AK Parti Grup Toplantısı (12 EKİM 2010)
AK PARTİ Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK PARTi Grup Toplantısı'nda Yaptığı Konuşmanın Tam Metni...

12 Ekim 2010 - 21:28
12.10.2010
Çok değerli misafirler, değerli milletvekili arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, haftalık Olağan Grup Toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlar getirmesini Allah'tan temenni ediyorum.
İç politika ve uluslar arası temaslarımız açısından oldukça yoğun bir gündemin içerisinde bulunuyoruz. İç siyasete ve uluslar arası temaslarımıza ilişkin değerlendirmelerimizi aktarmadan önce Pazar günü Aydın'da gerçekleştirdiğimiz anlamlı toplu açılış törenine ilişkin bazı gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Aydın'ın Çine ilçesinde Çine Çayı üzerinde yaklaşık 1,6 milyar liralık bir harcamayla tamamladığımız barajın açılışını bildiğiniz gibi gerçekleştirdik. Bu barajla birlikte çeşitli illerimizde tamamlanan 4 adet barajın, bunun yanında üç adet sulama tesisinin ve iki adet içme suyu projesinin de açılışını gerçekleştirdik. Yani, toplamda 10 adet eseri milletimizin hizmetine sunduk. Bu baraj, kendi sınıfında dünyada 5'inci, Avrupa'da 1. baraj olma vasfını taşıyor. Sulama, taşkınlardan koruma ve enerji üretimi noktasında hem bölgeye, hem de Türkiye geneline hizmet verecek bu barajı tamamlayarak özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir özelliğiyle bunu ifade etmek istiyorum; tam 141 yıl önce hayal edilmiş olan bir gerçeği biz uygulamaya sokmuş bulunuyoruz. Yani, 1896 yılında dönemin Padişahı Sultan Abdülaziz'e buraya bir bent yapılmasını, 1869, bu talebi iletiyorlar. Ancak geçen zaman zarfında bu konuda ciddi bir mesafe alınamıyor. Beklentiler hep erteleniyor. Ama barajın yapım çalışmasına 1995 yılında başlandı, ancak 2003 yılına kadar bazı yolların inşası gerçekleştirildi, bunun ötesine gidilemedi. Eğer o ödeneklerle devam edilmiş olsaydı, burada 81 yıl bekleyecektik. Biz geldik 2003 yılından itibaren ödenekleri artırdık, çalışmaları hızlandırdık ve barajı tamamladık.
10 Ekim 2010 itibariyle de bu devasa eserde artık su tutulmaya başlandı. Ve Pazar günü orada da ifade ettim, merhum Adnan Menderes, Yassıada'da yakınlarına son derece insani bir özlemini, bir hasretini dile getirmiş ve şunları söylemişti: "Hayırlısıyla şuradan bir kurtulayım, memlekete döneceğim, oturacağım Çine Çayının kenarına, söğüt ağaçlarının yüzümde dolaşmasının bana getireceği saadetle yetineceğim" demişti. Evet, merhum Menderes'in bu arzusu, bu özlemi ne yazık ki gerçekleşmedi. Merhum Menderes, doğup büyüdüğü Çine Çayının kenarına, çiftliğine, topraklarına dönemedi. Menderes, özlemini duyduğu hayata kavuşamadı. Ama, eserleriyle, hizmetleriyle, demokrasi mücadelesiyle bu ülkenin tarihinde ve bu milletin gönlünde kendisine eşsiz bir yer edindi. Nitekim önceki gün merhum Adnan Menderes'in hatırasını yaşatmak adına Çine Çayı üzerinde inşa ettiğimiz o muhteşem eserin ismini de Çine Adnan Menderes Barajı olarak belirledik ve bunu da açılışta ifade ettik.
Tabii Pazar günü açılışın yapılacağı alana giderken çok anlamlı tablolar yaşadık. Büyükçe bir orada adeta miting alanı düzenlemesi yapılmış, tabii araçların oraya gidişi, dönüşü zor olacağı için yaklaşık 7-8 kilometre uzaklıkta araçlar için bir park yeri mevcuttu. Fakat oradan oraya gidiş, böyle hafif de rampa olan bir orada yapı, coğrafya söz konusuydu. Vatandaşlarımız kimisi ellerinde bayraklarla, kimisi sırtında çıkınıyla beraber oraya doğru gidiyordu. Tabii bu tablo da bize adeta Domaniç'ten çıkışı hatırlattı. Böyle bir tabloyu orada gördük. Alanda toplandıktan sonra da coşkuyla bu törenleri gerçekleştirdik. Bu milletin gönül zenginliğini ve vefasını göstermesi açısından bu tablo son derece manidardır. Yaklaşık orada onbinlerce insanın bulunması, 30 bini aşkın insanın oraya gelmiş olması manidardır. Tabii bunlar bizim sorumluluğumuzu artırıyor, mesuliyetimizi artırıyor. Genciyle yaşlısıyla, kadını erkeğiyle yollara döküldüğünü görünce o tören alanına yaklaşmak için o yollara dökülmesi bizim tarihi mesuliyetimizi daha da artırıyor. Ama bunun yanında da tabii gücümüzü hamd olsun ziyadeleştiriyor.
