AK Parti Grup Toplantısı (09 kasım 2010)
Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmanın tam metni ve özet video..
AK PARTi Grup Toplantısı...
09.11.2010
Değerli misafirler, değerli milletvekili
arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; haftalık Olağan Grup
Toplantımızın özellikle bu anlamlı açılışında sizleri sevgiyle, saygıyla
selamlıyor, Grup Toplantımızın ülkemize, milletimize, Türk
demokrasisine hayırlar getirmesini Allah'tan temenni ediyorum.
Grup Toplantımızın hemen başında AK PARTi Grubu
olarak yarın vefatının 72. seneyi devriyesi olan Gazi Mustafa Kemal'i
saygıyla anıyor, bu vesileyle tüm gazilerimize, şehitlerimize bir kez
daha şükran ve minnet duygularımızı ifade ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, hafta sonunda Elazığ'da son
derece anlamlı ve önemli açılışlar gerçekleştirdik. Hatırlayacaksınız, 8
Mart'ta sabaha karşı saat 04:30'da Elazığ'ın Karakoçan ilçesi Başyurt
köyü merkezli 6 şiddetinde bir deprem oldu. Depremde 42 vatandaşımızı
kaybettik, 137 vatandaşımız da yaralandı. Deprem duyulur duyulmaz ilgili
ekiplerimiz toplam 167 personel ve 26 araç ile derhal harekete geçtiler
ve depremden 5 saat sonra 09:30'da arama kurtarma çalışmaları
neticelendi. Bakan arkadaşlarımız hemen bölgeye gittiler, ihtiyaçlar
yerinde tespit edildi. Ardından ben de bölgeye gittim, incelemelerde
bulunduk, gerekli talimatları verdik. Özellikle evleri yıkılan
vatandaşlarımızın bütün araştırmaları, yasal hakları nedir-ne değildir
bunları incelettirdik. Barınma sorunlarını çözmek üzere Toplu Konut
İdaresi Başkanlığımıza gerekli talimatları verdik, en kısa zamanda
buradaki evlerin, ki Ramazan Bayramıydı bizim hedefimiz, ama bu yasal
süreçle ilgili zaman kaybı maalesef bunu bugüne kadar ertelemeye neden
oldu ve hak sahiplerine bu konutların teslim edileceğini kendilerine
ifade ettik.
TOKİ, Nisan ayında 1830 konut için çalışmalarına başladı ve
7 ay gibi, 8 ay gibi kısa bir sürede bu 1830 konutun 1474 tanesi
bitirildi ve kış başlamadan depremzede aileler konutlarına Elazığ
Kovancılar, bunun yanında Palu ve çevredeki köyler olmak üzere
bitirildi, sahiplerine de anahtarlarını teslim ettik. Pazar günü
Kovancılar'da tamamladığımız konutları törenle hak sahiplerine teslim
ettik. Ben bir kez daha başta Başbakan Yardımcım Cemil Bey olmak üzere,
ilgili bakan, Valimiz, bunun yanında belediye başkanı arkadaşlarımız, il
milletvekillerimize ve TOKİ Başkan ve ekibine, yüklenici firmalara
huzurlarınızda teşekkür ediyorum, zira kış bastırmadan bu sıcak,
sağlıklı, modern ve sağlam yapıları yetiştirdiler ve bizzat kendim de bu
konutları yerinde gidip gördüm. Ve bazı yerleşen vatandaşlarımızla da
orada kısa da olsa bir sohbet imkanını buldum.
Ardından Elazığ'a geçtik ve Elazığ'da yine
kalabalık, coşkulu bir mitingle birlikte 36 ayrı eserin açılışını
yaptık. Ve bu eserlerin içerisinde yoğunlukla okullarımız vardı,
pansiyonlar vardı. Ama hepsinin ötesinde Anadolu'da otoban-otoyol
dışında ilk defa duble yol kalitesinde, ama onu da aştı da diyebilirim,
üç gidiş-üç geliş olmak üzere 14 kilometre uzunluğunda Elazığ'a çevre
yolu kazandırdık. Dolayısıyla, şehir içinden gitmekte olan ağır
vasıtaları böylece şehir dışına almış olduk. Tabii okul, hastane,
Emniyet binaları, Sosyal Güvenlik binaları ve bunun yanında diğer kamu
yatırımları olmak üzere bu 36 ayrı hizmetle orada Elazığ'lı
kardeşlerimizle, Gakkoşlarla bu heyecanı, bu coşkuyu paylaştık.
