgütünün avukatlığına savunmak, kabul edilebilir bir siyaset tarzı değildir. Terör ve şiddeti bir yöntem olarak kabullenmek, demokratik bir tavır değildir. Teröre karşı ortak mücadeleye yanaşmayan, kendisini demokrasinin ve hukukun tarafında terörün karşısında konumlandıramayan bir anlayışla görüşmek, soruyorum; nasıl bir fayda sağlayabilir? Çözüm süreçlerine katkı veren değil, çözümü sabote eden üslup ve yaklaşımları milletimiz görüyor. Güneydoğu'da, Doğu'da, Türkiye'nin genelinde yaşayan tüm Kürt kökenli kardeşlerim görüyor, gayet iyi de takdir ediyor. MHP ve BDP, terörle ortak mücadeleye varız, ortak harekete varız, terörün son bulmasına varız diyorlarsa, bu konularda somut bir önerileri varsa görüşmek benim için bir anlam taşır. Aksi halde, elini yumruk yapanla tokalaşılmaz. Gözünüzü, kulağını kapayanla, ağzından çıkanı kulağı duymayanla konuşulmaz.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi, Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi ve Demokratik Sol Parti'yle gerçekten çok verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Hükümet olarak 7,5 yılda terörle mücadele konusunda attığımız adımları kendilerine aktardık. Tabii bunlar A'dan Z'ye bütün detaylarıyla anlatılmış konular değil. Belli bir çerçeve içerisinde yarım saatle 45 dakika arasında kendilerine bu süreci özetledik. Tabii kendi kanaatlerini almak istedim. Bazı kanaatler sergileyen liderler olduğu gibi, çok kısa, nitekim basına yaptıkları açıklamalarda ifade ettikleri gibi beyanları oldu ve bize yaptıkları çalışmaları kitapçık halinde veren liderler de oldu ve bunlar üzerinde de ayrıca çalışmaları tabii ki sürdürüyoruz. Biz de kendilerine şunu söyledik: Çok daha detay bilgiler arzu ederseniz bu konuda da biz sizlere hangi konu başlıklarında istiyorsanız arkadaşlarımızı görevlendiririz, sizler de kimi görevlendiriyorsanız arkadaşlarımız gelir onları A'dan Z'ye bilgilendirirler. Bu güvenlik konusunda olabilir, bu ekonomiyle alakalı olabilir, bu bölgedeki ulaştırmadan, eğitimden, sağlıktan enerjiye, TOKİ'ye, KÖYDES, BELDES, aklına ne gelirse her alanda nelerin yapıldığını görme açısından bunları da biz sizlere detaylarına varıncaya kadar aktarabiliriz. Çünkü, derdimiz hiçbir şey açıkta kalmasın. Her şey bilinsin, görünsün ve bu mücadeleyi de ortak yürütelim. Terörle mücadelenin yanında, tabi bölgenin ekonomik kalkınmasına, sosyal restorasyonuna, demokratik ve kültürel haklara kavuşması için attığımız tarihi adımları kendileriyle bir kez daha paylaşma fırsatını böylece bulduk.

Değerli arkadaşlarım, şu an itibariyle bizim AK PARTi hükümetlerinin Doğu ve Güneydoğu illerine tahsis etmiş olduğu, bakın bunu tekrar sizlerin yine çok iyi bilmeniz, kaydetmeniz lazım ve ekranları başında bizleri izleyenler burayı da gayet iyi bilmeli; şu 7,5 yılda harcadığımız tüm yatırımları söylüyorum, 25 milyar Türk Lirasıdır, yani eski rakamla 25 katrilyondur. Güneydoğu ve Doğu illeri, GAP-DAP da bunun içindedir. Eğitim, sağlık, adalet, emniyet, enerji, ulaşım, toplu konut, bütünüyle çiftçi, tarım, köyler, KÖYDES, BELDES; bütün bunlar bunun içerisindedir. Eğitimde yaklaşık 40 bin yeni dersliği tamamladık. Doğu illerimizde şu anda faaliyet gösteren dersliklerin yüzde 51'i, Güneydoğu'daki dersliklerin yüzde 74'ü -dikkat ediniz- bizim dönemimizde bu illere kazandırılmıştır. Bundan daha açık, net bir şey olabilir mi? Bölgede 6 bin öğrenci kapasiteli 17 yurt inşa ettik. Doğu Anadolu Bölgemizde bu dönemde 44 yeni hastane, 14 yeni ek blok, 130 sağlık ocağı inşa ettik.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletim, ekranları başında bizi izleyenler; bakın ihmal edilmiş olan bir Doğu Anadolu'yu nasıl abad ettiğimiz, abad etmeye çalıştığımızı gösteriyorum. Bunlar bir iane değil; devletin ihmal edilmiş bir görevinin AK PARTi iktidarıyla yerine getirilmesidir.