Tören alanında sevgili milletimizin, halkımızın muhabbetini derinden hissettik. Ege'nin o hala yakıcı olan güneşi altında vatandaşlarımızla bir arada olmak ve onlarla birlikte o heyecanı yaşamak, hatta hatta diğer açılış törenlerini yine daha sonra ekranda izledik, oralarda da yine bizleri takip eden vatandaşlarımızı görmek ayrı bir heyecandı. Bu millet kendisine hizmet edenleri asla ve asla unutmuyor değerli arkadaşlarım. Bu millet, gerçekten ahde vefaya inanmış, gönlü zengin ve alicenap bir millet. Bakın biz sekiz yıl boyunca Türkiye'ye kazandırdıklarımızı artık öyle bir kalemde anlatamıyoruz. Yapılanları bir konuşmanın içine sığdıramıyoruz. 8 yıl boyunca yaptıklarımız, bu ülkeye, bu millete kazandırdıklarımız, artık çok uzun bir liste haline geldi. Ekonomiden dış politikaya, demokratikleşme adımlarımızdan eğitime, sağlıktan adalete, emniyetten enerji yatırımlarına, tarıma, ulaştırmaya kadar her alanda ve ülkenin her karışında bizim hizmetlerimiz nereye giderseniz gidin her karışında bunu görüyorsunuz, hamd olsun var, Türkiye bir şantiye ve bu çalışmalar devam ediyor. Biz bu hizmetlerin yansımasını, milletimizin coşkusunda görüyoruz, hayır dualarında görüyoruz, muhabbetinde görüyoruz, çocukların gözündeki ışıltıda, umutta görüyoruz.
Nitekim 12 Eylül halk oylaması öncesinde bizzat ben 39 ilimizde miting yaptım. Arkadaşlarım, gerek Genel Başkan yardımcılarım, gerek bakan arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım, teşkilatım, diğer tüm illeri, dolayısıyla 81 vilayeti dolaştık. İllerde, ilçelerde mitingler yaptık. Ve Ağustos ayının en sıcak günlerine ve Ramazan'a denk geldi bütün bu çalışmalar. Buna rağmen gittiğimiz her ilde büyük bir coşkuyla, büyük bir sevgi seliyle karşılaştık. İstanbul'da Bayramın 3 gününde 25 ilçede mitingler yaptık. Ve İstanbul'da da vatandaşımız evlerdeki bayramlaşmayı adeta bırakmış ve meydanlardaki o toplu bayramlaşmalara gelmişti. Onbinlerce vatandaşımızla İstanbul'un 25 ilçesinde 25 miting yaptık 3 gün içinde. Bu da bir heyecanı, bir coşkuyu gösteriyor. Ve millet kararı verdiği zaman, onu değiştirmeye kimsenin gücü yetmez.
Değerli kardeşlerim, şunu da büyük bir gururla ifade ediyorum: 14 Ağustos 2001'de AK PARTi'nin kuruluşunun hemen ardından yollara düştüğümüzde o Anadolu'nun, o Trakya'nın yollarında nasıl muhabbetle kucaklandıysak, bugün de aynı o muhabbetle, hatta çok daha fazlasıyla kucaklanıyoruz. Sevginin, coşkunun, heyecanın azalmadığını, daha da arttığını görüyoruz. Gözlerdeki umut ışığının sönmediğine, artık daha güçlü şekilde parıldadığına şahit oluyoruz. Bize bu gururu yaşatan, bizi milletimize hizmetkar eyleyen, bizi milletimizin sevgisine mazhar eyleyen Allah'a şükrediyor, milletimize de desteğinden, aşkından, sevdasından dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum.
Biz milletimize hayal kırıklığı yaşatmadık. Allah'ın izniyle bundan sonra da hiçbir şekilde yaşatmamanın gayreti içinde olacağız. Bu aşkın, bu sevdanın, bu muhabbetin körelmesine, çocukların gözlerindeki umut ışığının sönmesine asla müsaade etmeyecek, daha fazla çalışmaya, daha fazla eser üretmeye devam edeceğiz. Her zaman ifade ediyorum; bu millet, aynı zamanda engin bir ferasetin de sahibidir. Kimin kendisine hizmet etmek için canla başla çalıştığını, ter akıttığını, mücadele verdiğini, kimin de yapılanı bozmak için çabaladığını, hizmeti engellemek için mücadele verdiğini çok iyi görüyor, anlıyor ve ayırt ediyor. İşte onun için biz millet iradesi diyoruz. İşte onun için milletin hakimiyeti, milletin egemenliği, en önemlisi de milletin hakemliği diyoruz.