Bu 36 eserin değerli arkadaşlarım, inşasında da
emeği geçen herkesi, özellikle Elazığ'a toplamda yaklaşık 400 milyon
liralık yatırım ve 500 kişilik iş imkanı kazandıran özel sektörümüze de
burada ayrıca teşekkür ediyorum, kendilerini tebrik ediyorum. Ülkem ve
milletim adına ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta Çarşamba ve
Perşembe günleri dost ve kardeş ülke Kosova'ya resmi bir ziyarette
bulunduk. Mayıs ayında kendilerinin buraya bir ziyareti olmuştu, şimdi
iadeyi ziyaret mesabesinde bu ziyaretimizi gerçekleştirdik. Hemen
öncesinde Salı akşamı Hükümet Kosova'da güvenoyu alamadı ve yeni bir
hükümet kurma çalışmaları başlatıldı. Fakat bu arada da bir erken seçim
kararı alındı, 12 Aralık'ta da erken seçime gidecek. Biz tabii burada
herhangi bir kesintiye uğramasın istedik ve devletler arasında
ilişkilerin devamı noktasından hareketle bu ziyaretimizi
gerçekleştirdik. Ve ziyaretimizde ilk gün Priştine'de Sayın Başbakanla
önce ikili görüşmemizi yaptık, ardından heyetler arası görüşmelerimizi
yaptık. Orada daha önce Cumhurbaşkanı da istifa etmiş olması hasebiyle
şu anda Cumhurbaşkanlığına Meclis Başkanı vekalet ediyor. Meclis
Başkanını da makamında ayrıca ziyaret ettik.
Ve Kosova'daki temaslarımız, orada yaptığımız
açılışların, orada karşılaştığımız manzaranın ayrı bir anlamı var. Ben
Kosova ziyaretimizin sembolik anlamı üzerinden bir kez daha dış politika
vizyonumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum. Her zaman ifade ediyorum
değerli arkadaşlarım, milliyetçilik, kafatasçılık değildir.
Milliyetçilik, slogan atmak, çeşitli sembollerle tezahüratta bulunmak,
hoşgörüsüzlüğü bir ideoloji olarak dayatmak hiç değildir. Milliyetçilik,
belli idealler, belli değerler etrafında buluşmak, bir gelecek vizyonu
etrafında kenetlenmek, insanlığın tamamının huzur ve barışı adına tek
yürek haline gelmektir. Ortak tarih ve kültür bilinci insanları bir
arada tutar, bir millet olarak geleceğe taşır. Milliyetçilik, bu ruhu
oluşturabildiği, bu duygu iklimini güçlendirebildiği oranda kıymetlidir.
Milliyetçilik, kendi milletine, kendi vatanına, ülkesine, onlarla
birlikte tüm insanlığa, mazlumlara, mağdurlara ulaşmak, onlara el
uzatmak, onlara kucak açabilmektir. Milliyetçilik, asla ve asla ırkçılık
değildir. Zira milleti teşkil eden ana unsurlar kan bağı, genetik
kodlar değil tarihtir, kültürdür, ortak idealler, ortak değerlerdir.
Aynı toprak parçası için, aynı bayrak için, aynı idealler ve değerler
için şehit düşmüş ve aynı mezarlıkta yan yana yatan iki şehidi etnik
kökeniyle, diliyle, mezhebiyle birbirinden ayırmak şehitlere de, bu
millete de, bu ülkeye de yapılacak en büyük haksızlık, en büyük
saygısızlıktır.
Bizler Türkiye Cumhuriyeti üst kimliği altında
toplanmış, aynı bayrağın, aynı İstiklal Marşının, aynı ideallerin ve
değerlerin etrafında kenetlenmiş bir milletiz. Biz milliyetçiliğe hep
böyle baktık. Ve bu şekilde bakmaya da devam edeceğiz. Biz aynı zamanda
millete hizmet etme, millet için eser üretme, millete efendilik değil
hizmetkarlık yapma olarak gördük milliyetçiliği. Aynı çizgide yürümeyi
sürdüreceğiz. Milliyetçilik, tarihi mirası, kültürel mirası korumayı,
yaşatmayı gerektirir. Dikkat ediniz, birileri milliyetçilik kavramını ve
milli hassasiyetleri istismar etmeyi, siyasetlerinin odak noktasına
yerleştirirken, biz hiçbir zaman buna tevessül etmedik. Kuru
milliyetçiliğe, slogan milliyetçiliğine hiçbir zaman teslim olmadık.
Bizim nezdimizde milliyetçilik, milletimizin ortak tarihine ve ortak
kültürel değerlerine sahip çıkmaktır. Bizim için milliyetçilik, millete
hizmet etmektir ve biz 8 yıl boyunca işte bunu yaptık. Ülkenin her
köşesinde 73 milyonun hizmetkarı olmayı biz milliyetçilik olarak kabul
ettik. Şu 8 yılda Türkiye için yaptıklarımızı, 73 milyon için
ürettiklerimizi kenarda tutuyorum. Dünyada yaptıklarımız,
vatandaşlarımız, soydaşlarımız, akraba toplulukları, mazlumlar,
mağdurlar için yaptıklarımız, bizim nasıl bir millet ve milliyetçilik
anlayışımızın olduğunu kıyas kabul etmeyecek derecede ortaya koymuştur.
İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Arnavut'tur, Kosova'nın İpek
ilçesindendir. Ama siz hiçbir zaman Mehmet Akif Ersoy'da ırkçılık
göremezsiniz. Ama İstiklal Marşımızın şairi. Nasıl izah edeceksiniz onu?