Güneydoğu Anadolu Bölgemize ise 32 yeni hastane, 17 blok, 115 sağlık ocağı kazandırdık. GAP eylem planını açıkladık. 2008 ve 2009'da 4,7 milyar Türk Lirasını GAP için tahsis ettik. 3,9 milyar Türk Lirası harcama şu ana kadar gerçekleştirilmiştir. KÖYDES için 2 milyar Türk Lirası harcama yaptık. Yolu olmayan, suyu olmayan köy kalmasın diyoruz ve kararlılıkla buna devam ediyoruz.

Değerli kardeşlerim; işte hep örnek veririm Bahçesaray'ı. 11 ay Van'a ulaşımı kesik olan -düşünebiliyor musun- bir ilçe. Ve 12 ay şimdi Van iliyle irtibatını kuran iktidar bizim iktidarımızdır, bundan daha somut örnek olabilir mi? Geçenlerde Van milletvekilimiz Gülşen Hanım kardeşimiz yine milletvekili arkadaşlarımızla birlikte Bahçesaray'da uluslararası bir organizasyon gerçekleştirdiler. Tabi o gün şehitlerimizin de anıldığı gün olduğu için, o gün defin törenlerini yaptığımız gün olduğu için programın eğlence kısmı iptal edildi, sadece fikri tartışmaların, müzakerelerin, sempozyumların, panellerin yapılmasıyla uluslararası böyle bir organizasyon Bahçesaray'a hamd olsun nasip oldu. İşte bunlar böyle oluyor. TOKİ bu bölgelerimizde yaklaşık 6 milyarlık yatırım gerçekleştiriyor. Şu ana kadar Doğu Anadolu Bölgemizde yaklaşık 36 bin, Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yaklaşık 31 bin yeni konut inşası yaptık. İki bölgede yaklaşık 49 bin konutu tamamladık ve sahiplerine teslim ettik. Sosyal yardımlar kapsamında bölgede ihtiyaç sahiplerine 3 milyar Türk Liralık ayni ve nakdi yardım dağıttık.

Şu rakamlar da son derece önemli: Doğu Anadolu Bölgemizde -bakınız buna hakikaten dikkat edelim, hatta kayda alalım- 2002 yılında sigortala çalışan sayısı ne biliyor musunuz? 147 bin. Bugün bu sayı nereye ulaştı biliyor musunuz? Nisan ayı itibariyle veriyorum size, 318 bin. Bakınız nereden nereye. İşte sosyal devlet olmanın gereğini, sosyal güvenceyi, halkına getiren iktidar hangisi? Biz. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde sigortalı çalışan sayısı biz geldiğimizde neydi biliyor musunuz? 175 bin. Şu anda ne oldu biliyor musunuz değerli kardeşlerim? 432 bin. Yüzde 100'ün üzerinde. Üretim noktasında da bölgede çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Bölge illerinin ihracatı yüzde 29 ila yüzde 9 bin arasındaki oranlarda artış gösterdi. Yani ben bunu özellikle siyasi parti liderlerine hatırlatmak istiyorum. Yani illeri dolaşırken orada bir vatandaşımızın verdiği bilgiyle kalkıp o ilin durumunu değerlendiremezsiniz, yazık olur. Veyahut da bir siyasi partinin mensubu olarak verilmiş bilgilerle değerlendiremezsiniz. Ben size resmi rakamları veriyorum. Ve bu konuda da istediğiniz bilgiyi, bu ilgili merciler sizlere bizzat verebilirler.

Bakınız, Muş ilimiz 2002'de 70 bin dolar ihracat yaparken, lütfen bu rakama dikkat edin, 2009 yılında 6,7 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Nereden nereye. Bizden önce binler konuşulurken, şimdi milyonlar konuşuluyor, yarın inşallah milyarlar konuşulacak.

Ağrı'nın ihracatı değerli kardeşlerim, o da çok çok enteresan, 2002 sonu itibariyle Hakkari'nin ihracatı 4,8 milyon dolar iken 417 milyon dolara, Ağrı'nınki de 4,3 milyon dolardan 40 milyon dolara tırmandı. İhracatı konuşuyoruz. Şırnak'ın ihracatı 21 milyon dolardan nereye çıktı biliyor musunuz? 606 milyon dolara çıktı değerli arkadaşlarım. Bu neyi gösteriyor? Bu bölge halkının, bölge insanının artık bir ihracatçı konumuna nasıl yükseltildiğini çok açık net ortaya koyuyor.