12 Eylül halk oylamasında aziz milletimiz ferasetini, hikmetini, hakemliğini çok net olarak ortaya koymuş, dikkatinizi çekiyorum, sadece siyasetçilere, sadece yasama erkine değil yürütmeye de, yargıya da, demokrasinin diğer unsurlarına, kuvvetlerine de gereken mesajı en güzel şekilde vermiştir.
Değerli kardeşlerim, tüm ekranları başında olan sevgili vatandaşlarıma sesleniyorum; beğenirler-beğenmezler, hoşlarına gider ya da gitmez, ama demokrasilerde son sözü millet söyler. 12 Eylül'de de son sözü millet söylemiştir. Bizler siyasetçiler olarak, milletin seçtikleri olarak milletin kararına nasıl uymak zorundaysak, milletin kararı karşısında nasıl boynumuz kıldan inceyse, millet adına karar veren yürütme erki de, yargı erki de aynı şekilde bu karara uymak, milletin takdirini içine sindirmek zorundadır.
Şimdi dikkat ediniz, bir Anayasa değişikliği taslağını biz Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'na getirdik. Milletin vekillerinden bir kısmı bu değişikliğe sıcak bakmadı, karşısında durdu, hayır dedi. Ve arkadaşlarını -her zaman söylüyorum- oy kabinine dahi göndermediler, çünkü güvenmediler, kendi arkadaşlarına güvenmediler. Olur ki vicdanlarının sesini dinler, belki evet derler diye korktular. Fakat orada arkadaşlarını hayır demek için oy kabinine göndermeyenler, daha sonra meydanlarda millete gidip muhakkak sandığa gidin ha ve hayır deyin dediler. Bu bir çelişki değil miydi? Ve bu çelişkilerinin içerisinde işte neticeyi milletimiz ferasetiyle bu şekilde açıkladı. Biz ne dedik? Tamam, siz burada engelliyor musunuz, oy kabinine göndermiyor musunuz, burada Anayasayı müzakere etmiyor musunuz? O zaman, öyleyse hakem millettir, millete gideriz ve millet son sözü söyler dedik, millete gittik. Peki ne oldu? Biz bunun yolunu açtık, 14 gün 14 gece orada çalıştık, ama bunlar Anayasa Mahkemesi'ne gittiler. Ve daha önce de söylediğimiz gibi ne diyorlardı? 2 madde hariç bunu geri çekin, biz diğerlerine evet deriz. Tamam. Anayasa Mahkemesi'ne götürdünüz. Anayasa Mahkemesi orada şöyle aldı, bir redakte etti, ondan sonra bununla gidilebilir dedi ve onunla gittik. Hani siz yasalara, hani siz Anayasa Mahkemesi'ne saygılıydınız? Hem oraya götürüyorsunuz, hem oranın verdiği karara saygı duymuyorsunuz. Bu ne perhiz, ne lahana turşusu. Ama karar milletindi ve millet en güzel kararı verdi. Hayır diyenleri de dinledi, evet diyenleri de dinledi, işte o engin ferasetiyle hakemliğini yaptı ve evet kararını verdi. Biz halk oylaması sürecinde de defalarca bunu ifade ettik. Dedik ki, eğer siyaset yapmak istiyorsanız cüppelerinizi çıkarın, bir siyasi partinin şemsiyesi altına girin, orada siyaset yapın. Onlar ne dedi? Yargıyı yıpratıyorlar dedi. Ya siz kendi kendinizi yıpratıyorsunuz. Sizinle bizim işimiz yok ki, ama siz rahat durmadınız, hep siyaset yaptınız. Siyasi mesajları, siyasi açıklamaları siz yaptınız, biz yapmadık. Makamlarınızı, koltuklarınızı, rütbelerinizi siyaset yapma aracı olarak kullandınız. Ve o makamlara haksızlık ettiğinizi görmek istemediniz ve onu görmek durumundasınız. Biz siyasetçi olarak yetkimizi milletten alıyor, hesabımızı millete veriyoruz. Millet adına karar verenlerin yetkisini milletin yaptığı Anayasadan alanların da milletin kararına saygı duymasından daha tabii bir şey olamaz, bunu görmez lazım.