Bu ülkede milli değerlere sahip olan herkes, gururla, şanla, şerefle bu
İstiklal Marşı'nı okuyor mu? Okuyor. Peki bunun güftesi kime ait?
Mehmet Akif'e ait. Mehmet Akif kim? Bir Arnavut. Ama hiçbir zaman
Arnavutluğunu öne çıkarmadı. İşte burayı iyi kavramak, iyi anlamak
gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, Namık Kemal en güzel şekilde
bir ifade kullanıyor: "Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten.
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten" İşte onun için bu millet
tarih boyunca olduğu gibi, dün ve bugün de mazlumların yanında yer
almaktan hiçbir zaman tereddüt etmedi. Bosna'da mezalim yaşanırken bu
milletin tüm efradı varını yoğunu Bosna için seferber ederken,
Pakistan'da afet olduğunda Pakistan'a yüreğini açarken, Haiti'ye,
Şili'ye, Tiflis'e, Darfur'a, Aça'ya kadar ianet elini, yani yardım elini
uzattı. Filistin için, Gazze için bu millet gerektiğinde dua etti,
gerektiğinde malından koparıp verdi, gerektiğinde de evet, canını ortaya
koydu. Aynı şekilde Kosova'nın başı darda olduğunda bu millet her türlü
imkanıyla Kosova'nın yanında yer aldı.
İşte bu, milletin cömertliğini,
bu milletin vefasını, bu ülkenin ali cenaplığını, Türkiye'nin itibarını,
en önemlisi de dış politikadaki o dik duruşumuzun küresel yansımalarını
biz Kosova'da bir kez daha müşahede etme fırsatı bulduk. Biz nasıl
Kosova'nın hürriyeti için, siyasi varlığı için mücadele ettiysek,
Kosova'daki ecdat yadigarı eserlerin hayata döndürülmesi için de büyük
bir seferberlik başlattık. İşte Kosova ziyaretimiz, hem bu ülkeye
verdiğimiz uluslararası desteğin bir göstergesiydi, hem de kendi
kültürümüzün, medeniyetimizin eserlerini sahiplenmenin bir tezahürüydü.
Düşünebiliyor musunuz, 800'ü aşkın Kosova'da Osmanlı eseri var aslında.
Ama şimdi bu eserlerin yerinde yeller esiyor. Kosova'da ilk olarak
Hükümet binasında yaptığımız görüşmelerden sonra, Kosova'nın tarihi ve
etnik olarak son derece renkli şehri Prizren'e hareket ettik. Prizren'de
öncelikle Kosova'da barışı korumakla görevli askerlerimizi, Türk
Taburunu ziyaret ettik.
Ardından değerli arkadaşlarım, şahsımıza verilen
Prizren Belediyesinin fahri hemşerilik beratını almak üzere Prizren
Belediyesine geçtik. Ve Şadırvan Meydanı diye anılan meydanda binlerce
kişinin orada beklemekte olduğunu gördük. Gecikmeli olarak gittik, zira
Priştine'deki görüşmelerimiz uzadı. Ama oradaki manzarayı, oradaki coşku
ve heyecanı gerçekten kelimelerle ifade etmek mümkün değildi. Yol
boyunca çocukların ellerinde Türk ve Kosova bayraklarıyla, o minik
yürekleriyle büyük bir cıvıltı halinde Türkiye Türkiye diye tempo
tuttuklarına şahit olduk. Sokaklar, evler, balkonlar, Türkiye ve Kosova
bayraklarıyla donatılmış, Kosovalılar balkonlara çıkmış, esnaf
dükkanının önünde, bütün bir şehir, heyetimizi büyük bir muhabbetle
selamlıyordu. Biz tabi bu arada Kosova Başbakanıyla beraberiz. Beraberce
çıktık yaya olarak bütün halkın içinde de yürüdük. Oradaki o
çocuklarla, gençlerle hemdert olduk. Tarihi Şadırvan Meydanına
ulaştığımızda oradaki heyecanın çok daha farklı olduğunu gördük. Hele
oraya geçerken rasgele bir camda bir hanımefendiyi, hemen onun yanındaki
camda da çok çok yaşlı bir nineyi gördüm. Baktım gözleri yaşlıydı,
ağlıyordu, ağlamaklıydı.
Ve hemen Sayın Taçi'ye dedim ki şöyle gel de
şurada bir eve uğrayalım dedim. Ve hemen o eve geçtik. Çıktık, o
nineyle, o teyzeyle orada şöyle bir sarmaş dolaş olduk. Tabi hüngür
hüngür ağlıyor. Ve nereden bilirsin, ülkemizden bir köşe yazarının da
akrabası çıktılar. Ondan sonra Egemen Bey'in yanında da telefonu vardı,
onlarla kendisini görüştürdüler. Ve onlarda da telefonu yokmuş meğerse.
