AK Parti Grup toplantısı (02 KASIM 2010)

Başbakan Erdoğan’ın AK PARTi Grup Toplantısında Yaptığı Konuşmanın Tam Metni…(Video Haber)



03 KASIM 2010 - 02:24

AK PARTi Grup Toplantısı...

02.11.2010

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, haftalık olağan Grup Toplantımızın Partimiz, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar doğurmasını Allah'tan temenni ediyorum.

     Pazar sabahı Türkiye'nin ve İstanbul'un en kalabalık noktalarından birinde, Taksim Meydanında menfur bir terörist saldırı gerçekleşti. Hepinizin bildiği gibi, Taksim Meydanı 24 saat capcanlıdır, cıvıl cıvıldır. Her ilçeden, her ilden vatandaşlarımızla, kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla genciyle bu meydan dopdoludur. Farklı dinlerden, mezheplerden, etnik kökenlerden birçok turistin gelip gittiği, insanların burada huzur içinde yaşadığı, kol kola geldiği Türkiye'nin güzel bir fotoğrafını yansıtır bu meydan. Terör, kanlı yüzünü işte Türkiye'nin bu güzel fotoğrafı üzerinde göstermiş, bu birlik ve kardeşlik tablosunu hedef almıştır.

     Üzerindeki bombayı patlatan intihar bombacısı hayatını kaybetmiştir. 15'i polis ve 17'si sivil olmak üzere 32 kişi yaralanmıştır. Ben bugün Grup Toplantımız vesilesiyle bir kez daha milletimize, İstanbullulara, Emniyet Teşkilatımıza ve tüm yaralılara geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, hepsine Allah'tan acil şifalar temenni ediyorum.

     Öncelikle şunu belirtmek durumundayım: Değerli arkadaşlar, bu saldırının kim ya da kimler tarafından yapıldığı, hangi örgüt ya da örgütler tarafından icra edildiği, arkasında kimlerin olduğu ya da neyi hedeflediği elbette önemlidir. Nitekim güvenlik güçlerimiz olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için gereken çalışmaları yürütmektedirler. Ancak bunlardan daha önemli olan, saldırının terör olgusunu bir kez daha gözler önüne sermiş olmasıdır. Bu saldırıyla terörün kanlı ve kirli yüzü bir kez daha çok iyi anlaşılmıştır. Dünyanın en kalabalık meydanlarından birinde güvenlik güçlerinin olduğu kadar, kadınların, çocukların, masum insanların yoğun olarak bulunduğu bir bölgede üzerindeki bombayı patlatmak suretiyle toplu bir katliamı hedef alan anlayış, insana ait, insanlığa ait hiçbir hissiyatın sahibi olamaz. Masum insanları katletmeyi hedefleyen, kendi yaşamına da son veren bir anlayış, ancak büyük bir gaddarlıkla, büyük bir gözü dönmüşlükle izah edilebilir. Hiçbir ideoloji, hiçbir amaç, hiçbir hedef böyle bir gözü dönmüşlüğe onay veremez. Bu tür kanlı eylemleri meşrulaştıramaz. Bu saldırı, evet insanlık dışı bir saldırıdır. İşte onun için de bu saldırının hedefi Türkiye değil, milletimiz değil bizatihi insandır, bizatihi insanlıktır. Terörün hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir hassasiyet gözetmeden, hiçbir insani, vicdani, ulvi değer taşımadan nasıl insanı ve insanlığı hedef aldığını bu son saldırıda bir kez daha gördük. Çocukları katleden ya da çocukları hedef alan bir anlayış insani olamaz. Köyünden minibüsle il merkezine giden masum ve sivil insanlara saldırıp 9 canı katleden bir anlayış insani olamaz. Sabah namazını kıldırmak için evinden çıkan imamı öldüren anlayış insani olamaz. Ankara'da Anafartalar Çarşısı önünde otobüs bekleyen, iki gün sonraki düğünü için alışveriş yapan, asgari ücretle ev geçindiren, gecekondusuna gitmek için iş yerinden çıkan yoksul insanları katleden bir anlayış insani olamaz, vicdani olamaz. Hiçbir gerekçe, insanlıktan nasibini almayan-alamayan bu saldırganların vahşetini, gözü dönmüşlüğünü, kana susamışlığını örtemez, perdeleyemez.