Şimdi Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nda istifalar oldu. Hayırlısı olsun. Yani, sizin elinizi tutan yok. Fakat geç de kaldınız. Bunun adı aslında dört dörtlük bir şovdur arkadaşlar. Bu öyle bir, hani çalıştırılmıyoruz, bilmem ne yapmıyoruz falan, bunların hepsi kuru bahane. Bugüne kadar çalıştırılıyordunuz da, 14 Ağustos'a kadar çalıştırılıyordunuz da, 14 Ağustos'tan sonra mı bu iş bitti. Zaten 12 Eylül'den sonra evet millet kararını verdi, otomatikman zaten toplantı yeter sayısından uzaksınız, böyle bir şey yapacak durumunuz da yok. Fakat siz değil miydiniz Erzurum'da meslektaşlarınızın attığı adımlara, kararlara müdahale edenler? Ayni baskınlarla bu kararı alanlar siz değil miydiniz? Orada çalıştınız, rahat çalışıyordunuz, daha farklı yerlere aynı şekilde müdahale etmediniz mi? Oralarda çalışıyordunuz, şimdi ne oldu da bizi çalıştırmadılar diyorsunuz? Yani 7 kişinin içerisinde Adalet Bakanımla, Adalet Bakanlığı Müsteşarı mı sizi engelledi? İşinize geldiği zaman gayet bunları aştınız ve çalışmalarınızı sürdürdünüz. Atamalar noktasında da aynı kararlılığınızı gösterdiniz. Ama şimdi bu tür açıklamaları yapmak suretiyle vatandaşı nasıl aldatırız bunun kararlılığı içerisinde görünüyorsunuz. Bırakın da gerçekçi olun. Deyin ki bizim Yargıtay'da işimiz var, Danıştay'da işimiz var, orada adaylıklarımız var, ona hazırlanacağız, onun için ayrılıyoruz deyin. Zaten Sayın Başkan Vekilinin 53 günü kalmış, bir diğerinin -asıl üyeleri söylüyorum- şurada 3-5 günü kalmış, zaten 5 tanesi yedek üye. Değerli kardeşim, diğerinin biraz vakti var, bir diğeri de istifa etmedi, o bekliyor. Anlamak mümkün değil. Biz anlıyoruz da tavırlarını. Fakat değerli arkadaşlarım, milletimiz bütün ferasetiyle bunları görüyor. Ve ben inanıyorum ki ayın 17'sinde atılacak adımlarla, Yargıtay, Danıştay, oralardaki boşalacak üyelikler için de Yargıtay, Danıştay kendi içinde seçimlerini yapacaktır ve bu boşluklar da yine aynı şekilde doldurulacaktır. Yani sistem yolundadır, çalışmalar yolundadır ve herhangi bir aksama söz konusu değildir. Ve ben şuna inanıyorum: Her geçen gün daha iyi olacaktır, daha iyiye doğru gidiyoruz, ben buna inanıyorum.
12 Eylül'de gerçekleşen Anayasa değişikliğinin özellikle de Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısındaki değişikliğin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Yargı siyasallaşıyor diyerek tamamen asılsız ve mesnetsiz biçimde milletin zihnini bulandırmak isteyenlerin nasıl siyasi tavırlar aldıkları, nasıl milli iradeye karşı hazımsızlık gösterdikleri daha iyi anlaşılmıştır. Şurası çok açık değerli arkadaşlarım: Dün yaşanan gelişmeler, hem Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği için yapılacak seçimleri etkilemeye yöneliktir, hem de Yargıtay ve Danıştay'da geleceğe dönük birtakım hesapların neticesidir. Yüksek yargı mensuplarının Anayasa değişikliği öncesinde olduğu gibi, bugün de son derece aleni biçimde yargıyı siyasallaştırma gayretlerini milletimiz ibretle izliyor. Kim ne yaparsa yapsın, millet, 12 Eylül'de kararını vermiştir. Millet, üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü demiştir. Türkiye'de hukukun üstünlüğünün en ideal şekilde yerleşmesi için mücadelemizi yine hukuk çerçevesinde sürdürmeye biz hiç durmadan devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, dış politika noktasında geçtiğimiz hafta önemli temaslarımız oldu. Bu hafta da yine temaslarımız devam ediyor. Perşembe günü NATO Genel Sekreteri Sayın Rasmussen ile yaptığımız görüşmede NATO'nun stratejik belgesine ilişkin görüş alışverişinde bulunurken, ülkemiz başta Afganistan olmak üzere, dünyanın birçok farklı bölgesinde NATO misyonlarına yaptığı katkıların önemini kendisine vurguladık.
Cuma günü Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Wen ve heyetini ülkemizde ağırladık. Türkiye ile Çin arasında 8 ayrı anlaşmaya bu ziyaret esnasında imza attık. Dış ticaret hacmini önümüzdeki 5 yılda 50 milyar dolara, inşallah 2020'de de 100 milyar dolara çıkarmayı hedefledik. Bunları hedef olarak koyduk.