Böyle de bir şeye vesile olduk. Ve tabi bu anlamlı bir tabloydu,
ağlıyordu. Ve yanında kızları vesaire aynı şekilde onlar da tabi yaşça
çok çok yaşlanmışlar. Yani 90'nı aşkın bir yaşı olan bir teyze, bir
nine. Ama muhabbeti, sevgisi aynen, aynı canlılığını koruyor. Ve Prizren
halkı çocuklarıyla, gençleriyle, aynı şekilde işte yaşlılarıyla bizi ve
Kosova Hükümet üyelerini karşılamak üzere meydanda heyecanla
bekliyordu. Ve yaşlı bir amca Türkçe olarak yanımıza sokuldu. Bize şunu
söyledi: Şadırvan Meydanı, Tito'nun burayı ziyaretinden bu yana böyle
bir kalabalık, böyle bir heyecan görmemiştir diyor.
Orada Kosovalılarla, soydaşlarımızla hasret
giderdikten sonra, meydanın hemen yanı başındaki Sinan Paşa Camii, 1615
yılında Sinan Paşa tarafından inşa edilen bir camii. Fakat enteresandır,
1968'de o da müzeye çevrilmiş. Adeta metruk bir görüntü içindeki Sinan
Paşa Camiini artık biz TİKA İdaremizle ele aldık. renovasyon,
restorasyon şu anda bitmek üzere. İnşallah bu yıl sonu veya yıl başı
itibariyle bitecek. Orayı gittik, gezdik tekrar gördük. Daha sonra orada
Kosova Başbakanı Sayı Taçi'yle birlikte halka hitap ettik. Sayın Taçi
tabi hitabını Arnavutça yaptı, ben de hitabımı Türkçe yaptım. Ve ikimiz
de o halkla çok iyi anlaştık. Heyecan Türkiye'den farklı değildi, aynı
heyecanı yaşadık. Ve coşku anlatılır gibi değildi. Ve hakikaten oradaki o
muhabbet görülmeye değerdi.
Çok geç saatlerde oradan Mamuşa'ya geçtik. Mamuşa,
Kosova'da tek Türk Belediyesi ve yaklaşık 4 saat, 5 saat orada da bizi
beklediler. Orada da TİKA, Küçükçekmece Belediyemiz ve iki
hayırseverimizin müşterek olarak yaptırdıkları 28 derslikten oluşan bir
Anadolu İlköğretim Okulu, gerçekten gayet güzel yapılmış, bu okulumuzun
açılışını yaptık. Onun da yine bahçesinde yaklaşık bir 3-4 bin kişi bizi
bekliyordu, onlarla orada yine aynı şekilde hitabımızı yaptık. Ardından
tabi bütün Mamuşa'nın kadınları böreklerini, büreklerini hazırlamışlar.
Orada neyse büreklerimizi falan yedik ve onlarla da sohbetimizi yaptık
ve Mamuşa'dan da gece geç saatlerde ayrıldık.
Şimdi bütün bu coşku, bu aradaki bağlar, aslında
nereden geliyor? İşte tarihten geliyor, işte o millilik bu, o kültür, o
ortak değerler buradan geliyor. İlla aynı dili konuşmak gerekmiyor.
Bakın dedim ya, Arnavutça konuşan, Türkçe konuşan, hep birlikte burada
bu kaynaşmayı gördük. Ertesi gün, Perşembe günü önce Priştine
Üniversitesinde, ki yaklaşık 50 bin öğrencisi olan bir üniversite, orada
şahsımıza tebliğ edilen fahri doktora unvanını aldık. Ardından da
Meclis Binasındaki temaslarımızı gerçekleştirdik. Ve daha sonra Fatih
Sultan Mehmet merhumun 1461 yılında yaptırmış olduğu caminin
restorasyonu tamamlanmıştı, o caminin açılışına gittik. Ve caminin
açılışını da Başbakan Sayın Taçi'yle birlikte gerçekleştirdik. Tabi bu
tür camiler, gerçekten 200'ün üzerinde en azından şu anda restorasyonu
yapılabilecek camiler var. Ama biz yapabildiğimiz kadarını inşallah
yapmaya devam edeceğiz. Oradaki yönetimin bu konudaki olumlu anlayışı,
olumlu yaklaşımı, biz de elimizden geldiğince nasıl ülkemizde 4 bini
aşkın vakıf eseri camiler, kervansaraylar, hamamlar, çeşmeler, bunları
ayağa kaldırdıysak, aynı şekilde Balkanlar'da da bu anlayışımızı devam
ettiriyoruz, bunları ayağa kaldıracağız. Tabi Kosova'da Türk iş
adamlarının yatırımları da artık katlanarak artıyor.