Kurduğumuz üniversitelerimiz bölgelerimiz için, bu bölgedeki gençlerimiz için umut ışığına dönüştü. Edirne'nin imkanlarını artırırken, Hakkari'yi ihmal etmedik değerli arkadaşlarım. Muğla kalkınırken, Muş geri kalsın demedik. İstanbul büyürken, Diyarbakır'ı kendi haline, kendi kaderine terk etmedik. Eğer Kocaeli zenginleşirken, Tunceli fakirleşiyorsa bu refah artışı olmaz, bu kalkınma olmaz, büyüme olmaz. O zaman biz kendimizi zaten affetmeyiz, biz bunun için gelmedik. Biz İstanbul nasıl kalkınmışsa, kalkınıyorsa, aynı şekilde Hakkari de kalkınacak, Muş da kalkınacak. Ama biz kalkar Hakkari'nin yollarını yaparken, Hakkari'de barajlar inşa ederken, oradaki müteahhitlerin iş makineleri yakılırsa, bombalanırsa, oradaki yatırımları nasıl biz süratle tamamlayalım? Yol yapılırken o müteahhidin iş makineleri yakılırsa, biz o yolları nasıl tamamlayalım değerli kardeşlerim? Biz bunları anlatmayacağız da ne yapacağız? Hakkari'ye hastane yapacaksın provoke, Yüksekova'ya hastane yapacaksın provoke. Yani onunla iftihar etmiyorlar ve aksine giden doktorlar bile tehdit ediliyor. Onun için de uzman doktorlar o bölgelere gitmek istemiyor. Daha başkasını söyleyeyim sizlere. Toplu Konut İdaresi olarak konut yapıyoruz ya konut. Birkaç tane belediye başkanı, kalkıyor benim TOKİ Başkanımı tehdit ediyor, buraya gelme diyor. Burada bunları yapamazsın diyor. Bu adımları atmayacağız da ne yapacağız? Biz kentsel değişim, dönüşüm diyoruz. Tezeklerle yapılmış binalardan vatandaşımızı, halkımızı bu bölgelerde istiyoruz ki modern konutlar içerisine yerleştirelim, bunu arzu ediyoruz, istemezük diyorlar. Anlayış bu. İşte buradan terörü besliyorlar ve diyorlar ki bak devlet buraya geliyor mu? Gelmiyor. Hem bunları yapıyorlar, ön kesiyorlar, arkadan da bak devlet gelmedi diyorlar, gelmiyor diyorlar. Biz buna rağmen barajları yapmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Sağ olsun, canını, her şeyini ortaya koyan müteahhitlerimiz yine de var. Güvenlik güçlerimizle beraber onlara gerekli desteği veriyoruz, yola devam ediyoruz, edeceğiz mecburuz. Çünkü, orada eğer biz o kuru ovaları sulayacaksak, bizim bu sulama kanalları için barajlara ihtiyacımız var. Biz o kış mevsimlerindeki eriyen o dağlardaki karların sularını bir yerlerde kalkacağız onları regüle edeceğiz. Ondan sonra da inşallah bu kuru topraklar o suyu bekliyor. Onunla onların inşallah biz kalkacağız, bereketli hale getirecekleri o toprağın suyunu sağlayacağız. Bizim eş zamanlı bir kalkınmayı, eşit ölçekte bir kalkınmayı gerçekleştirmemiz gerekiyor.

Tabi dün Sayın Kılıçdaroğlu, fabrika yapmayı tavsiye etti. Biz devlet olarak fabrika yapmayı gerçekten o bölgede yapılması gerektiği halde özel sektörün girmediği alanlarda zaten yapıyoruz. Bakınız Et Balık Kurumları bizim iktidarımız öncesinde özelleştirmeyle kapatılmıştı. Ama biz geldik Doğu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi dahil olmak üzere ülkemizi şöyle ortadan dikey olarak çizelim, tüm Doğu, Güneydoğu, Doğu Karadeniz o bölgeleri kapsayacak şekilde ne kadar Et Balık Kurumu varsa, bunların hepsini tekrar renove ettik, gözden geçirdik, restorasyonlarını bitirdik ve onları üretime sevk ettik. Ve bunları yaparken bir taraftan da iktidara geldiğimiz andan itibaren besi hayvancılığını da teşvik ediyoruz, biraz sonra ona da değineceğim.