Çin Başbakanıyla görüşmemizin hemen ardından A Milli Futbol Takımımızın Almanya ile olan maçı için Almanya'ya gittik. Tabi eleme grubu maçını orada Almanya Federal Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı ve Şansölyesiyle beraber izledik, birçok arkadaşlarımız da oradaydı. Ve bu maçta tabi aldığımız netice arzuladığımız netice değil ama, inşallah rövanşında bu işi hallederiz. Kendileriyle gerek akşamki görüşmelerimizde, gerekse ertesi sabah bir çalışma kahvaltısında Almanya-Türkiye ikili ilişkilerini, bunun yanında bölgesel ilişkileri, Avrupa Birliği sürecini, terörle ilgili konuları vizelerle alakalı konuları ayrı ayrı görüşme fırsatını bulduk. Tabii ki Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs, bu konuları değerlendirme fırsatımız oldu. Ve bu çalışmalarımızla birlikte daha sonra yaptığımız basın toplantısıyla da aramızdaki görüşmeleri orada basınla paylaşma imkanımız oldu. Almanya'dan döndükten sonra da hafta sonu Irak Yüksek İslam Konseyi Lideri Sayın Ammar El Hekim ile bir görüşmemiz oldu. Malum Irak'ta 7 ay oldu seçimden bu yana, hala hükümet kurulamıyor ve oradaki liderlerle zaman zaman görüşmelerimiz oluyor. Tabi bütün arzumuz, bir Iraklılık bilinci içerisinde Irak'ta bir an önce hükümetin kurulması. Zira Irak'taki hükümetin kurulmasının gecikmesi Irak'a zarar verirken, şüphesiz ki bize de zarar veriyor. Zira Irak'ın huzursuzluğu bizim de huzursuzluğumuzdur. Ama Irak'ın mutluluğu şüphesiz ki bizim de mutluluğumuz olacaktır. Her türlü münasebetlerimizi çok daha farklı bir şekilde geliştirmeye müsait bir zemini yakalamış olacağız. Ve dün de Suriye'ye günübirlik bir ziyarette bulunduk, Dışişleri Bakanımla birlikte bu ziyareti yaptık ve çok çok verimli bir görüşmeyi Sayın Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Başbakan, Dışişleri Bakanı birlikte gerçekleştirdik. Ve kendileriyle gerek Suriye-Türkiye ikili ilişkilerini, bölgesel ilişkileri, bunun yanında tabi özellikle yine Irak konusunu, onların da Irak'a komşu olması vesilesiyle bunları görüşme imkanımız oldu. Ve terörle mücadelede ortak neler yapabiliriz bundan sonraki süreçte bunları aramızda görüştük. Ve daha sonra yine yaptığımız basın açıklamasıyla da bu konudaki gelişmeleri ifade ettik. Zira geçen hafta da biliyorsunuz karşılıklı olarak aramızdaki yüksek düzeyli stratejik konsey 12'şer bakan Lazkiye'de bir araya gelmişlerdi geçen Pazar ve şimdi de bu yıl sonu itibariyle Kasım, Aralık'ta dörtlü zirve olarak Suriye, Ürdün, Lübnan, İstanbul'da önce ilgili bakanlar bir araya gelecek, Aralık ayında dışişleri bakanları bir araya gelecek, Ocak ayında da başbakanlar olarak bir araya geleceğiz ve müşterek olarak neler yapabiliriz, neler yapıyoruz ve şu ana kadar ne yaptık, bundan sonra ne yapacağız bunların çalışmasını şöyle tekrar aramızda gerçekleştireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bugün Grup Toplantımızın hemen ardından daha önce belirlediğimiz, ama çeşitli nedenlerle biraz geciken Pakistan ziyaretini inşallah gerçekleştirmek üzere yola çıkıyoruz. Tabi yarın Parlamentomuzdaki çalışmalar sebebiyle milletvekili arkadaşlarımızı yanımıza alamayacağız. Sadece ilgili dört bakan arkadaşımla beraber bu seyahati yapacağız. Yine gerek Kızılay, gerek Afet İşlerinden arkadaşlar yanımızda olacak onlarla beraber, bazı iş adamları aynı şekilde bizimle birlikte olacaklar ve oradaki felaket bölgelerini inşallah şöyle bir Sayın Başbakanla dolaşma imkanımız olacak. Ona göre de ne gibi adımlar atacağız teknik ekiplerle bunların tespitini yapıp süratle Pakistan'daki yapacağımız çalışmaları belirleyerek adımı atacağız. Şu ana kadar Pakistan'a 15 milyon Türk Lirası, daha farklı bir ifadeyle 10 milyon dolar nakit olarak yardım göndermiş durumdayız. Bunun dışında da yaklaşık 40 milyon dolarlık ayni yardım göndermiş durumdayız. Ve şu anda 100 milyon euro da banka hesaplarında bizim toplanmış vaziyette. Yani TL olarak 193.2 milyon liralık yardım banka hesaplarında duruyor. Ve bu hesaplardaki paramızı ayrıca yapacağımız devlet katkısıyla da inşallah oradaki alt yapı, bunun yanındaki üst yapı, ki burada okullara, hastanelere ağırlık vereceğiz, alt yapı çalışmalarına ağırlık vereceğiz. Ve süratle onları da inşa ederek bölgeye biraz olsun, hiç olmazsa Türkiye olarak katkımız olsun istiyoruz. Ve Birleşmiş Milletlerde de bildiğiniz gibi Pakistan'la ilgili süreci yönetmek üzere Büyükelçilerimizden Engin Soysal arkadaşımız Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, o atandı ve sürecide o takip ediyor Birleşmiş Milletler adına, bu da tabi bizler için ayrı bir avantaj durumunda şu anda. Ve Pakistan'da Başbakanlığın yanı sıra tabi medya kuruluşlarının, özel sektörün ve yardım derneklerinin desteğiyle de şu ana kadar 2729 Mevlana evi kurulmuş vaziyette. Kurtuluş Savaşımızda yaşadığımız, ardından da bu felaketlerde bizim yardımımıza koşan Pakistan'ı burada da yalnız bırakamayız. Aynı şekilde Düzce depreminde yine yanımızda oldular ve şimdi de tabi ki bizler elimizden gelen azami gayreti göstermek suretiyle Pakistan'daki kardeşlerimizin yanında olacağız. Ben buradan bir kez daha Pakistan'a ve Pakistan halkına Türk milletinin geçmiş olsun dileklerini iletiyor. Kurumlarımıza, kuruluşlarımıza, yardımda bulunan hayır dualarını eksik etmeyen, bundan sonra da yardım edebilecek olan kardeş ve kurumlara da, vatandaşlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, aynı zamanda biraz sonra da Fransa Dışişleri Bakanıyla yine bir görüşmemiz olacak. Kendisiyle de Avrupa Birliği sürecini değerlendirme imkanımız olacak.