Priştine'de yapılan
ve Kosova'nın tek kalp cerrahı hastanesi olan özel sektör yatırımını da
törenle hizmete açtık. Ziyaretimizin önemli ayaklarından biri de, yine
aynı bölgede, yine bir iş adamımız orada bir un fabrikası açtılar, onun
da Egemen Bey açılışını gitti gerçekleştirdi. Ve daha sonra Sultan Murat
Hüdavendigar Türbesine ulaştık. Zira orada da yine TİKA tarafından
inşaatı bitirilen selamlık kısmının, aynı zamanda müze görevi görecek
olan selamlık kısmının da bir açılış törenini gerçekleştirdik. Ve orada
bazı atılması gereken yeni adımlarla ilgili olarak da TİKA'ya gerekli
talimatları verdik. Bildiğiniz gibi Orhan Gazi'nin oğlu olan Sultan 1.
Murat, 1389 yılında Kosova Meydan Savaşı'nda zafer elde ederek adeta
tarihin akışını değiştirmişti. Bir rivayete göre, Murat Hüdavendigar,
zafere kutlamak üzere gelen heyetten bir askerin saldırısı neticesinde
orada şehit oldu. İç organları oraya defnedilirken, naşı da Bursa'ya
getirildi ve Muradiye'ye defnedildi. 1660 yılında Evliya Çelebi türbeyi
ziyaret ettiğini belirtiyor. Ve türbenin son derece mahzun bir halde,
bakımsız bir halde olduğunu ifade ediyor. Sultan Murat'ın oradaki
metruk, adeta kaybolmaya yüz tutmuş türbesini biz hatırladık ve
kurumlarımızın aracılığıyla restore ederek son derece güzel, bakımlı,
ihtişamlı bir mimari eser olarak bunu 2005 yılında dünya mirasına
yeniden kazandırdık. Milliyetçilik bu, öyle kuru kuruya olmuyor bu iş.
Kosova'daki o türbeyi, yanındaki müştemilatı, o güzel bahçeyi, bahçedeki
gül ağaçlarını, o her haliyle Osmanlıyı terennüm eden kesme taşları ve
Sultan Murat'ın o mübarek sandukasını gördüğümüzde, bunu bize nasip
ettiği için bu Gruba, bu Hükümete nasip ettiği için Rabbime bir kez daha
şükrettim.
Bakınız değerli arkadaşlarım, Kosova Meydan Savaşı
da, Sultan Murat Hüdavendigar da, Balkanlar'da birilerinin iddia ettiği
gibi bir düşmanlığın değil dostluğun, kardeşliğin, dayanışmanın
sembolüdür. O türbe, Balkan halklarıyla, özellikle de Kosova ile Türkiye
arasındaki kardeşliğin nişanesidir. Biz o türbeyi de, Balkan
coğrafyasındaki ata yadigarlarını da, oralardaki soydaşlarımızı da, bizi
birbirine bağlayan, bizi birbirimize yakınlaştıran, muhabbetimizi
artıran ortak miras, ortak zenginlik olarak görüyoruz.
Her zaman ifade ediyorum; bizim bu bölgede ve
merkezinde bulunduğumuz coğrafyada huzurdan, istikrardan, güvenlikten ve
barıştan başka hiç bir hedefimiz yok. Farklı niyetler peşinde asla
değiliz, farklı hedeflerin peşinden koşmuyoruz. Biz, tarih bizi
birbirimize kardeş eyledi diyoruz. Bu kardeşliği yaşatmanın, yüceltmenin
mücadelesini veriyoruz. Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkasya'da huzur,
istikrar ve barış tesis edilirse, bundan tüm dünyanın istifade
edeceğini, Avrupa'nın istifade edeceğinin altını çizerek vurguluyoruz.
Tabi şunu da ifade etmeliyim değerli arkadaşlar:
Kosova'da şahit olduğumuz muhabbet, Kosova'yla birlikte dünyanın bugün
hemen her ülkesinde bize gösterilen saygı ve sevgi Türkiye'nin bugün
ulaştığı seviyelerin, Türkiye'nin kazandığı güç ve itibarın bir
neticesidir. Kosova'da gördüğümüz sevginin aynısını Beyrut'ta da
görüyoruz, Bakü'de de görüyoruz, Şam'da da görüyoruz, Berlin'de de
görüyoruz, Darfur'da da görüyoruz, Açe'de de, Karaçi'de de görüyoruz.
Çünkü bizim dış politikamız, sevgi üzerine, kardeşlik üzerine, barış ve
dostluk üzerine kurulu. Türkiye bugün içine kapanık bir ülke değil.
Aktif dış politikasıyla TİKA Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar
Başkanlığı, Kızılay, TRT, Yunus Emre Enstitüsü, Türk Hava Yolları gibi
kurumlarıyla dünyayı kucaklayan küresel bir vizyonla hareket eden bir
ülke. TİKA, bizden önce kurulan, bizden önce de varolan bir kuruluştu.
Milliyetçi olduğunu iddia eden partiler acaba TİKA'dan ne kadar, ne
şekilde istifade ettiler? Acaba TİKA'yı ne kadar çalıştırdılar? Acaba
TİKA'yı Türkiye'nin tanıtımında ne derece kullandılar? Şu anda TİKA,
Türkiye'nin ince gücünün en önemli enstrümanlarından biri haline geldi.