      Biz tüm dünyaya nereden gelirse gelsin teröre karşı ortak hareket edelim çağrısını, işte terörün bu yüzünü gördüğümüz, bildiğimiz ve acısını özellikle yaşayan bir ülke olduğumuz için bu çağrıyı yapıyoruz. Biz diyoruz ki, kimin yaptığına bakmadan, hangi gerekçeyi öne sürdüğüne bakmadan, hangi inancı, hangi ideolojiyi taşıdığına bakmadan teröristi sadece terörist olarak görelim ve ona karşı hep birlikte tavır alalım. 8 yıllık süreçte gittiğimiz her ülkede, bulunduğumuz her platformda, bizi ziyarete gelen her yabancı konuk nezdinde bu tezlerimizi dile getirdik. Terörün bir insanlık suçu olduğunu ifade ettik. Teröre karşı tüm insanlığın ortak mücadele vermesi gerektiğini söyledik. Bu konuda önemli mesafe kat ettik. Özellikle Avrupa'da terörün kaynaklarının kesilmesi noktasında önemli gelişmeler oldu. Ama bugün bile tüm uyarılarımıza, tüm çağrılarımıza terör karşısında gereken kararlılığı göstermeyen ülkelerin ve siyasetçilerin akan kanın üzerlerine bulaştığını artık görmelerini istiyoruz. Terörden medet umanların, terör örgütünü teşvik edenlerin sonu her zaman içler acısı olmuştur. Çünkü, kirli oyun oynayanlar her zaman kirlenirler. Kan dökenler, kana bulaşanlar her zaman döktükleri kanda boğulurlar. Terörden medet umarak karanlık hesaplar yapanlar, karanlıkta kaybolup giderler. Bu sözlerim dışarıya olduğu kadar, içeriye de yöneliktir. Tekrar ediyorum; adı ne olursa olsun, hangi gerekçeyi öne sürerse sürsün, terör terördür ve terör insanlık suçudur. Özellikle vurguluyorum, terör eylemleri üzerine siyasi hesaplar yapanlar, amaç ve hedeflerine terör üzerinden varabileceklerini düşünenler, terör vasıtasıyla hükümeti ve demokrasiyi zaafa düşüreceklerini zannedenler, bu tür kanlı eylemlerle topluma korku ve yılgınlık aşılayabileceğini sananlar beyhude bir uğraş içindedirler. Büyük bir gaflet içindedirler. Terörist saldırılarla güven istikrarı bozacaklarını, Türkiye'nin gidişatına yön vereceklerini sananlar, her zaman hayal kırıklığı yaşamaya mahkumdurlar. 73 milyon vatandaşımız bu tür saldırılar karşısında yek vücuttur, tek yürektir. Bu tür karanlık oyunlar, her zaman milletimizin engin basiretiyle hamd olsun boşa çıkarılmıştır. Bundan sonra da aziz milletimiz bu tür kirli oyunları boşa çıkaracaktır. Açıkça, dürüstçe, cesurca teröre lanetlenemeyenler, terörün karşısında sesini yükseltemeyenler, akan her damla kanın vicdanlarından bir şeyleri alıp götürdüğünü görmek, milletimizin hissiyatından uzaklaştığını anlamak durumundadırlar. Başkasının terörünü lanetlemek yetmiyor, insanca duruş, insanca tavır, Hakkari'de imamın katledilmesini, minibüste sivillerin öldürülmesini, yangın söndürmeye giden insanlara tuzak kurulmasını, bu ülkenin ve bu milletin güvenlik güçlerine kalleşçe saldırılmasını lanetlemeyi gerektiriyor.

     Bakın değerli arkadaşlarım, İstanbul'daki saldırı elbette tüm boyutlarıyla aydınlatılacaktır. Ama açık olan bir şey var, bu saldırıların önemli bir gayesi de, milletin hissiyatını etkilemek, bu sayede politikalara yön vermeye çalışmaktır. Şu anda Emniyet Teşkilatımız bu konuda mesafe aldı, alıyor. Bu saldırılar, özellikle demokratikleşme süreçlerine sekte vurmayı, bir bütün olarak siyaseti ve demokrasiyi zaafa düşürmeyi hedeflemektedir. ... diyoruz. Adı üstünde, milleti dehşete düşürüp, korkutup, sindirip, yıldırıp ülkenin istedikleri mecraya girmesini sağlamaya dönük saldırılardır. Biz demokrasiyle güvenlik arasındaki o ince çizgiden bahsederken, işte terör örgütlerinin bu gayesini, bu hedeflerini bilerek bunu söylüyoruz. Terör örgütleri bu tetiş hareketleriyle istikrarı, güven ortamını, huzur ortamını hedef aldıkları kadar, demokrasiyi ve demokratikleşmeyi de hedef alıyorlar.

     Terör konusunu iç siyaset malzeme yaparak istismar edenler, terör örgütlerinin amacına hizmet ederler, başka bir şey yapmazlar. Terör üzerinden Hükümeti yıpratmaya çalışmak, terörle mücadele gibi bir milli meselde ortak bir duruş sergileyememek çok büyük bir yanlış olur. Tüm siyasi partilerimize tavsiyem; terör ve terörle mücadele konusunu siyasi çekişme ve polemik malzemesi yapmamalarıdır. Hükümet olarak biz terörle mücadeleden asla taviz vermeyiz, veremeyiz. Çünkü biliyoruz ki, güven ve istikrar, ancak güvenlik zafiyeti olmayan bir ortamda konulabilir. Yatırımlar, ancak güvenli bir ortamda yapılabilir. Demokratikleşme, ancak güvenlik kaygılarının en aza indiği zamanlarda hızlanabilir. Terörü sadece asayiş meselesi olarak görmeyen, terörle mücadeleyi askeri tedbirlere indirgemeyen, tüm boyutlarıyla meselenin üzerine giden iktidar, AK PARTi iktidarıdır.

     Terör örgütünün olumsuz tüm propagandalarına rağmen halkı kucaklayan, halka devletin şefkat elini uzatan, devlet-millet kaynaşmasını yeniden tesis eden tek iktidar AK PARTi iktidarıdır.

     Yıllar yılı bölge halkının tepkisini çeken yanlış politikalara son veren, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü güçlendiren iktidar AK PARTi iktidarıdır. Eğer terörle etkin mücadele edilmeseydi, Türkiye bugün bu noktalara ulaşamazdı. Eğer terörün dış bağlantılarının kesilmesi, destek kanallarının kapatılması, maddi kaynaklarının kurutulması gibi konularda gereken çalışmalar yapılmasaydı, şartlar bugünkü kadar lehimizde olamazdı. Eğer biz terörle etkin mücadele ederken demokratikleşmeye hız vermeseydik, bölgede yatırım yapmasaydık, sosyal politikaları hayata geçirmeseydik, devraldığımız kronik sorunlar daha da derinleşmiş, milletimizin birlik ve bütünlüğü daha büyük risklerle karşı karşıya kalmış olabilirdi. İşte bu yüzden milli birlik ve kardeşlik projesini hayata geçirmeye gayret ettik. İşte bu yüzden Anayasa değişikliğiyle demokratikleşmeye hız verdik. Biz halkımızı kucakladıkça, demokrasiyi güçlendirdikçe, hak ve özgürlükleri genişlettikçe daha adil, daha müreffeh yaşam şartları oluşturdukça, birileri bundan rahatsızlık duymaya başladı. Türkiye demokratikleşirse, hukukun üstünlüğüne geçerse, Doğuda, Güneydoğu'da, benim oradaki vatandaşlarımı artık daha fazla istismar edemeyeceklerinin farkına vardılar.

     Yatırımlar arttıkça, yoksulluk azaldıkça, işsizlik düştükçe, istismar gerekçelerinin de kaybolacağını fark edip endişeye kapıldılar. Önceki gün Ilısu Barajında incelemelerde bulundum. Ilısu Köyüne gidip orada yaptırdığımız 48 konutu hak sahiplerine teslim ettik. Ardından Şanlıurfa'ya geçtik. Ve 2'si Şanlıurfa'da olmak üzere 11 tesisin açılışını yaptık.

     Bölgenin kaderi değişiyor değerli arkadaşlarım, bölgenin çehresi değişiyor. 8 bin yıldır tarım yapılan topraklar, artık Fırat'ın, Dicle'nin suyuyla kucaklaşıyor ve 8 bin yıllık susuzluk sona eriyor.

     Bölgenin yoksulluğuna, işsizliğine, umutsuzluğuna çare olacak bu büyük yatırımlar, terör örgütü tarafından kendi varlığına bir tehdit olarak görülüyor ve engellenmek isteniyor. Yoksulluk bitmesin ki biz bölge insanını istismar edelim diyorlar. İşsizlik bitmesin ki gençleri kandıralım diyorlar. Suyla birlikte, yolla, hastaneyle, okulla, üniversiteyle birlikte bu yörelere insanca yaşam koşulları, demokrasi gelmesin istiyorlar. İşte ben bölge halkının terörün bu yüzünü artık görmesini bekliyorum. Çok şükür benim Kürt kökenli vatandaşlarım teröre prim vermiyorlar aslında. Ama tereddütleri olanların terörün artık iç yüzünü, gerçek yüzünü görüp cesur bir duruş sergilemelerini bekliyorum. Özellikle bölgedeki sivil toplum örgütlerinin, kanaat önderlerinin Türkiye'deki değişime daha fazla destek vermelerini, demokratikleşmeye daha fazla katkı sağlamalarını, teröre karşı seslerini daha fazla yükseltmelerini istiyorum. Şu 8 yılda AK PARTi Hükümetlerinin tüm Türkiye'nin olduğu gibi bölgenin de sorunlarıyla nasıl samimi şekilde ilgilendiğini, nasıl samimi şekilde çözümün peşinde koştuğunu herkes görüyor, ben ayrıca görmelerini istiyorum. Şunu da altını çizerek ifade ediyorum: Eğer bu terör saldırıları karşısında geri adım atarsak, bu yatırımlardan vazgeçersek, ister sosyal projelerimiz olsun, ister diğer yatırımlarımız olsun, bunları ertelersek, biliniz ki kazanan terör örgütleri olacaktır. Zira istedikleri bu. Onlar vazgeçmemizi istiyorlar. Bataklık kurumasın istiyorlar. Birileri huzurdan, güvenden, istikrardan, barıştan, kardeşlikten rahatsız olabilir, bunların güçlendirilmesinden kaygıya kapılabilir. Ancak bizim yolumuz kardeşlik yoludur, bizim yolumuz güven ve istikrar yoludur, bizim yolumuz adalet ve barış yoludur. Biz yolumuzdan dönmeyecek, azmimizi ve heyecanımızı kaybetmeyeceğiz. Bu oyunları bugüne kadar bozduk, bundan sonra da bozmaya devam edeceğiz. Bu millet, asil bir millettir, bu devlet köklü bir devlettir. Terör karşısında asla boynumuzu bükmeyecek, ne mücadeleden, ne de demokratikleşmeden taviz asla vermeyeceğiz.

     Güvenlik güçlerimiz gerçekten son derece özverili ve hassas bir mücadele yürütüyorlar. Kendilerini bu noktada bir kez daha tebrik ediyorum, kendilerine başarılar diliyorum. Bir kez daha Emniyet Teşkilatımıza ve aziz milletimize geçmiş olsun diyorum. Yaralı kardeşlerime Allah'tan şifalar diliyorum.

     Değerli arkadaşlarım, 29 Mart 2009 mahalli idareler seçimlerinin ardından muhalefet partilerinin siyaset tarzı ve üslubuna dair bazı değerlendirmelerim olmuştu. Son haftalarda sergilenen çirkin üslup ve tavırlar nedeniyle bu değerlendirmelerimi bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum. Bakınız, CHP olsun, MHP olsun, BDP olsun, Türkiye'yi bütünüyle kucaklayamıyor, Türkiye'nin geneline aynı dille hitap edemiyorlar. Her parti ancak belli bir kesimden, belli bir bölgeden sınırlı ölçekte karşılık bulabiliyor. Durumun farkında olan bu siyasi partiler, küçük olsun ama benim olsun tavrıyla hareket ediyor. Türkiye'nin tamamını kucaklayabilmek için gayret sarf etmek yerine, sahip olduklarını muhafaza etmenin mücadelesini veriyorlar. Bizim 12 Eylül'de hayır oyu veren yüzde 42'nin hassasiyetini, hissiyatını anlama çabalarımız da bu değerlendirmelerimizi haklı çıkardı. Belli kesimler yanlış enformasyona maruz bırakılıyor bunu gördük. Ve kasıtlı olarak, planlı olarak sürekli kışkırtılıyor veya istismar ediliyor. Ben muhalefet partilerinin liderlerinin kullandıkları o çirkin üsluptan kendilerini dahi rahatsız olduklarına inanıyorum. Ancak bu üslubun seçmenleri nezdinde prim topladığı kanaatiyle maalesef o çirkin üslubu sürdürüyor, kitleleri kışkırtmaya, galeyana getirmeyi, Hükümete karşı sürekli bir reaksiyon içinde tutmayı devam ettiriyorlar.

     Aziz milletimiz elbetteki AK PARTi ile diğerleri arasındaki bu üslup farklılığını en güzel şekilde görüyor ve değerlendirmesini yapıyor. Fakat ben CHP'nin yönetici kadrolarına, MHP'nin yönetici kadrolarına veyahut da BDP'nin yönetici kadrolarına seslenmiyorum zaten. Benim derdim, onlara gönül vermiş veya oy vermiş kardeşlerime sesleniyorum. Çünkü bu ülkeyi hep birlikte ele alacak ve bu ülkenin geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz diyorum. Çünkü yüzde 42'nin içinde bunu gördük. Şimdi ben o kardeşlerime sesleniyorum; Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına, Hükümetine, AK PARTi'ye en çirkin şekilde, en galiz şekilde, en seviyesiz şekilde dil uzatmak, hiç kimsenin haddine değildir, hakkı da değildir. Grup kürsüsünde adeta, kusura bakmayın, freni patlamış kamyon gibi aklına ilk geleni düşüncesizce sarf edenler, bizi değil kendilerini küçültürler. Güya partisinin gençlik teşkilatının hazırlamış olduğu sergi açılışını yapıyor, ziyaret ediyor. Bu sergi adı altında son derece seviyesiz, son derece basit bir üslupla Hükümete hakaret edenler, bu ülkedeki liderlere veya saygın insanlara hakaret edenler, bize değil kendilerine zarar verirler ve zarar veriyorlar. Ondan sonra da, 3-4 gün geçince de kapatma kararı alıyorsun. Atı alan Üsküdar'ı geçti, neye yarar? Böyle bir anlayış olur mu, böyle bir anlayış olur mu? Bunu hangi siyasi etikle izah edebiliyorsunuz? Sergi adı altında hakaret albümü yapmışlar, siyaset diye millete bunu sunuyorlar. Sonra da kendi yaptıklarından utanıp sergiyi kaldırdıklarını açıklıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki siyaset hakaret etmek, bağırıp çağırmak, demagoji yapmak, yalanı doğru gibi anlatma sanatı değildir. 12 Eylül halk oylamasında, bunlar muhalefeti karikatür dergilerine havale etmişlerdi. O zaman mizah yapıyorlar sanıyorduk. Ama görüyoruz ki seviye bu, ana muhalefet değil karikatür muhalefeti.

     Bu millet, siyasetteki hataları düzeltme olgunluğunu her zaman göstermiştir. 12 Eylül halk oylamasında olduğu gibi, eline silgiyi alıp o karikatürleri de düzelteceği gün elbette gelecektir, elbette gelecektir. Doğrusu biz Türk siyaseti adına, Türk demokrasisi adına üzüntü duyuyoruz. Bu çirkin üslup bizi üzüyor. Bu sığ, seviyesiz, ölçüsüz siyasi söylemler bizi üzüyor. Bu kadar hazırlıksız, bu kadar çapsız, bu kadar vizyonsuz, bu kadar tutarsız siyasetçiler de bizi üzüyor. Türkiye ve AK PARTi, her geçen gün ileriye doğru gidecek, büyüyecek, gelişecek, bu muhalefet her geçen gün daha geriye, daha kötüye doğru gidecek. Bu durum, Türkiye'nin faydasına değildir. Tabi üslup bozukluğu sadece liderde değil, liderin bazı takipçilerinin de ağızlarını ciddi şekilde bozduklarını görüyoruz. Kılavuz karga meselesi, tencere kapak, üzüm üzüme baka baka kararıyor; aynen bu. Birileri dillerinin altındaki baklayı çıkarmaya, içlerindeki gerçek hissiyatı artık ortaya dökmeye başladı. Önce millete bidon kafalı dediler, orada durmadılar, millete göbeğini kaşıyan adam dediler, orada da durmadılar. Milletin seçimle gelmiş Hükümetine ağza alınmayacak küfürler etmeye başladılar. Güya çevre duyarlılığıyla, güya çevreyi korumak adı altında yazı yazanların bizzat kendilerinin çevreyi kirlettiği, buna gönül çevresini kirletmek denir. Bunlar gönül yıktılar, bunlar insana saygıyı unuttular.

     Bir kez daha tekrar ediyorum değerli arkadaşlar; bu üslup ve bu seviye, bu sözcükler, bu hakaretler, dünyanın hiçbir yerinde ifade özgürlüğüyle, düşünce özgürlüğüyle, basın özgürlüğüyle ifade edilemez. Bizim medyaya yönelik eleştirilerimiz işte her zaman bu zihniyete karşı olmuştur. Zira yıllardır üstü örtülü şekilde sürdürülen haksız, hukuksuz ve seviyesiz saldırılar geçtiğimiz hafta artık dil ile yazı ile de ikrar edilmiştir. Bunlar sadece bugün değil, on yıllardır millete de, seçmene de, seçimle gelmiş hükümetlere ve başbakanlara da işte bu seviye ve bu zihniyetle baktılar. Dikkat ediniz, 1940'lardan itibaren Cumhuriyetin asıl sahibi, yani cumhur, yani millet Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinden, Cumhuriyet coşkusundan adeta uzak tutuldu, adeta dışlandı. Şimdi bunları böyle bir araya getirdiğiniz zaman gerçek tablo ortaya çıkıyor. İşte bu tür yazıyı yazanların Basın Konseyi gibi ahlak ilkelerini öne çıkaran ve basın ahlak ilkelerine önem verdiğini iddia eden bir konseyin başında bu tür bir temsilcinin olması Türkiye için bir yüz karasıdır, Türk basını için bir yüz karasıdır.

    Ve Basın Konseyinin bu noktada zerre kadar basın ilkesine, basın ahlak ve yasasına saygısı varsa, önce biz böyle birisiyle yürüyemeyiz deyip oradan kendisini tayyetmeleri lazım, yapmaları gereken budur.

     Bu ülkede yıllarca cumhur seçkinlerin resepsiyonlarına giremedi, cumhurla hiç bir zaman aynı sofrayı paylaşmadılar, paylaşamadılar. Aynı ortamı, aynı atmosferi paylaşmadılar. Ne zamanki o duvar yıkıldı, ne zamanki AK PARTi iktidarıyla Cumhuriyet cumhurla kucaklaştı, bu sefer de bu beyefendiler o resepsiyonları boykot etmeye başladılar. Dün milletle aynı yerde değillerdi bugünde milletle aynı yerde, aynı çizgide, aynı hizada değiller.

     Değerli arkadaşlarım, dün milleti küçümsüyor, yanlarına almıyorlardı. Şimdi millet yanlarına geldi diye rahatsız oldular milletten kaçıyorlar. Peki sizin bu zihniyetinizde nasıl cumhuriyetçilik olur, nasıl halkçılık olur, nasıl demokrasi olur? Sizin bu anlayışınızdır yıllar yılı milleti devletten, Cumhuriyetten, laiklikten soğutan. Sizin gibi imtiyazlıların, seçkinlerin bu tahammülsüzlükleridir milletin devleti yeterince sahiplenmesinden alıkoyan. Biz devlet millet bütünleşmesini savunuyoruz. Ve her kademede bunu savunuyoruz. Belli bir yerde olsun, belli bir yerde olmasın; hayır, her kademede olması gerekir. İşte o olduğu zaman 73 milyonun kardeşliğini konuşabiliriz. Bunu yapamayanlar, 73 milyonun kardeşliğini konuşamazlar. Ondan sonra gidersin Bağdat Caddesinde tur atarsın, bunu yaparsın. Ama biz Bağdat Caddesine de gideriz, Kasımpaşa'ya da gideriz, Ümraniye'de, Dudullu'ya da gideriz; farkımız bu. Biz bayramı İstanbul'un tüm ilçelerinde, en ücra köşelerinde ta Arnavutköy'ünden başlar, ta Ataşehir'ine kadar her yerde kutlarız; aramızdaki fark bu. Bugün halk, Cumhuriyeti de, devleti de, devletin zirvesini de sahipleniyor, kucaklıyor. Biliyorum yine rahatsızlar, çünkü dertleri milletin Cumhuriyeti, demokrasiyi, devleti sahiplenmesi değil, dertleri kendi imtiyazlarını korumak, kendi menfaat düzenini devam ettirmek. Keşke bizim yüzde 42'yi anlamak için gösterdiğimiz çabanın 10'da 1'ni bunlar yüzde 58'i anlamak için gösterseler. İnanın o zaman muhalefetin de, demokrasinin de, Türkiye'nin de seviyesi bugünkünden çok daha farklı bir yerde olacaktır. Ben aziz milletimin muhalefetin seviyesinin daha yukarı çıkması konusunda büyük bir istek taşıdığını düşünüyorum. Sadece yüzde 58'in değil, yüzde 42'nin de bu siyaset seviyesini hak etmediğinin bilinciyle bu partilere gereken üslup ve siyaset dersini vereceğine inanıyorum.