Türkiye genelinde yaklaşık 7 milyon emekli vatandaşımızın gözü kulağı inanıyorum ki şu anda burada, bu salonda. 2011 yılında emekli aylıklarına yapacağımız artış miktarını açıklamadan önce çok kısa olarak iktidarımız döneminde emekli vatandaşlarımızın maaşlarıyla ilgili yaptığımız düzenlemeleri burada sizlere şöyle bir hatırlatmak istiyorum. Zira emeklilerimizin emekli maaşlarının muhalefet partileri tarafından sıkça istismar konusu yapıldığına şahit oluyoruz. Özellikle halk oylaması sürecinde Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı tarafından bu konu hakkaniyetten uzak bir şekilde istismar konusu yapıldı. Emekli vatandaşlarımız kendileri için neler yaptığımızı, ne tür hizmetler sağladığımızı aslında biliyor. Bunu zaten bizzat yaşıyorlar. 8 yıl boyunca sadece maaşları, enflasyon üzerinde artırmakla kalmadık. Emeklilerin her alanda çok daha iyi hizmet alabilmeleri için birçok düzenlemeyi de hayata geçirdik. Sağlıkta getirdiğimiz bu değişim dönüşüm, tüm vatandaşlarımızla birlikte emeklilere de büyük kolaylıklar sağladı. Hastanelerin birleştirilmesi, doktora ve ilaca ulaşımın kolaylaştırılması, hizmet kalitesinin artırılması, bunların yanında maaş ödemelerinde kolaylık ve diğer hizmetlerimizle emeklilerimizi hak ettikleri yaşam standardına ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Fakat, lokal, mevzi, bazı tek tük yakaladıkları yanlışları adeta bütünüymüş gibi göstermenin gayreti içerisinde olacak kadar insaf dışı bir yaklaşım içinde oldular. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, işte alınan neticeler halkımızın bunu yutmadığı noktasındadır. Hastaneleri ziyaret ettiğim zaman da zaten ben vatandaşımın yaklaşımını görüyorum, halkımın yaklaşımını görüyorum. Daha şurada geçen hafta içerisinde İstanbul'da yeni açılacak çok lüks bir hastanede bir hasta ziyaretine gittim. Gitmişken aynı katta diğer hastaları da ziyaret ettim. Mesela bunlardan bir tanesi Bingöllü bir hastaydı. Bir emekli, işçi emeklisi, fakat şu anda da varlığı itibariyle çok ama çok çok imkansızlıklar içerisinde, 300 lira kira ödeyen ve yanında eşi de var, o da engelli. Fakat süit bir odada ameliyata hazırlanıyor, oda süit. Ve Başhekime sordum, bak dedim dürüst olarak bir şey konuşacağız. Bu hastamızdan herhangi bir para alacak mısın, almayacak mısın? Tabi bana yeminle bir kuruş para burada alınmaz dediler. Ve tabi biz hasta şeyine telefonları filan da verdik. Bak para alınırsa bu telefona bildireceksin.
Değerli arkadaşlar, 167 odalı lüks bir hastane, bakın burada. Soruyorum, Allah'ını severseniz Türkiye'de, bizim ülkemizde biz bu tabloları hiç yaşadık mı? Bakın bu farklı bir olay, ayrı. Ama artık bizim devlet hastanelerimizin de kalitesi artık yükseliyor. İşte hep örnek veriyorum. Yani Hakkari'nin Yüksekova'sında 150 yataklı gayet lüks bir hastanenin gittim açılışını yaptım. Hakkari merkezde aynı şekilde 150 yataklı lüks bir hastaneni açılışını yaptım. Oralarda bu hastaneler yoktu. Ama bu hastanelerin açılışını bile hazmedemeyen bir siyasi anlayış var, bir siyasi anlayış var. Yani halk buralara gelmesin diye vatandaşı tehdit eden bir anlayış var. Bunu neyle izah edeceğiz? Hani barış gönüllüsüyüz, hani insanlara tehdit yağdırmayacağız, gerçek ortada, durum bu değil.