Mescidi Aksa'daki Zincirli Kubbe'nin restorasyonunu TİKA eliyle biz
yaptık. Kubbet-üs Sahra'nın hilalini TİKA eliyle biz yeniledik.
Lübnan'da Trablusçam Mevlevi Hanesinden Makedonya'da Mustafa Paşa
Camiine, Bosna Hersek'te Konyaç, Mostar köprülerine varıncaya kadar,
Kırım'da Zincirli Medreseye kadar ata yadigarlarını TİKA aracılığıyla
biz onardık. Kırım'da bin civarında konutu biz inşa ettik. Şu anda
Dünya'daki bir çok üniversitede Türkoloji enstitüleri kurduk. Ve yılda
3500 öğrenci bu enstitülerde eğitim görüyor. Her yıl 2000 öğrenci
buralardan mezun oluyorlar. TİKA dünya genelinde uzak-yakın demeden şu
anda tam 7 bin proje yürütüyor. Milliyetçilik üzerinden siyaset
yapanların ne kendileri, ne hayalleri buralara ulaşamazken biz
eserlerimizle, hizmetlerimizle, tüm varlığımızla buralarda Türk
milletinin gücünü gösteriyoruz.
Azınlık durumundaki soydaşlarımıza biz sahip
çıkıyoruz. Türkçe'yi biz dünyada yaygınlaştırıyoruz. Kültürel mirasa
sahip çıkıyoruz. Mağdurlara, mazlumlara el atıyoruz. Türkiye'yi
tanıtıyor, lobi faaliyetlerimizi en geniş anlamda yürütüyoruz.
Dikkatinizi çekiyorum değerli arkadaşlarım; bu
ülkenin Başbakanı ve Kabinesi yabancı ülkelerde bir Türk bayrağı
deniziyle, büyük bir coşkuyla, Türkiye Türkiye sloganlarıyla
karşılanıyor. Bu ülkenin Başbakanı ve heyeti gözlerinden ışıl ışıl umut
fışkıran Kosovalı çocukların tertemiz yüreklerinde en baş köşeye
yerleştiriliyor, ama bu ülkenin Başbakanı yurt içinde güya milliyetçi
olduğunu iddia eden zevat tarafından dili koparılmakla tehdit ediliyor.
Bakıyorsun bir başkası çıkıyor, onu koltuğundan indireceğim
meraklanmasın diyor. Siz nesiniz ya? Siz siyasi parti misiniz, yoksa
kasap mısınız? Ya siz ne zamandan beri Ali kıran baş kesen oldunuz?
Demokratik parlamenter sistemde bu makamlara millet getirir, millet
götürür.
Bunun dışında hiç bir yol, yöntem buralara
indirme-bindirme harekatı yapamaz. Burası, evet açık söylüyorum; Mavi
Marmara'nın uğradığı uluslararası sular değil. Orada onu yapanları
biliyoruz. Eğer onlarla eş durumdaysanız, eş değerdeyseniz buyurun çıkın
ortaya. Bu nasıl bir üslup, bu nasıl bir hazımsızlık, bu nasıl bir
öfke? Bütün samimiyetimle soruyorum MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime,
milliyetçi harekete, ülkücülere; bu ülkenin Başbakanını kast ederek
dilini koparacağız demek reva mıdır? Hadi biz geçtik, MHP'ye, CHP'ye oy
vermiş, gönül vermiş kardeşlerim acaba böyle bir üslubu, böyle bir
seviyeyi söylemeyi hak ediyor mu? Seviye farkını görüyorsunuz değil mi
değerli arkadaşlarım? Eminim ki milletim de bu seviye farkını, üslup
farkını, dil farkını çok iyi görüyor. MHP yönetiminin giderek
hırçınlaştığını, giderek siyasi nezaketi kaybettiğini milletimiz ibretle
izliyor. MHP yönetimi ciddi bir baraj korkusuna kapılmış durumda. Bu
korku ve kaygı çirkin bir üsluba kendilerini sevk ediyor. Bataklığa
düşen çırpındıkça kurtulmaz, çırpındıkça batar; şu anda bunlar bu
durumda.
AK PARTi ile bu çirkin polemiklerin içerisine girenler, eğer
bizi o çirkin polemiklere çekeceklerini zannediyorlarsa, biz o çirkin
polemiklerini içinde yokuz, olmayacağız, hiç bir zaman bu seviyesizliğe
alet olmayacağız. MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime de söylüyorum; bu
çirkin üsluptan, bu gözü dönmüş yaklaşımlardan rahatsızlık duyduklarını
çok iyi biliyorum. İnanıyorum ki onlar da bu konudan gerekli dersi
gerekenlere verecektir. MHP'nin milliyetçi, muhafazakar kimliğini arka
plana iten bu yönetimin sergilediği yaklaşım milletin değerlerinden
ciddi bir kopuşu ifade ediyor. MHP yönetimi her geçen gün milletin
hissiyatından, milletin nezaketinden, milletin gündeminden kopuyor.