     Değerli kardeşlerim, geçtiğimiz hafta Türkiye açısından son derece önemli açılış ve temel atma törenlerini gerçekleştirdik. Ondan dolayı biraz da heyecanlıyım kusura bakmayın. Çünkü her açılış, arkadaşlarımın attığı her temel, ülkemin geleceği için hakikaten bizi çok heyecanlandırıyor, çok gururlandırıyor, çok onurlandırıyor.

     Perşembe günü gerçekten Türkiye'nin özellikle Ankara, Kocaeli, İstanbul gibi bu bölgeler tarihinin en yoğun rahmetini aldı, yağmurunu aldı. Ve barajlar elhamdülillah doluyor taşıyor. Para geliyor, bunlar hep para biliyor musunuz? Bazıları ya bu yağmur bol geldi şuralar şöyle yakıldı yıkıldı filan falan diyorlar, ya merak etmeyin o geliyor ama, fazlasıyla da barajlar dolup taşıyor. Onlarla onları telafi ederiz, yeter ki can kaybı olmasın. Kocaeli Dilovası'nda Cumhuriyetimizin kuruluşunun 87. yıldönümü arifesinde ülkemize en güzel bayram hediyesini sunduk.

      Biliyorsunuz bu kardeşiniz temel atma törenlerine gitmez. Çok çok istisnai projelerde temel atma, ki bu da 3-4 taneyi şu ana kadar bulmaz. Bunlardan bir tanesi de bu proje olmuştur. Çünkü, değer 11 milyar, yani eski rakamla 11 katrilyon; böyle bir proje. İstanbul-İzmir oto yolunu yapıyoruz. Ve Dilovası'ndan Hersek Burnuna dünyanın ikinci köprüsünü tesis ediyoruz. 3 kilometre uzunluğunda gerçekten çok farklı bir mimariyle bir köprü. Ve burada kaynaklarımızı çeşitlendirmek suretiyle Hazine'den bir kuruş para çıkmadan 22 yıl 4 aylık bir süre işletme hakkını vererek burayı yapacaklar. Özel sektör yatırımlarıyla 5 yerli 1 küresel girişimcinin katıldığı bir konsorsiyumla bunu yaptırıyoruz. Ve bu yeni yol kara yolu ulaşımını İstanbul-İzmir arasında değerli arkadaşlarım 3,5 saate indiriyor.

      Tabi bundan sadece İstanbul, İzmir istifade etmeyecek, çevre ile bağlantıları ele aldığımız zaman 17 vilayet istifade edecek. Ana aks olarak da bu güzergahta İstanbul'dan başlayacağız, Kocaeli, Bursa, Balıkesir, Manisa, bu illerimiz de bundan istifade edecek. Yani detay şeylerinde işte Bilecik, Eskişehir, oralar da bundan yine istifade etme imkanını bulacak örnek olarak söylüyorum. Temel atma töreninde tabi önce yapılan anlaşma Ulaştırma Bakanımızla 7 yıl idi, yani 7 yılda bitirme üzere anlaşmışlardı. O gün kendileriyle müttehitlerin tekrar orada temel atarken anlaşmamızı gözden geçirdik, dedik ki; bak böyle böyle, biz bu gece hayalimizi farklı bir şekilde gerçekleştirdik, aslında bu çok daha kısa bir zamanda yapılabilir, gelin bunu nereye çekiyorsunuz dedik. 6 yıla indiler, dedik olmaz, daha da indireceksiniz. Bakın siz burada 6 tane önemli firmasınız, bunu nereye kadar çekebilirsiniz, biraz daha hesap, derken sonunda 5 yıla kadar bunu indirdik, 5 yılda bunu bitirecekler. Fakat köprüyü de inşallah bunlardan, onu da 5 olarak şey yapıyorlardı, hayır dedik bunu da indireceksiniz ve köprüyü de 3 yılda bitirme vaadini kendilerinden aldık, inşallah köprü de 3 yılda bitecek ve o çok ciddi sıkıntı olan Körfez geçişini artık direkt olarak Dilovası'ndan inşallah Hersek Burnu olmak üzere Körfez rahatlıkla geçilmiş olacak.

      Tabi bütün bunlarla beraber kara yollarında değerli arkadaşlarım, hakikaten bir devrim yaşıyoruz. Bakınız öyle bir noktaya geldik ki, 79 senede 6100 kilometrenin yapıldığı ülkemizde değerli arkadaşlar, biz şu 8 yıllık iktidarımızda 13000 kilometre duble yol yaptık, bu noktaya geldik.

      Evvel Allah dağları deliyoruz, bunu hep söylüyorum ya; Ferhat olduk Şirin'e ulaşıyoruz, dağları delerek geçiyoruz. Ve 79 yılda bakın biz gelmeden önce kara yolu ağındaki tünel sayısı neydi biliyor musunuz, o tüneller de öyle tüneller tabi, 69 tane tünel vardı. Ama biz 8 yılda kaç tünel yaptık biliyor musunuz? 91 tünel yaptık. Ve bu tüneller dünyadaki tünellerle artık yarışacak literatüre giren uzunluktaki tüneller oluyor artık. Bakın şimdi Ankara-Konya hızlı tren yolundaki son panel Ulaştırma Bakanımız tarafından önceki gün yerleştirildi. Şu anda 2 yolun üst yapısı da hamd olsun her iki tarafından tamamlandı. İnşallah bu yıl sonunda Ankara-Konya arasında deneme seferlerine, önümüzdeki yılın ilk yarısında da artık ticari işletmeciliğe Ankara-Konya arasında hızlı trenle başlıyoruz.

      Ve tabi bir çoğunuzun belki haberi olmadı. Bu arada bir şey daha yaptık, Ulaştırma Bakanım bu arada bir temel daha attı. O temel ne biliyor musunuz? O da, yıllar yılı özellikle Artvin'in beklentisi olan bir tünel, o da Cankurtaran Tüneli. Çünkü siyaset Artvin'e girmedi ki, siyaset Artvin'e bizimle girdi. Ve o barajlarla, sürekli şu anda orada barajlarımız yapılıyor, bu barajlar nedeniyle oralarda tabii ki baraj yolları vesilesiyle çevre farklı bir şekilde değişiyor gelişiyor. Ve şimdi de Cankurtaran Tüneline başladık. İnşallah Cankurtaran Tüneli bittiği zaman sıkıntılarda büyük ölçüde Artvin'de aşılmış olacak.

     Cumartesi günü Avrupa'da dördüncü havayolu olan dünya havacılığının parlayan yıldızı Türk Hava Yolları'nın yeni uçaklarını servise aldık. Dört yolcu ve bir kargo uçağıyla Türk Hava Yollarının filosu 149 uçağa ulaştı. Bunlardan 2 tanesi dünyanın dev uçakları olan 777'lerden, 2 tanesi 330, 1 tane de kargo. Türkiye 2 saatlik uçuşla 60 ülkeye ulaşabilme imkanına sahip muazzam bir coğrafyanın merkezinde bulunuyor. Türkiye bu imkanı yeterince değerlendiremezken, 2002 sonundan itibaren yaptığımız yatırımlarla Türk havacılığını hamd olsun şaha kaldırdık. Uçağa binmeyi imtiyaz olmaktan çıkardık. Artık hava yolları halkın yolu olacak demiştik, halkın yolu oldu.

     Bakınız, 2002 yılında 33 tane havaalanı aktif iken, bugün havaalanı bulunan illerimizin tamamına hizmet veren 46 havaalanını aktif hale getirdik. Havacılığımız Ankara, İzmir, İstanbul üçgenine sıkışmıştı, uçuşları yurt geneline yaydık. 2003 yılındı 375 bin uçak trafiğinden yüzde 110 artışla 2009 yılında 789 bin uçak trafiğine ulaştık. Toplam yolcuda nereye geldik biliyor musunuz? 2003 yılında 34 milyon 400 bin yolcudan yüzde 148 artışla 2009 sonunda değerli arkadaşlarım, 85 milyon 500 bin yolcuya ulaştık. Bu fakirleştiğimizi mi gösteriyor? Hem gücümüzün arttığını, hem de fiyatları nasıl aşağıya çektiğimizi mi gösteriyor? Modernleşmenin alameti bunlar. Bütün bu gelişmeler sonunda, 8 yılda 10 milyon insanımız ilk defa uçakla tanıştı. 2002 yılında sadece Türk Hava Yolları tarafından iki merkezden 25 noktaya uçuş yapılırken, 2010 yılında değerli arkadaşlarım, 6 havayolu 7 merkezden 46 noktaya uçmaya başladık. Artık sadece Türk Hava Yolları yok, onun yanında özel sektöre ait hava yolları da devre girdi. Ve 60 olan dış hat uçuş noktası şu anda 130 noktaya ulaştı, dünyanın dört bir yanına adeta uçuyoruz. Sabiha Gökçen Havalimanındaki bu tören sırasında Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. ortaklığıyla kurulan Türk Motor Merkezinin de açılışını yaptık. Gerçekten muhteşem bir eser meydana geldi. Artık sadece kendi uçaklarımızın motorlarını değil, yabancı ülkelerinin uçaklarının motorlarını da, bakımını, onarımını orada yapabiliyoruz. Gerçekten bir laboratuar, muhteşem bir eser.

     Aynı gün İstanbul'da 200 milyon dolar tutarında bir kaynakla inşa edilen özel sektöre ait, şu anda 1750 kişiye iş imkanı sağlayan bir alışveriş merkezini Avcılar tarafında yaptık. Pazar günü Mardin'de Ilısu Barajında da gittik incelemelerde bulunduk. Evleri Ilısu Barajı sebebiyle su altında kalacak olan köylülere TOKİ tarafından inşa edilen konutlar değerli kardeşlerim, oturdukları yerlerle mukayese edilemeyecek kadar güzel demiyorum, muhteşem diyorum. Hepsi birer villa ve bir villa site. Camisi, sosyal donatı alanı, okulu, her şeyi. Ve evinin altında ahırı vardı, dediler ki biz bu ahırı istemiyoruz. Ne istiyorsunuz? Bu ahırı biz farklı bir şey için kullanalım, siz bize şöyle dışarıda farklı bir yerde toplu bir bu noktada ahırımızı yapın. Ve şimdi onu ayrıca yapacaklar. O yapılmış olan ahırı da artık depo olarak mı kullanırlar, farklı bir şey için mi, ne için kullanırlarsa kullanacaklar. Ve kendilerinin daha önce oturduğu yerlerin bedelleri ödendi, toplamda 3,5 trilyon tuttu, o ödendi. Buradaki konutlarla ilgili de peşinatsız, ayda 291 lira taksitle 25 yıl vade ile bu villalar, bu konutlar kendilerine değerli arkadaşlar böylece verildi. O gün anahtarlarını teslim ettik. Yemyeşil, tamamen ağaçlandırılması yapılmış, arsa tahsisi, şusu busu her şeyi bize ait olmak suretiyle bunu yaptık. Aynı şeyi şimdi Hasankeyf ilçesi için yapıyoruz, onun hazırlıkları başladı, onun altyapı çalışmaları yapılıyor. Ve Hasankeyf ilçesi de yeni bir ilçe olarak, çok daha modern bir ilçe olarak inşallah denize nazır bir şekilde o da yapılıyor. Şimdi Ilısu da denize nazır. Bak göle demiyorum ha, çünkü Ilısu bir göl olmayacak inşallah, deniz gibi olacak.

      Ardından Şanlıurfa'ya geçtik. Burada bizi saatlerce bekleyen o muhteşem kalabalıkla birlikte DSİ tarafından yaptırılan 11 eserin açılışını gerçekleştirdik. Bir baraj, 5 içme suyu ve 5 içme suyu arıtma tesisinden oluşan 11 eserin 2'si Şanlıurfa'da, diğerleri de Balıkesir, Yozgat, Kayseri, Kahramanmaraş, Sivas, Şırnak, Isparta ve Zonguldak da yer alıyor. Yine Şanlıurfa'da Harran Üniversitesinin şahsıma tebliğ ettiği fahri doktora unvanını büyük bir gururla aldık. Aynı tören vesilesiyle Tıp Fakültesi Morfoloji Binasının da açılışını gerçekleştirdik.

     Temeli attığımız otoyolun, açılışlarını yaptığımız tüm bu eserlerin ülkemize, milletimize, şehirlerimize hayırlı olmasını diliyorum.

      Bu hafta da aynı şekilde, aynı yoğunlukta açılışlarımız, temaslarımız devam edecek. Yarın ve öbür gün ilk defa Kosova'ya bir ziyaretim olacak. Kosova'da yoğun temaslarımız olacak. Dost ve kardeş ülke Kosova'daki bu ziyarette Sayın Başbakan Taçi ve Meclis Başkanı Sayın Yakup Krasniki ile görüşeceğiz. Priştine'nin yanı sıra Prizren'e ve Mamuşa'ya da gidecek, Barış Gücü askerlerimizle, soydaşlarımızla buluşacak ve en önemlisi de Kosova Savaşı sırasında şehit olan ve TİKA tarafından restorasyonu yapılarak ziyarete açılan Kosova'daki Sultan Murat'ın türbesini ziyaret edeceğiz.

      Son olarak iki güzel gelişmeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi Küresel Eylem İçin Parlamenterler adlı kuruluşun bizim de açılışına katıldığımız Genel Kurulu geçtiğimiz hafta İstanbul'da yapıldı. 100'den fazla ülkeden 1300 parlamenterin üye olduğu kuruluşun İstanbul'da yapılan seçimlerinde yönetim kurulu üyeliğine 28 üyeden 25'inin oyunu alarak bizim bir milletvekili arkadaşımız olan Sayın Özlem Piltanoğlu Türköne seçildi. Kendilerini tebrik ediyoruz, kendilerine başarılar diliyoruz, hayırlı olsun.

     Yine önceki gün Fas'ın Başkenti Rabat'ta Akdeniz Parlamenterler Asamblesinin 4 başkan yardımcılığı için yapılan seçimlerde Ankara Milletvekilimiz Sayın Aşkın Asan Başkan Yardımcılığına seçildi. Kendisini de kutluyor, kendilerine başarılar diliyoruz.

      Evet, haftalık Olağan Grup Toplantımızın ülkemize, milletimize, demokrasine hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Meclis çalışmalarında başarılar diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. 


Kullanıcı Adı
Şifre