Değerli arkadaşlarım, şu hususların altını özellikle çizmek istiyorum: Emekli aylıkları bizim dönemimizde 2002 yılına göre enflasyonun çok çok üzerinde artışlar kaydetmiş, ücretler enflasyona ezdirilmediği gibi geçmişteki kayıplar da telafi edilmiştir. 2002 sonunda iktidara gelmemizin hemen ardından SSK ve BAĞ-KUR emeklilerimizin aylıklarına seyyanen o zaman 75 ve 100 lira artış yaptık. 2010 yılı içinde enflasyon hedefi yüzde 8,38 olmasına rağmen, dikkat ediniz, biz emekli maaşlarına yüzde 14 ile yüzde 25 arasında zam yaptık. Değerli arkadaşlarım, bu rakamlar özellikle önemli. 2002 yılından bugüne en düşük BAĞ-KUR emekli aylığına yüzde 493 oranında artış yaptık, reel artış oranı yüzde 184. Esnaf emeklimizin aylığına yine bu dönemde yüzde 284 oranında artış yaptık, reel artış yüzde 84. SSK tarım emeklimizin aylığı yüzde 185 oranında arttı, bunun da reel karşılığı yüzde 36. SSK işçi emeklimizin aylığı da bu 8 yıllık dönemde yüzde 174 oranında, yani reel olarak yüzde 31 oranında artış kaydetti. Bunlar en düşük aylıklara yapılan artışlardır. Ortalama aylıklarla BAĞ-KUR tarım emeklimizin maaşı reel olarak yüzde 174, esnaf emeklimizin aylığı yüzde 84, SSK tarım emeklimizin aylığı yüzde 26 ve SSK işçi emeklimizin aylığı da yüzde 32 oranında arttı. Görüldüğü gibi 8 yılda emeklilerimizin aylıklarını çok yüksek oranlarda artırdık, enflasyona ezdirmedik. Geçmişteki kayıplarını telafi edecek şekilde toplam enflasyonun çok çok üzerinde artışlar verdik.
Şimdi geliyorum 2011 yılında emekli maaşlarına yapacağımız zamma, artışlara. Önümüzdeki yıl, yani 1 Ocak'tan itibaren ne alacak? 2010 yılında olduğu gibi düşük aylık alanlara daha yüksek oranda artış temini için, Ocak ayında en düşük aylıklara en az 60 lira olmak üzere, artı yüzde 4 oranında artış yapıyoruz. İlk 6 aydaki enflasyona bakılmadan, enflasyon daha düşük oranda çıksa dahi yüzde 4 oranındaki artış, o aynen geçerlidir. Bir başka ifadeyle, 2011 yılının tamamında emekli aylıklarını yüzde 21,7 ila yüzde 4 arasında artırıyoruz. Rakamsal olarak söylersek, en düşük emekli aylıklarına yıllık 80 lira ile 91 lira arasında artış sağlıyoruz en düşüğüne. En düşük aylık alan BAĞ-KUR tarım emeklimizin aylığı Ocak ayında 371 liradan 434 liraya, Temmuz ayında ise 451 liraya çıkıyor. Yani en düşük BAĞ-KUR tarım emeklisinin aylığına 2011 yılında 80 lira, bir başka deyişle yıllık yüzde 21,7 oranında artış yapmış oluyoruz.
SSK tarım emeklimizin en düşük aylığı 492 liradan Ocak ayında 555 liraya, Temmuz ayı artışıyla birlikte 577 liraya ulaşıyor. SSK tarım emeklisi aylığı yıllık 85 lira, yani yüzde 17,3 oranında artıyor.
BAĞ-KUR esnaf emeklisi aylığı Ocak ayında 511 liradan 574 liraya, Temmuz ayı artışıyla birlikte 597 liraya ulaşıyor. Esnaf emeklimizin aylığına böylece 86 lira, yani yüzde 16.8 oranında artış yapıyoruz.
SSK işçi emeklisinin en düşük aylığı 648 liradan 710 liraya, Temmuz ayında da 739 liraya çıkıyor. SSK işçi emeklimizin aylığı da 91 lira, yani yüzde 14 oranında artıyor.
Tabi şu hususun özellikle altını çizmek istiyorum: Bu artışların mali boyutu Pazar günü Resmi Gazetede de yayınlanan orta vadeli programımızda ve 2011 yılı bütçemizle tamamen uyumludur. Yani kaynağını nereden buluyorsunuz, nasıldır, şudur-budur diyenlere eğer orta vadeli programımıza bakarlarsa onunla uyumlu bir şekilde atılmış bir adım olduğunu görecekler. Yani bütçe dengesinin bozulması, bütçeye ek yük getirilmesi, mali disiplinden taviz verilmesi asla söz konusu değildir. Ülkemizin şartları daha iyiye gittikçe, imkanlar arttıkça bunu emeklilerimizin maaşlarına, yaşam standartlarına azami düzeyde yansıtmaya devam edeceğiz.
Bildiğiniz gibi yeni Anayasa Paketi sebebiyle de memurlarla yapılan sözleşmelerle de orada ne tür bir artış olacaksa, zaten o da ayrıca emeklimize ne yapıyor, yansıyor, bunu da ayrıca emekli memurumuzun bilmesi gerekir.
Onlara vefa borcumuz var, onların emeğine hürmetimiz var. Ve bunun gereğini yerine getirmekten 8 yıldır kaçınmadığımız gibi bundan sonra da kaçınmayacağız. Ben bu artışların emeklilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Ancak bu işin istismarını yapan çevrelere de ben emekli vatandaşlarımızın dikkat etmesini özellikle hatırlatmak istiyorum. Zira bu işin tarihinde, geçmişinde bir çok kuru kuru vaatlerde bulunanlar olmuştur. Ama değerli kardeşlerim, bildiğiniz gibi cebimizdeki para pul olmuştur. Alım gücü, satın alma gücü olmamıştır. Karşılıksız para basmak suretiyle sanki büyük para veriyorlarmış gibi yutturmuşlardır. Ama şimdi artık öyle değil. Şimdi ben hep vatandaşıma şunu hatırlatıyorum: 8 yıl önce bu maaşla ne kadar ekmek, ne kadar et, ne kadar yağ, ne kadar yumurta alıyordun, şimdi ne kadar alıyorsun bunun hesabını yap. Bunun hesabını yaptığın zaman orayla mukayese edilemeyecek derecede fazla olduğunu göreceksin, asıl ölçü bu.
Değerli arkadaşlarım, hafta sonunda inşallah Kızılcahamam'da yine yeni bir milletvekillerimizle istişare toplantımızı yapacağız. Kurucu üyelerimizle aynı şekilde bir araya geleceğiz, Merkez Karar Yönetim Kurulu üyelerimizle hep birlikte ailelerimizle birlikte bir araya geleceğiz. Bu bizim biliyorsunuz mutat olarak yapmakta olduğumuz istişare toplantılarımızdır ve bu toplantılarımızda 12 Eylül halk oylamasının yüzde 58 eveti var ama, yüzde 42 de hayırı var. Bu hayır neden, niçin? Bunun bir bilimsel araştırmasını arazide arkadaşlarımız yaptılar, bilimsel olarak yapılan bu çalışmanın da neticesi önümüze gelecek. Arkadaşlarımız bizi Kızılcahamam'da bununla ilgili de birife edecekler.
Ayrıca aramızda orada terörü konuşacağız, bunun değerlendirmesini yapacağız. Ayrıca tüm bakan arkadaşlarımla birlikte milletvekili arkadaşlarımıza orada biz topluca cevap vereceğiz. Bütün bakan arkadaşlarımı biz orada adeta şöyle sahnede bir araya getirip milletvekili arkadaşlarım, bütün katılan kurucu üyeler, MKYK üyeleri soruların yöneltecekler ve bakan arkadaşlarımız da bu sorulara orada cevaplarını vermek suretiyle ve iki günlük bu çalışmamızı değerlendirme konuşmamızla inşallah bitireceğiz.
Tabi bütün bu çalışmalarımız 8 yıldır bizim aksamadan devam etti. Ve şunu da mutlulukla görüyoruz ki, diğer siyasi partilere de bu örnek teşkil etmeye başladı. Bundan dolayı da ayrıca mutluyuz. Tabi Cuma, Cumartesi, Pazar, 3 gün boyunca Kızılcahamam'da bir arada olacağız. Bütün bunun dışındaki meselelerimizi de orada enine boyuna konuşma fırsatı bulacağız.
İstişare toplantımızda yeniden görüşmek üzere ben AK PARTi Grubuna, tüm arkadaşlarıma, tabi burada bu hafta boyunca yine başarı dileklerimi iletiyorum. Yalnız milletvekili arkadaşlarım lütfen dağılmasınlar. Hemen şöyle kapalı oturuma geçmemiz gerekiyor, zira bu kapalı oturumdan sonra görüşme ve yolculuğumuz olacak. Ve milletvekili arkadaşlarımızın dışında, kurucu, MKYK üyelerimizin dışındaki arkadaşlarımızın bizi bağışlamalarını özellikle kendilerinden rica ediyorum.
Tüm misafirlerimize şahsım, arkadaşlarım adına da çok çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.