Milletin hoş görmeyeceği bir üsluba, hırçın bir söyleme sarılıyor. Bu
tam anlamıyla bir savrulma durumudur, milletten kopma durumudur. Açık
söylüyorum; bu seviyesizlik karşısından biz nezaketimizi koruyoruz.
Ancak Türk siyasetine yakışmayan bu üslubu da milletimizin takdirine
havale ediyoruz.
Değerli kardeşlerim, 12 Eylül'de sandıklar
kapandı, bunlarda içlerine kapandılar. Biz ise 12 Eylül'den önce olduğu
gibi 12 Eylül'den sonra da yollardayız, açılışlardayız, temel atma
törenlerindeyiz. Milletin içinde milletimizle beraberiz. Şu son 2 ayda
Mardin'den, Kocaeli'ne, Balıkesir'den, Elazığ'a, Şanlıurfa'dan, Aydın'a,
Karaçi'den, Priştine'ye, Şam'dan, Helsinki'ye mekik dokuyor, Türkiye
için, millet için hizmetten hizmete koşuyoruz. Biz hizmet üstüne hizmet,
eser üstüne eser üretiyoruz. Beyefendiler sadece ve sadece hakaret
üzerine hakaret üretiyorlar. Ben bu seviyesizliği bu üslubu hiç kimseye
değil milletime şikayet ediyorum. Çünkü bu işin çözücüsü millettir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanına, bakanlarına, milletvekillerine
yönelik bu ağır hakaretleri hiç kimseye değil, CHP'ye gönül vermiş,
MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime şikayet ediyor, takdiri de onlara
bırakıyorum. Sizlerden de rica ediyorum değerli arkadaşlarım, lütfen bu
tahriklere girmeyin, gelmeyin. Sizler de, teşkilatım da bu dile, bu
üsluba lütfen aldırış etmesin. Bunların oyunlarına asla aldanmasın. Hep
söylüyorum, onlar hangi dille konuşursa konuşsun, biz Yunus'un diliyle,
Mevlana'nın diliyle, halkın, milletin diliyle konuşmaya devam edeceğiz.
Aynı dille, aynı üslupla cevap verdiğimiz anda biz
kaybederiz, öfke kazanır. Öfkenin, nefretin, çatışma dilinin
kazanmasına biz asla müsaade etmeyeceğiz. Eğer biz bu muhalefetin
vizyonsuzluğuna takılıp kalsaydık 150 bin derslik yapamazdık. Ülkemizin
dört bir yanını hastanelerle, sağlık ocaklarıyla değerli arkadaşlarım,
inşa edemezdik. Ve ülkemizin dört bir yanını 13 bin kilometreyi aşkın
duble yollarla, otoyollarla öremezdik. Aynı şekilde enerjiyi en ücra
köşeye, KÖYDES projeleriyle en ücra köşedeki köylerimize yolu, suyu
götüremezdik. Enerji noktasında gördüğünüz gibi Türkiye çok ciddi
anlamda enerji açığını kapattı, kapatıyor. Eğer biz bu muhalefetin
çapsızlığına takılıp kalsaydık 435 bin konut inşa edemezdik. Eğer biz bu
muhalefetin çıkardığı krizlere çıkardığı kavgalara aldırış etseydik
bütün dünyanın taktir ettiği ekonomik başarılara imza atamazdık. Ve
turizmde dünyanın önemli bir destinasyonu haline ülkemizi getiremezdik.
Bakın şu anda ülkemizi ziyaret eden turist sayısı 29 milyona ulaşıyor,
buralara geldik. Göreve geldiğimizde bu rakam değerli arkadaşlarım, 13
milyon civarındaydı, şimdi buradayız. Niye? Çünkü Türkiye artık bir
çekim merkezi, bir cazibe merkezi haline geldi onun için. Eğer biz
muhalefetin bu seviyesiz üslubuna karşılık verseydik, 73 milyonu
kucaklayan bir siyaset tarzı ortaya koyamazdık. İşte görüyorsunuz,
yıllardır korku imparatorluğu edebiyatı yaptılar. En sonunda korku
imparatorluğunun kendi içlerinde olduğunu itiraf etmek zorunda kaldılar.
Yıllarca gizli gündem, takiye dediler, asıl
takiyenin, asıl gizli gündemin kendi içlerinde olduğunu, asıl
güvensizliğin kendi partilerinde olduğunu dünya alem gördü, dünya aleme
de gösterdiler. Onun için biz bildiğimiz istikamette milletimizle
birlikte yol yürümeye devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, değerli konuklar, yarın
inşallah 11-12 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek olan G-20 Zirvesine
katılmak üzere beraberimizdeki heyetle Güney Kore'nin Başkenti Seul'e
hareket ediyoruz. Küresel krizin aşılması için G-20 toplantılarında
çeşitli önlemler bugüne kadar konuşuldu ve karara bağlandı. Türkiye'nin
de bu çalışmalarda çok ciddi katkıları oldu. Küresel krizi başarıyla
geride bırakan, büyüme rekorları kıran bir ülke olarak Türkiye,
Seul'deki G-20 Zirvesinin dikkat çeken ülkelerinden yine biri olacak.