Ve değerli arkadaşlarım, fabrika kurmakla sadece orada devlet olarak siz işsizliği gideremezsiniz. Yani bunu vatandaşımın çok iyi bilmesi lazım, niçin? Artık emek yoğun bir teknoloji yok, geçti o iş. Artık teknoloji yoğun bir yatırım anlayışı var. Yani siz bir tekstil fabrikası kurarsınız, ama bu tekstil fabrikasında geçmişte 500 kişi istihdam ediyorsanız, bugün orada 50 kişi istihdam edersin. 50 kişiyle bu iş çözülür mü? Onun için bizim daha çok insanı istihdama yönelik hizmet sektörü ağırlıklı, işte bakın eğitim, sağlık diyoruz değil mi? Az önce ne kadar okul, ne kadar hastane buna benzer şeyler açıyor, kuruyoruz. İşte buralarda meydana gelen istihdam sebebiyledir ki bu kadar sigortalı elemana ne olduk? Sahip olduk. Yüzde 100'ün üzerinde artış istihdamda böyle sağlandı. Şimdi bu yapılan istihdamı tabi Sayın Liderin de görmesi lazım, bilmesi lazım. Bu arada da biz, özellikle bu Güneydoğu,  Doğu, bütün bu bölgeyi biliyorsunuz 4. bölge olarak o kapsama aldık ve ayrıca bu bölgeyi ne yapıyoruz? Teşvik kapsamı içerisinde ciddi teşviklerle sürekli olarak devleti de işin içine sokmak suretiyle teşvik ediyoruz. Ve istiyoruz ki özel sektör burada girişimci olsun ve kısmen bu başladı. Bundan sonra da artarak devam edeceğine inanıyorum. Bunun en güzel örneğini de Gaziantep teşkil ediyor. Gaziantep'te bu bölgelerin içinde bir ilimiz. Demek ki bak olan yerde oluyor. Ve şu anda Gaziantep ciddi bir çekim alanı durumundadır. Erzurum aynı şekilde bakın olmaya başladı. Biz kalkıp da Hakkari'yi, Muş'u sürekli olarak örnek gösterirsek yanlış yaparız. İşin genelini ele alacağız ve GAP-DAP, bütün bunları şöyle bir gözden geçirdiğimizde sadece bu projelerimizi inşallah tamamladığımızda 4 milyon işsizimiz iş sahibi olacak. Ve bu süreç devam ediyor ve biz bu yatırımları sadece terör örgütünü, istismar zeminini ortadan kaldırmak için, terörizmle çok yönlü, çok boyutlu bir mücadele yürütmüş olmak için yapmadık. Terör örgütü olsa da, olmasa da biz bu yatırımları yapardık ve yapıyoruz. Biz insanımız için, yavrularımız için, vatandaşlarımız için bu hizmetleri vermeye, bu yatırımları yapmaya mecburuz. Çünkü biz, insanı yücelt ki devlet yücelsin anlayışına sahibiz. Biz siyaseti insan için yapıyoruz, gönül kazanmak için yapıyoruz, hayır duası almak için yapıyoruz, bölge insanımız daha mutlu olsun, daha huzurlu olsun, daha müreffeh bir yaşama sahip olsun diye yapıyoruz.

Değerli kardeşlerim; bakın bu arada bölgede tarım ve hayvancılık noktasında hayati rol oynayan, az önce ifade ettiğim Et ve Balık Kurumu konusunda bazı bilgileri sizlerle paylaşmak isterim. Bunu bilin, yani Et ve Balık Kurumları ne zaman kapatılmış bunu bilmeniz lazım. Hangi iktidar döneminde kapatılmış, bunu bilmeniz lazım. Et ve Balık Kurumu 1992 yılında özelleştirme kapsamına alındı. Tam 13 yıl -partilerin adını vermeyeceğim, onu da vatandaşım artık araştırsın, verirsem bu süreci belki gölgelemiş olurum, bunu gölgelemek istemiyorum- özelleştirme kapsamında kaldı. 28 işletmesi değişik şekillerde elden çıkarıldı. 2005 yılında biz Et ve Balık Kurumunu özelleştirme kapsamından çıkardık. Erzurum, Bingöl, Van, Diyarbakır, Adana, Sakarya, Ankara-Sincan ve Ağrı kombinalarını Tarım Bakanlığına bağladık. Bu aşamadan itibaren Et ve Balık Kurumu süratle modernize edildi. 2006 yılından 2010 yılına kadar Ağrı, Diyarbakır, Adana, Bingöl, Ankara-Sincan, Sakarya ve Van kombinalarının eskiyen teknolojileri yaklaşık 70 milyon Türk Lirası, yani 70 trilyon harcanarak yenilendi. Yine Et ve Balık Kurumu'na Kamu İhale Yasası değişimiyle Türk Silahlı Kuvvetlerine ve kamu kuruluşlarına ihalesiz sözleşme ile et satma imkanı getirildi. Şu anda da Et ve Balık Kurumu bulunduğu illerde önemli bir üretim ve istihdam kapısı olmaya devam ediyor.

Tarım noktasında yine bölgede bir sessiz devrimi gerçekleştirdik. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine verilen toplam tarımsal destek, bu da kayıtlara alınırsa isabetli olur, 2002 yılında yani biz gelmeden önce 647 milyon iken, çok önemli bu, 2009 yılında 1 milyar Türk Lirasına çıkarıldı. 2003-2010 arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde çiftçilerimize verilen yardım neydi biliyor musunuz? Bize diyorlar ki, çiftçileri ihmal ettiniz, buyurun ben size rakam söylüyorum; toplam 9 milyar 818 milyon Türk Lirası destek verildi.

Değerli kardeşlerim, 2002 yılında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemize verilen hayvancılık desteği 7,7 milyon Türk Lirası. Biz geldik 2009 yılında 27 kat artarak 209 milyon Türk Lirasına çıkardık. Şimdi ikide bir diyorlar bize böyle böyle hayvancılığı batırdınız, bitirdiniz, şöyle yaptınız böyle yaptınız; işte buyurun verdiğimiz destekler. Fakat ülkemizde bir sıkıntımız var. Bizde spekülatör çok. Spekülatörlük yapanlara söylüyorum. İşte fırsatını buldular, hayvan arzını bir kestiler, kestikleri anda ne oldu? Et fiyatları bir anda tırmandı. Ben de boş durmuyorum, baktım ki halkımın şikayetleri var, arkadaşlarımı marketlere gönderdim, marketlerden fiyatları aldırdım ve enteresan aynı spekülatörlük marketlerde de yapılıyor. Birisinde fiyat 20-19, bir diğerinde bakıyorsun 27-28. İnsaf. Bu defa biz ne yapmak zorunda kaldık? Hemen dedik ki biz hayvan ithali yapacağız ve Et Balık'la piyasaya ucuz et, kıyma, kemikli, bonfile neyse vesaire bunları süreceğiz. Bir anda hemen fiyatlar düşmeye başladı. Bu ara yine biraz baktık kıpırdanmaya başladı. Tabi biz ithale devam ettireceğiz. Ya dürüst olacaklar, samimi olacaklar, halkımızın ucuz et yemesine katkıda bulunacaklar, yoksa kusura bakmasınlar biz et ithaline devam ederiz ve halkımıza da ucuz et yedirmeye devam ederiz, bu böyle. Ama hayvancılığı da asla ülkemizde öldürmeyiz. Çünkü, biz bu konuda dürüst olan besiciye de desteğimizi vermeye devam ediyoruz, devam edeceğiz. Kalkınma kooperatiflerine verilen desteklerde Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdık.

Değerli arkadaşlar, tabi siyasi parti liderleriyle görüşmelerimizde de gündeme gelen terörle mücadelenin güvenlik boyutuyla ilgili bir hususu da burada sizlere aktarmak isterim. Çünkü, yani yazılı ve görsel medyada birçok şey farklı yerlere doğru çekiliyor. Terörle mücadeleyi yürüten güvenlik güçlerimizin eğitimlerinin artırılması, uzmanlaşmaya geçilmesi, yani yönetim ve taktiklerinin artırılması, zenginleştirilmesi bu noktada bütün bunlarla ilgili konular Silahlı Kuvvetlerimizde de düzenli olarak değerlendiriliyor. Emniyet Teşkilatımızda aynı şekilde değerlendiriliyor. İktidara geldiğimiz günden itibaren terörle mücadele konusunda kararlı bir siyasi irade ortaya koyduk. Gerek Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında, gerek Bakanlar Kurulu ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu toplantılarında terörle daha etkin mücadele vermenin yollarını sürekli değerlendirdik.

Değerli arkadaşlarım, terörle mücadele kısa süreli değildir. Akşamdan gündüze değildir. Bunu bu şekilde yorumlayanlar ve bu şekilde işte yine iktidara vurmak isteyenler hep bunu seçiyorlar. Bakıyorsunuz, bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor. Tek hedef; acaba biz AK PARTi iktidarını, bu Hükümeti nasıl zayıflatırız?

Bakınız biz savunma sanayine tarihinde olmadığı ölçüde yatırımlar yaparak yerli teknolojiyi bu dönemde geliştirdik. Ve bu gelişirken bir diğer taraftan da sürekli olarak değerli arkadaşlarım şunu güvenlik güçlerimize söyledik: Eksiğiniz var mı, nerede ne eksiğiniz var? Varsa söyleyin. Bize söyledikleri hep şu olmuştur: Hiçbir eksiğimiz yok, her şey bizim için temin edilmiştir, vardır. Şimdi bütün bunlar ortadayken ve bu gayreti ortaya koyarken, değerli arkadaşlarım; hâlâ bazı televizyonlarda garip garip şeyler konuşuluyor, ediliyor. Bunlar sizleri aldatmasın, bunlar sizleri farklı yerlere çekmesin. Bakınız, şu anda tamamen yerli olan 150 civarında mini insansız hava aracı görev yapıyor. Bunlar yerli, ithal değil. Ve bugün öğleden sonra Genelkurmay Başkanımız ve Milli Savunma Bakanımızın katılımıyla bir tören gerçekleştirilecek. Bu törende tamamen yerli üretim ilk insansız hava aracının hangar çıkış merasimi gerçekleştirilecek ve bunun testi yapılacak. Bu araçlar, heronların sahip oldukları özellikleri taşıyorlar ve daha yüksek irtifaya da çıkabiliyorlar. İnşallah 2012 yılında ise ilk Türk istihbarat uydusunu da fırlatacağız. Terörle mücadelede uluslararası iş birliği elbette çok önemli. Ancak bu mücadelede yerli imkan ve kabiliyetleri daha da güçlendirmenin gayreti içerisindeyiz.

2 yıl önce çatışma riski yüksek olan bölgelerde iyi eğitimli uzman personelin değerlendirilmesine karar vermiştik. Bu konuda önemli mesafeler aldık. Şu an önemli sayıda uzman personel görevlendirilmiş durumda. Amacımız, özellikle hudut bölgesinde tamamen profesyonel personelin görev yapmasıdır. Arazi şartlarını bilen ve terör örgütünün taktik hamlelerine karşılık verebilecek donanıma sahip personelle bu mücadelenin verilmesi, en iyi neticenin alınması ve en az kaybın verilmesi açısından yararlı olacaktır. Dönemimizde bu bölgede görev yapan personelin eğitimini önemli ölçüde geliştirmiştik. Ancak yaşanan olaylar gösterdi ki eğitimli de olsa er ve erbaş yerine tamamen profesyonel ekiplerle mücadele edilmesi büyük önem taşıyor. Parti ziyaretlerimizde gündeme gelen bu konuyu tüm boyutlarıyla değerlendiriyoruz. İstiyoruz ki sınır boylarında ve riskli bölgelerde tamamen profesyonel personelden oluşan ekipler görev yapsın. Bunlar ayrı bir ordu, özel bir ordu değil, basına böyle sızan bazı şeyler de var, biz özel bir ordu kurmuyoruz, bu yanlışlığı da burada hemen düzelteyim. Özel bir ordu değil, bunlar hudut birlikleri olacaktır, özel hudut birlikleri. Mevcut bünye içinde farklı statüde 5 yıl veya daha üzeri bir süre görev yapacak uzmanlaşmış bir personel olacaktır. Bu 5 artı 1 olur, 5 artı 4 olur vesaire. Bunların değerlendirmeleri yapılıyor ve karar verildikten sonra da oturacağız yasal düzenlemesi neyse bunu da süratli yaparak inşallah adımı atacağız. Kritik ve hassas bölgelerde belli bir süreyle sınırla olarak profesyonel güvenlik gücü şeklinde terörle mücadele edeceklerdir.

Tabi burada bir şeyi açıklamam lazım. Yani kırsal bölgeyle meskun bölgenin güvenlik ekiplerinin çok farklı donanıma sahip olması şart. Ve onların bağlı oldukları yerler konusu da tabi ayrıca değerlendiriliyor, değerlendirilecektir. Ve buna göre adımları atıp kararı verme bu konuda bu konunda katkısı olacak olan gerek Silahlı Kuvvetlerimiz, gerek İçişleri Bakanlığımız, gerek Milli Savunma Bakanlığımız, gerek Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanımız, hep birlikte, İstihbarat Teşkilatımız oturacağız konuşacağız, nihai kararı vereceğiz ve ondan sonra adımımızı atacağız. İşte bu yıl içinde çalışmayı inşallah hayata geçirmiş olacağız. Halihazırda sınır güvenliğiyle ilgili ilave tedbirleri de hayata geçiriyoruz ve hudut birlikleri karakollarını daha muhkem bir şekilde yeniden inşa ediyoruz. Toplu Konut İdaremiz 150 adet iç güvenlik ve hudut karakol tesisiyle 141 adet müstakil gözetleme kulesi ve 662 kilometre hudut yolu yapıyor. 15 karakol şu anda tamamlandı. Diğerleri de inşallah kısa süre içinde tamamlanacaktır.

Özetle, terörle mücadele noktasında çok boyutlu çalışmalar yaptık. Tüm imkanları seferber ettik, ekonomik, sosyal, psikolojik projeleri devreye aldık. Terörle mücadele işin diplomatik boyutuna gelince gerek şahsım, gerek diğer bakan arkadaşlarım hep birlikte Avrupa Birliği üyesi ülkeler, komşu ülkeler Irak, İran, Suriye hepsiyle görüşmeleri yapıyoruz, Rusya'yla aynı şekilde görüşmeleri yapıyoruz, Amerika Birleşik Devletleri ile yoğun bir şekilde bu görüşmeleri yapıyoruz. Çünkü diplomatik noktada bu temaslar eğer dışarıdan kuşatmanın önünü kesmezsek, bu perdelemeyi kesmezsek oradan gelen destekler ortadan kaldırılmazsa bu sıkıntı yine devam edecektir. Bu adeta bir kanser mikrobu gibidir. Bunun metastaz yapmasına müsaade etmeyeceğiz. İnşallah bunu vücuttan çıkarmanın gayreti içinde olacak.

Değerli arkadaşlarım, demokrasi güvenlik dengesinden asla taviz vermedik. Ne güvenliği demokratik haklara, ne de demokratik hakları güvenliğe çiğnetmedik. En son milli birlik ve kardeşlik projesiyle hem bölge adına, hem ülkemiz adına yeni bir süreci başlattık ve bu süreci de kararlı bir şekilde yürütüyoruz. Şu anda bazen fırsat bulduğumda televizyonlarda dinliyorum. İşte demokratik sürece gevşettiler, milli birlik ve kardeşlik projesinin içi boş vesaire. Ben içi boş diyenlere sesleniyorum. İçini doldurmak için ne biliyorsan onu söyle, ne biliyorsan onu söyle. Böyle bir katkıda bulunursan başım gözüm üstüne. Kuru kuruya içi boş demekle bu ülkeye katkın olmaz, yanlışlık yapıyorsun. Demokratik süreç durduruldu; asla, aynen bu mücadele de devam ediyor. İşte Pazar günü de Türkiye'deki kadın STK'larla İstanbul'daki Ofisimizde yine bir toplantı yapacağız ve kadın STK'ların da neler söylediğini bizzat kendilerinden dinleyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, terörle mücadele noktasında siyasi partilerin önerilerini de bu görüşmelerde dikkatle dinledik, not ettik, görüşmeler bir monolog tarzında değil, interaktif bir tarzda karşılıklı istişare şeklinde gerçekleşti. Eleştirileri cevaplama, önerileri müzakere etme imkanımız oldu. Gerek terörle mücadele konusunda, gerek diğer milli ve kronik meselelerde benzeri istişarelerin yapılmasını arzu ediyoruz. Partilerimiz artık önemli memleket meselelerinde daha fazla bir araya gelmeli, diyalog ve uzlaşıyı daha fazla hayata geçirmelidir diyorum.

Değerli arkadaşlarım, son olarak bir konuya değiniyorum. Anayasa değişikliğinin referandumla ilgili boyutu, ki biraz sonra öğleden sonraki çalışmamızda bunu tüm Genişletilmiş İl Başkanlığı Toplantısına katılan arkadaşlarımla ayrıca paylaşacağız. Ama burada söylemem gerekenleri sizinle paylaşıyoruz. Ve Türkiye'nin 81 vilayetine, 892 ilçesine, 34 bin 413 köyüne, 73 milyon vatandaşımızın her birine tek tek ulaşacak, kendilerine en açık, en anlaşılır şekilde değişikliklerin neler olduğunu anlatacağız.

Değerli arkadaşlarım, ilk mitingimizi 24 Temmuz inşallah Bingöl ve Elazığ'da yapıyoruz. 24 Temmuz'dan 12 Eylül'e kadar bizzat şahsım 36 ile gidecek ve buralarda mitingler yapacak, mitingler dışında da özel toplantılar yapmak suretiyle gece-gündüz demeden çalışmamıza devam edeceğiz. Aynı şekilde bakan arkadaşlarım, genel başkan yardımcılarım, milletvekillerimiz, tüm teşkilatımızla birlikte 12 Eylül tarihine kadar arkadaşlar, gece-gündüz demeden, durmadan, dur durak bilmeden, il, ilçe, belde, köy, tüm kapıları kadın kollarımız, gençlik kollarımız hep birlikte çalacağız ve bunu anlatacağız.

Doküman konusunda Genel Merkezimiz çalışmalarını yaptı, yapmaya devam ediyor. Anayasa değişiklik paketiyle ilgili sorular ve cevaplar başlıklı kitapçığımız hazır. Ve bugünden itibaren yeterli sayıda sizlere ulaştırılacak. 12 Eylül'de evet, referanduma evet diyeceğiz. Tabi burada gayet güzel, açık, net şekilde bilgileri göreceksiniz. Bu kitabın sizler tarafından dikkatlice okunmasını, özümsenmesini ve tereddütleri gidermek noktasında milletimizle paylaşılmasını çok önemsiyorum. Kitapta vatandaşlarımızın tereddüde düşebileceği, aklına gelebilecek 40 sorunun cevabı bulunuyor, bunlar tabi kamuoyu araştırmalarıyla tespit edildi. Aynı zamanda Anayasa değişikliği referandumunda evet demek için 40 neden de yine kitabın sonunda yer alıyor, son tarafında bunlar da var. Ayrıca bunlardan da bol miktarda basılacak, sadece o kısmı kapsayan, onlar da teşkilatlarımıza gönderilecek. Burada evet demek için 40 nedeni tek tek sıralamak vaktimizi alır. Ben sadece birkaç başlığı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kadınlarımız, çocuklarımız, özürlü kardeşlerimiz, yaşlılarımız, şehitlerimizin dul ve yetimleri, gazilerimizin, kısacası tüm dezavantajlı kesimlerin avantajlı konuma yükselmesine evet diyoruz. Çocuk istismarının önüne geçmek için evet diyoruz. Fişlemenin tarihe geçmesi, tarihe karışması için evet diyoruz. Yurt dışına çıkış özgürlüğünün genişletilmesine evet diyoruz. Vatandaşların mahkemeler dışında şikayetlerini iletecekleri bir kamu denetçiliği kurumunun kurulmasına evet diyoruz. 12 Eylül Darbesini yapan darbecilerin hesap vermelerine zemin hazırlamak için evet diyoruz. Mahkemelerin, kendisini halkın iradesiyle seçilen hükümetlerin yerine koymaması için evet diyoruz. Yargı bağımsızlığını güçlendirmeye, yargı tarafsızlığını sağlamaya, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son vermeye evet diyoruz. Anayasa Mahkemesi'nin tıpkı gelişmiş ülkelerdeki gibi çağdaş, demokratik ve geniş katılımlı bir yapıya kavuşturulmasına evet diyoruz. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruya, memurlara grev hakkına, toplu sözleşme hakkına evet diyoruz. Üstünlerin hukukundan, hukukun üstünlüğüne geçmeye evet diyoruz. Güçlü bir ekonomiye, itibarlı, büyük bir Türkiye'ye evet diyoruz.

Bu referandum milletimizin günlük hayatıyla doğrudan ilgili değerli arkadaşlarım. Bu Anayasa değişikliği Türkiye'yi değiştirecek, bu Anayasa değişikliği Türkiye'nin kaderini, Türkiye'nin manzarasını değiştirecek. Bu Anayasa değişikliği emeğimizin değer kazanmasını, ekmeğimizin çoğalmasını getirecek. Türkiye bu Anayasa değişikliğiyle yeni bir döneme, umut dolu aydınlık bir geleceğe adımını atacak. Bu tarihi değişikliğin sorumluluğunu üzerimizde taşıyoruz değerli arkadaşlarım. Biz AK PARTi Grubu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde üzerimize düşeni hakkıyla yerine getirdik. Milletin bize yüklediği emanetin hakkını orada verdik. Şimdi söz milletin, karar milletin.

İnanıyorum ki yine bir 12 Eylül günü aziz milletimiz bu büyük değişikliğe çok güçlü bir şekilde evet diyecek ve Türkiye için yeni bir dönemin kapıları aralanacaktır.

Şimdiden hepinize kolay gelsin diyorum. Bizim, milletvekilleri olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde girişini yazdığımız tarihin siz şimdi gelişme bölümünü yazacaksınız. Ve inşallah milletimiz de sonucunu yazacaktır.

Allah yar ve yardımcımız olsun, yolumuz, bahtımız açık olsun. Hepinizi sevgiyle selamlıyor, Anadolu'da, Trakya'da tüm kardeşlerimize selamlarımızı iletmenizi sizlerden rica ediyor, sizleri Allah'a emanet ediyorum.

Kullanıcı Adı
Şifre