Kore'nin ardından resmi bir ziyaret amacıyla, tabi Seul'de ayın 13'de
Güney Kore Cumhurbaşkanıyla da ikili ilişkilerimizi içeren bir baş-başa
ikili görüşmemiz, heyetler arası bir görüşmemiz olacak. Bu arada da tabi
G-20'ye katılan bütün liderlerle ayrıca orada görüşmelerimiz olacak.
Oradan Bangladeş'e geçiyoruz. Bangladeş'e iadeyi ziyaretimizi
yapamamıştık, resmi ziyaretimiz bu vesileyle Bangladeş'te de
gerçekleştireceğiz. Bangladeş Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı
ve diğer yetkilerle görüşecek, iş adamlarıyla orada bir araya
geleceğiz. Kore ve Bangladeş'le Türkiye arasında biliyorsunuz tarihe
uzanan kadim bir dostluk ve dayanışma ilişkisi bulunuyor. İnşallah bu
ziyaretler vesilesiyle her alanda ilişkileri ve iletişimi artıracak,
özellikle ekonomik noktada hem bu ülkeler, hem Türkiye için yeni
ufukların açılmasına katkı sağlamış olacağız.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de gençliğin
sorunlarına eğilmek, sorunları çözüm yoluna koymak gençler için yeni
imkan ve fırsatlar oluşturmak için 8 yılda çok önemli girişimlerimizi ve
düzenlemelerimiz oldu. Gençlerin siyasette daha aktif rol almalarını,
rol oynamalarını istiyoruz. Ve bunun için de özellikle spor alt
yapısının güçlendirilmesine, yeni 78 üniversitenin kuruluşundan kültür
ve sanat imkanlarının geliştirilmesine kadar gençleri yakından
ilgilendiren birçok adımı attık. Dün Bakanlar Kurulu toplantımızda
gençlik ajansı başkanlığı kurulmasına dair tasarıyı da imzaya açtık. Ve
inşallah kısa sürede Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderiyoruz.
Gençlerle ve sorunlarıyla daha yakından ilgilenme, koordinasyonun
sağlanması, bu noktada projelerin desteklenmesi, uygulanması,
araştırmaların yapılması gibi önemli hedeflerle yola çıkan gençlik
ajansı, inanıyorum ki önemli bir boşluğu da dolduracaktır. Bunun da
ülkemize, gençlerimize hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli
misafirler; tabi Kurban Bayramı öncesindeki bu son buluşmamız
dolayısıyla ben bugün sizlerin Kurban Bayramını özellikle tebrik etmek
istiyorum. Sizlerin şahsında ekranları başında bizleri izleyen tüm
milletimin Kurban Bayramını tebrik ediyorum. İslam dünyasının Kurban
Bayramını tebrik ediyorum. Birliğimizin, beraberliğimizin artmasına,
ziyadeleşmesine vesile olmasını Allah'tan temenni ediyorum. Tüm
insanlığın barışına vesile olmasını diliyorum. Bayramlar malum bizler
için bir yenilenme, bir tazelenme vesilesi. Bayramlar dayanışma ve
paylaşma hissinin zirveye ulaştığı günler. Bu bayramda da milletimizle
beraber olacağınıza, bayramı milletimizle paylaşacağınıza -özellikle
milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum- yürekten inanıyorum. Ve sizlerin,
ailelerinizin bayramlarını gönülden tebrik ediyorum. İnanıyorum ki
küçükler büyükleri unutmayacak, büyükler de küçüklerini herhalde arayıp
soracaklardır.
Tabi bu arada malum karayollarıyla ilgili
aldığımız kararları biliyorsunuz. Tüm karayollarında geçişler tamamıyla
ücretsiz olacaktır yine bu bayramda da. Fakat ne olur acele gitmeyin.
Acele giden ecele gider. Çünkü sizleri bekleyenler olacak, sizleri
bekleyenleri kara haberlerle üzmeyin. Onun için belirlediğimiz sürat
limitlerini aşmayınız. Bunlara dikkat ederek yolculuklarımızı yapalım.
Alkollü, kimse içki alarak yola çıkmasın, bu konuda lütfen hassasiyet.
Bunun yanında tüm vatandaşlarıma uykusuz olarak yola çıkmamalarını
hatırlatmak istiyorum. Ve gece seyahatlerini bu noktada mümkün olduğunca
minimize etmekte her ne kadar yollarımız çok güzel olmuş olsa da burada
da dikkatli olmanızı özellikle tavsiye ediyorum. Ve ailelerinizle
birlikte, sevdiklerinizle birlikte nice bayramlara erişmenizi temenni
ediyorum. Kurban Bayramının tekrar aziz milletimize, İslam Alemi'ne, tüm
insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, sizleri sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum.