Ak Parti Grup Toplantısı (26 Ekim 2010)
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın AK PARTi Grup Toplantısı'nda Yaptığı Konuşmanın Tam Metni...

27 Ekim 2010 - 21:46
26.10.2010
Çok değerli misafirler, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Haftalık Olağan Grup Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Allah'tan temenni ediyorum.
Cuma günü ülkemiz ve milletimiz adına önemli bir yıldönümünü, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 87. yıldönümünü hep birlikte idrak edeceğiz.
Ben konuşmamın hemen başında bir kez daha Cumhuriyetimizin kuruluşunun 87. yıldönümünü kutluyor, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kuruluş kararını alan Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm üyelerini, Kurtuluş Savaşımızın tüm gazi ve şehitlerini şükranla yad ediyorum.
Kuşkusuz her devletin kuruluşunda kuruluşa yön veren, gelecek tasavvurunu belirleyen, ülke halkına gelecek adına bir ideal çizen temel bir kurucu felsefe var. Türkiye Cumhuriyeti 23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve o Meclis eliyle yürütülen Kurtuluş Savaşıyla teori ve pratiğin kaynaştığı, iç içe geçtiği destani bir süreç yaşanmıştır. Biz tarihi geleneği, kimliği olan, köklü bir milletin ve medeniyetin mensuplarıyız. Etnik kökenleri, mezhepleri, coğrafyaları ifade eden kelime ve kavramlar bizi bir millet olarak tarif etmekte yetersiz kalır. Bizi ortak tarihimiz en güzel şekilde tarif eder. Bizi ortak medeniyetimiz, ortak ideallerimiz tarif eder. Ağrı'da İshak Paşa Sarayı, Diyarbakır'da Ulu Cami, Erzurum'da Çifte Minareli Medrese, Sivas'ta Divriği Ulu Camii, Konya'da Karatay Medresesi, Edirne'de Selimiye, Ankara'da Hacı Bayram Veli, İstanbul'da Sultanahmet, Süleymaniye, Topkapı, medreseler, çeşmeler, köprüler, kervansaraylar, rasathaneler; işte bunların hepsi bizim bir millet olarak yeryüzüne attığımız imzalardır, nişanlardır. Biz şarkılarıyla, türküleriyle, şiirleriyle, gelenekleriyle, birbiriyle kaynaşmış, kenetlenmiş bir milletiz. Bütün bunların ötesinde Anadolu'ya, Trakya'ya olduğu kadar, dünyanın çok farklı coğrafyalarına yayılmış olan şehitliklerimiz, bizim nasıl bir millet, nasıl bir tarih yazdığımızı hiçbir tartışmaya, hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde izah eden işaretlerdir. O şehitliklerde Türkiye'nin doğusunu da görürsünüz, batısını da görürsünüz. O şehitliklerde vatanın dört bir köşesinden gelip omuz omuza çarpışmış, karavanasını paylaşmış, yan yana şehit düşmüş yüzbinlerce millet evladını görürsünüz. Cumhuriyet, işte böyle bir birlik mefkuresi üzerine inşa edilmiştir. Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi, her unsuru kucaklayan, onları milli mücadeleye katan ortak hedef ve idealleri tarif ve tayin eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iradesiyle şekillenmiştir. Cumhuriyet, milletimizin istiklal aşkının aslında açık bir tezahürüdür. Milli iradeyi, hakimiyeti milliyeyi ön plana çıkaran anlayış da, işte bizzat bu istiklal anlayışıdır.
Cumhuriyet, erdemli bir yönetim biçimidir, erdemli bir toplum inşa etmek için ortaya konmuş bir iradenin ve vizyonun sonucudur. Dikkat edin değerli kardeşlerim, bu iradeye zincir vurmak, otoriter eğilimlere ve bunlar vasıtasıyla baskı altına almak isteyen yönetimler bu milletten her zaman gereken dersi almışlardır. Aynı şekilde bu iradeyi vesayet altına almak, küçümsemek, yok etmek isteyen karanlık odaklar, çeteler, zümreler de her zaman milletimizden gereken cevabı almışlardır.
İstiklal, hürriyet ve demokrasi, bu milletin değiştirilemeyecek karakteri haline gelmiştir. Cumhuriyet ve demokrasi, bu yüzden milletimizin karakterine ve engin tarihi birikimine uygun, en uygun yönetim biçimidir. Cumhuriyetin kuruluşundan nice zaman sonra ortaya çıkan, tarihine ve coğrafyasına yabancılaşmış zümrenin iddia ettiğinin tamamen aksine, Cumhuriyet sözde elitler tarafından, yani seçkinleri kendilerinden menkul belli bir zümre tarafından değil, bizzat bu millet tarafından, bu milletin tüm unsurları tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla, Cumhuriyet asla ve asla belli bir zümrenin, belli bir kitlenin, belli bir grubun rejimi değil, bu milletin rejimidir ve sahibi de yalnızca bu aziz millettir.
Bakınız değerli arkadaşlarım, Cumhuriyetin ilanı öncesinde bu topraklar gerçekten çok büyük acılara şahit oldu. Osmanlı Devleti, her cephede aldığı yenilgilerin neticesinde çok büyük toprak parçalarını kaybetmişti. Anadolu'nun, Trakya'nın genç evlatları onlarca cephede şehit düşmüştü. Osmanlı bakiyesi topraklardan nice kardeşlerimiz akın akın Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştı. Şunu altını çizerek ifade etmek istiyorum: Cumhuriyetimiz, 87 yıllık süreç içinde güçlenerek, büyüyerek ekonomide, dış politikada, demokratikleşmede önemli mesafeler kat ederek Cumhuriyet öncesi o korkuların tamamını artık geride bırakmış, geçersiz kılmıştır. Cumhuriyetin ilanı öncesine ait olan bölünme korkusunun, ayrışma korkusunun, çatışma korkusunun bugün bile bir tehdit ve sindirme aracı olarak görülmesi, açık söylüyorum, Cumhuriyetimize ve onun ideallerine tamamen terstir, aykırıdır.
Cumhuriyeti zayıf bir varlık olarak görüp kendisine durumdan vazife çıkartıp demokrasiye müdahale edenler, tarihimiz boyunca her zaman Cumhuriyetimize en büyük zararı verenler oldular. Ülkenin birliğinin ve bütünlüğünün tehdit altında olduğu bahanesiyle demokrasiye gölge düşürenler, siyaseti ve siyasetçiyi devre dışı bırakmaya çalışanlar, ekonomiye de, dış politikaya da, iç politikaya da en büyük kötülüğü yaptılar. Cumhuriyeti korumak adına aslında onlar bir korku cumhuriyeti oluşturdular. Tehlikede olan Cumhuriyet rejimi değil, bu korkulardan nemalardan çevrelerin imtiyazları oldu.
Cumhuriyetin sahibi olmak noktasında hiç kimsenin hiç kimseye üstünlüğü yoktur ve olamaz. Bu ülkenin bürokratı, hakimi, savcısı, askeri, polisi ne kadar bu Cumhuriyetin sahibiyse, bu ülkenin işçisi, köylüsü, esnafı, sanatkarı, sokaktaki vatandaşı da bu Cumhuriyetin en az o kadar sahibidir ve sevdalısıdır.
21. yüzyılda, 2010 yılında Türkiye'nin kalkınmasını, ilerlemesini, içeride ve dışarıda güçlenmesini, en önemlisi de daha demokratik ve daha özgür bir ülke olmasını Cumhuriyet için bir tehdit gibi gören ve gösterenler, Cumhuriyetin temel felsefesinden nasibini alamayanlardır. Hiç kimse şahsi veya zümrevi hırslarını, şahsi veya zümrevi beklentilerini, makam ve ikbal heveslerini bu milletin çıkarlarının, bu milletin bekasının üzerine koyamaz, böyle bir tavır içinde olamaz.
Cumhura rağmen, cumhurun düşünce ve hissiyatına rağmen cumhuriyetçilik yapılamaz. Halka rağmen, halkın iradesine rağmen halkçılık yapılamaz. Cumhuriyeti sevmenin, korumanın göstergesi onu yüceltmektir. Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkaracak politikaları hayata geçirmektir.
Türkiye Cumhuriyeti, bugün geçmişle kıyaslanmayacak derecede ilerlemiştir, kalkınmıştır. Dünya genelinde takdir edilen, övülen, örnek gösterilen ve asıl önemlisi saygı duyulan ve itibar edilen bir konuma ulaşmıştır. Fakat Ankara'dan çıkamayanlar bunu hissedemezler. Sadece bedenen değil, zihnen çıkamayanlar da bunu hissedemezler.
Bizim hedefimiz, ülkemizi Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıldönümünde, yani 2023 yılında dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi arasına sokmaktır. Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma hedeflerini hayata geçiren, Cumhuriyetin itibarını yükseltecek dış politikayı ortaya koyan, Cumhuriyeti ileri demokrasiyle güçlendiren iktidar AK PARTi iktidarıdır.
Atatürk ne diyordu? Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o 10 yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. İşte Cumhuriyetin ve demokrasinin icaplarını aradan uzun zaman da geçmiş olsa uygulamaya koyan, hayata geçiren bizim iktidarımız olmuştur.
C umhuriyeti halktan ve milli iradeden, onun değerlerinden ve beklentilerinden kopuk olarak yücelttiğini zannedenler, büyük bir yanlışın ve yalnızlığın içinde olmuşlardır. Aziz milletimiz geçen dönemlerde bazı iktidarların sergilendikleri yanlış uygulamalara rağmen Cumhuriyeti bağrına basmış en geniş anlamda kabullenmiştir. Milletimiz her sandık başına gittiğinde bu Cumhuriyet idealine oy vermiştir. Bu ülkeyi yükselteceğine inandığı kadroları özellikle, gayretle iktidara taşımıştır. Milletimizin iktidarımıza gösterdiği teveccüh işte bu sorumluluk bilincinin sahiplenme duygusunun bir sonucudur. Hiç kimse her şeyi milletten daha fazla bildiğini iddia ederek, bu ülkeyi siyaset kurumundan daha fazla önemsediğini ve sevdiğini iddia ederek demokrasi üzerinde Cumhuriyet üzerinde kendince vesayet kuramaz. Hukuk dışı operasyonlara girişemez.
Değerli arkadaşlarım, biz bir kabile devleti değiliz. Biz köksüz bir devlet değiliz. Biz binlerce yıl içinde oluşmuş bir devlet geleneğini tevarüs etmiş Anayasası, yasası, kuralları, gelenekleri olan bir ülkeyiz. Bir devletiz ve bir milletiz.
Bakın değerli arkadaşlarım, bizden önce nesiller de, bizim neslimiz de korkuların egemen olduğu, sindirme politikaların en ağır şekilde uygulandığı süreçlerde yetiştik. Konuşmak yasaklandı, düşünceleri ifade etmek yasaklandı, şiir okumak yasaklandı, yazmak yasaklandı, gazete çıkarmak yasaklandı, eleştirmek yasaklandı, kitapların, hatta şarkıların, türkülerin yasaklandığı dönemler oldu bu ülkede. Kimler? İşte o tek partili dönemin olduğu dönemler, yani CHP zihniyetinin iktidar olduğu dönemler. Bunları belki şu anda o dönemi yaşamayan kuşaklar olarak bizler bilmiyor olabiliriz. Fakat tarihin o arşivlerindeki bütün kayıtlar bunu çok açık net belgelerle ortaya koyuyor. Şimdi bu belgeleri önümüze getiriyorlar. O belgeleri gördükçe, o zaman tarihimizin hakikaten ne kadar zor sınavlardan geçtiğini görüyoruz. Ama artık biz o geçmişe asla dönemeyiz. Artık biz modern bir Türkiye'nin inşallah yeni temel taşlarını oluşturuyoruz. Ve bu o geçmişin, o köklü sağlam temel taşları üzerinde yükselen bir Türkiye. Yeniden büyük Türkiye. İşte 2023 inşallah bunun ilk 10'da olduğu bir Türkiye olacak. Şu anda göreve geldiğimizde 26. sıradan teslim alıp 17. sıraya çıkardığımız bir Türkiye var. Şimdi bunu hazmedemiyoruz, 17'yi ilk 10'a çıkarmanın gayreti içerisindeyiz.
İşte bu belgelerden, 1940'lı yıllarda Ankara'nın Ulus semtine kılık-kıyafeti uygun değil diye kasketli gariban köylülerin, yani ulusun, yani milletin girmesi yasaklandı. Bunu alkışlamayalım, buna üzülelim. Sakal yasaklandı, bıyık yasaklandı. Aynen şimdi olduğu gibi üniversite kapılarında genç kızların başörtüsü yasaklandı. Darbe yapanların eleştirilmesi yasaklandı. Bu ülkenin gerçeklerini, bu ülkenin sorunların dile getirmek, konuşmak yasaklandı. Bu yasakları koyanlar ve uygulayanlar, Cumhuriyeti koruma ve kollama bahanesinin arkasına sığınıyorlardı. Cumhuriyeti cumhurdan, halktan koruyarak belli bir zümrenin hakimiyeti altına almak isteyen bu çarpık anlayışlar sadece bu kavrama haksızlık etmekle kalmadılar, Türkiye'nin gelişimine de set çektiler. Cumhuriyeti korumak, rejime sahip çıkmak bahanesinin arkasına sığınarak onlar aslında Cumhuriyeti küçülttüler, halka yabancılaştılar.
Bugün Cumhuriyet, cumhurla kucaklaşmaktadır, farkımız bu. Bugün Cumhuriyet, halkla birlikte yücelmekte, halkla birlikte ileri hedeflere doğru yürümektedir. Çözümsüz gibi görünen sorunları çözecek güç ve kudrete milletçe sahip olduğumuzu cümle aleme gösterdik. Bölgemiz başta olmak üzere bütün dünyada konuşulan bir Türkiye gerçeği var artık. Eskiden başımıza gelen her musibetin altında hatırlayın hep bir dış mihrak arardık. Öğle adresler verirdik. İçeri de öcüyle, dışarıda dış mihrak ile hep korkutulurduk, anlayış buydu. Statükonun devamı, bu korku diliyle temin edilirdi. Siyaset kurumu, bu korku diliyle rehin alınırdı. Siyaset kurumu, bu korkular ve evhamlar üzerinden itibarsız hale getirilirdi. Çaresiz ve iktidarsız koalisyon hükümetleri, bu korku diliyle hareketsiz bırakılırdı. Artık biliyoruz ve öğrendik ki o savunmacı anlayış, bizi içimize kapalı hale getiren, bizi sürekli savunma hattında tutan ve özgüvenimizi yaralayan sakat bir anlayıştı. Oysa şimdi, tam bir özgüvenle bütün muhataplarımızla eşit ilişkiler kurarak dünyanın bütün devletlerine kendimizi anlatıyoruz. AK PARTi iktidarındaki Türkiye, artık eski Türkiye değildir. Dikkat ediniz değerli arkadaşlarım, 8 yıl önce iktidara yürürken 3 Y ile kıyasıya mücadele edeceğimizi söyledik. Yolsuzluğun, yoksulluğun ve onlar kadar da önemli olan yasakların artık kaderi olmadığını bu ülke için söyledik. Sözümü tutarak bu 3 Y ile mücadele ettik, ediyoruz. Yolsuzluk ve yoksullukla olduğu kadar yasaklarla da mücadelemiz sürüyor. Tam demokratikleşme yolunda ifade özgürlüğü adına birçok engeli ortadan kaldırdık. Günlük yaşamı etkileyen, vatandaşlarımıza hayatı zehir eden, onların hür iradelerini ipotek altına alan, Türkiye'nin imajını ve itibarını zedeleyen nice yasağa bu arada son verdik.
Şimdi soruyorum, lütfen herkes elini vicdanına koysun. Ve bu soruyu öyle yanıtlasın. Cumhuriyetimiz bugün 8 yıl öncesine göre daha mı zayıftır, yoksa tam tersine daha mı güçlüdür? Bütün siyasi anlayışlardan, mantıklardan soyutlanarak başını iki elinin arasına alsın, nasıl olsa benim yanımda değil, şöyle bir düşünsün. Ya gerçekten 8 yıl önce neydik, bugün neyiz diye sorsun bir kendisine. Türkiye Cumhuriyeti 8 yıl öncesine göre bugün dünya nazarında daha mı itibarlıdır, yoksa itibar mı kaybetmiştir; bunu da kendine bir sorsun. Türkiye'nin ay-yıldızlı bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları, Türkiye Cumhuriyeti'nin pasaportu, Türk Lirası 8 yıl öncesine göre bugün daha mı değerlidir, yoksa değer mi kaybetmiştir? 8 yıl öncesine göre Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları geleceğe daha mı bir güvenle bakıyor, daha bir umutla mı bakıyor, yoksa tersi mi? Şöyle yollarında dolaşan arabaların sayısına baktığımız zaman daha tenha duble yollar mı var, yoksa yolların adeta ihtiyaca cevap veremez hale geldiği bu kadar yol yapılmasına rağmen bir Türkiye mi var? Kaldırdığımız her yasağın ardından korkuların ne kadar yersiz ve gereksiz olduğu ortaya çıktı. Ama biz o yasakları kaldırırken nasıl kıyametler koptuğunu hatırlayın. Paralarda bile, Türk Lirasının o 6 sıfırını atacağımız zaman birilerinin o köşelerinde ne tür yazılar yazdığını ve şu anda da bulundukları yerlerden ne tür hakaretler ettiklerini düşünün. O zaman özür dileceğiz diyenler ne bu özrü dileyebilmişlerdir, ne de paramızın kazandığı o onur sayesinde şu anda nasıl ayakta durduklarını hissetmişlerdir. Bir şey bildiklerinden değil ha, 6 sıfırı atarsanız enflasyon patlar diyorlardı, bu öyle her baba yiğidin karı değil diyorlardı. Attık 6 sıfırı, ne oldu? Her şey ortada, şimdi gerçek ortada. Attığımız her adımda karşımıza dikilip Cumhuriyet tehlike altına girer, bölünür, parçalanır, zayıflar diyorlardı. TRT Şeş, bir kanalı tamamen oraya tahsis edeceğiz dediğimizde yine bunları söylediler, ne oldu? Gitti mi elden, bölündük mü, parçalandık mı? Biz bu evhamlara prim vermedik. Yasakları kaldırdık, kaldırıyoruz. Reformlarımızı yaptık, yapıyoruz. Ve pompalanan korkuların ne kadar boş olduğunu milletçe hep beraber gördük. Bu Cumhuriyet, değerli arkadaşlarım, çıt kırıldım bir cumhuriyet değildir. Bu Cumhuriyet, tekrar ediyorum, kökü mazide olan bir atidir. Bu Cumhuriyet, kökü derinlerde büyük bir medeniyet tevarüs etmiş büyük ve güçlü bir milletin kurduğu ve yaşattığı bir cumhuriyettir. Statükoyu muhafaza etmek, değişime direnmek, yasaklarda ısrar etmek, yine tekrar ediyorum; Cumhuriyetimize de, bu aziz millete de yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Bugün Türkiye'de hala öyle bir zihniyet var ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, yasamayı ve yürütmeyi, onlarla birlikte milleti reşit görmüyor, mümeyyiz görmüyor, muktedir görmüyor. Kendisine millet üzerinde, yasama, yürütme üzerinde bir muhafızlık görevi ihdas ediyor. Allah aşkına siz bu yetkiyi kimden alıyorsunuz? Hangi anayasal ve yasal yetkiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne hiza vermeye kalkışıyorsunuz? Hangi vasfınızla, hangi kerametinizle siz bu milletten daha iyi biliyorsunuz? Kendi iradenizi milli iradenin üstünde ne zamandan beri görmeye başladınız? Milleti küçümseme, milletin vekillerini yok sayma cüretini nereden alıyorsunuz? Siz milletin velisi yada vasisi misiniz? Millet yanılıyor, Meclis yanılıyor, yürütme yanılıyor da, en doğruyu siz mi biliyorsunuz? Yoksa siz millete patronluk mu yapmak istiyorsunuz? Cumhuriyet, işte sizin bu vesayetçi anlayışlarınızı, milletin üzerinde tasallut etme anlayışınızı, evet şimdi çok ciddi manada test ediyor. Ve üzerinde tasallut kurmasın diye, sizin gibi zümrelerin keyfilikleri milli iradeyi baskı altına almasın diye Cumhuriyetimiz ilan edildi, şimdi de cumhur Cumhuriyetine sahip çıkıyor.
1940'lara, 50'lere, 60'lara bu zihniyet damgasını vurmuş olabilir değerli arkadaşlarım. O yıllarda Türkiye'nin kaybettiğini hepimiz biliyoruz. Ama 2010'ların Türkiye'sinde artık bu zihniyet kabul edilemez, kabul göremez. 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarında görüştüğümüz 50 milyona yakın seçmenimiz asla böyle bir vesayeti kabul edemeyeceklerini bize söylediler. İşte en son 12 Eylül Anayasa halk oylaması öncesinde Anayasada yapılacak değişikliğe ilişkin olarak her değişim öncesinde olduğu gibi bu sefer de yine sanal korkular pompalanıyor. Yargı siyasallaşıyor dediler. AK PARTi kendi yargısını kuruyor dediler, kadrolaşacak dediler, AK PARTi yargıyı ele geçirmeye çalışıyor dediler. Aradan 1,5 ay geçti ve iddialarının tamamının gerçek dışı olduğu bugün çok daha net olarak ortaya çıktı. 12 Eylül öncesinde ülkeye korku yayanlar, işte görüyorsunuz milleti ikna edemedikleri gibi, yargı camiasını da ikna edebilmiş değiller.
HSYK seçimlerinde aday oldular, seçimde oy kullandılar. Ama istedikleri sonucu elde edemeyince, kendi camialarında kabul görmeyince, bugün farklı ithamlarla seçimleri karalamaya çalıştılar. Yargıda seçim yapıldı, HSYK üyeleri belirlendi, peki ne oldu? Sesi çok çıkan bir zümrenin, yargı camiası içinde neye tekabül ettiği ortaya çıktı. Bir avuç insanın, nasıl binlerce insanın iradesine ipotek koyduğu anlaşıldı. Dikkatinizi çekerim, HSYK seçimlerinde ilk defa 10 binin üzerinde yargı mensubu kendi hür iradeleriyle ve tamamen şeffaf ve demokratik bir ortamda oy kullandı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçti. Şimdi buna yargının siyasallaşması denebilir mi? Türkiye'ye Cumhuriyet geldi, demokrasi geldi. Ama birilerinin hala haberi yok. Hala birileri, belli alanlarda hakimiyet kurmak, hükümdarlıklarını sürdürmek istiyor. Kusura bakmasınlar, kimse demokratikleşmeden muaf değildir, kimse milli iradenin hakimiyetinden azade değildir. İşte bizim yaptığımız, Cumhuriyeti de, demokrasiyi de tüm alanlarda hakim kılacak, hayata geçirecek adımları atmaktır. Ortada siyasallaşan bir yargı yok. Ortada siyasallaşmış unsurlar tarafından sindirilmiş bir yargının artık tarafsız bir yargıya dönüşümü var. 1960 müdahalesi sonrası oluşan statükocu, hizipçi, seçkinci yapının, bugün artık değişimci, tarafsız, millet hassasiyetlerini gösteren bir yapıya dönüşümü var. Bizim hiçbir gizli gündemimiz yok değerli arkadaşlarım. Bizim birilerinin iddia ettiği gibi gizli bir ajandamız yok, gizli niyetlerimiz yok. Biz bu Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu, hangi felsefe üzerine, hangi idealler üzerine kurulduğunu çok iyi biliyoruz. Ve bu Cumhuriyeti o ideallere ulaştırmanın samimi mücadelesini veriyoruz. Bizim Cumhuriyeti korumak, kollamak, ideallerini yaşatmak, itibarını artırmak, bu noktada 8 yıl içinde yaptıklarımız, niyetimizi zaten açık açık ispat ediyor. 8 yıl içinde inşa ettiğimiz yollar, barajlar, okullar, üniversiteler, hastaneler Cumhuriyeti nasıl yücelttiğimizin delilleridir. En ücra köşeye KÖYDES'le nasıl ulaştığımız ortadadır. Birlik ve bütünlüğü korumak, kardeşliğimizi yüceltmek için gösterdiğimiz samimi gayret ortadadır. 780 bin kilometrekareye, 73 milyona ulaştırdığımız hizmetler, bu ülkeye, bu millete aşkımızın ve sevdamızın açık delilleridir. Bitti mi? Bitmedi. Yapacağımız daha çok şey var.
Değerli kardeşlerim, demokrasinin en güzel yanı, seçilenlerin seçen halka sürekli hesap vermesi, onun iradesini her daim gözetmeye çalışmasıdır. Siz halkın iradesini hiçe sayarsanız, halkın rızasını ve desteğini kaybederseniz, başkaları gelir, onlar milletin taleplerini gerçekleştirir. Kimse bu makamların sürekli sahibi ve müdavimi değildir. Millet getirir, millet götürür. Kim milletin takdirini kazanırsa o göreve gelir, kim de milletin tepkisini çekerse, desteğini kaybederse görevi bırakır. Biz bu makamları hizmet vesilesi olarak görüyoruz. Bizim için en büyük makam, ne iktidar olmaktır, ne bakanlıktır, ne de Başbakanlık. Bizim için en büyük makam, en büyük paye, en büyük itibar; milletimizin gönlünde bir yer edinmektir.
Değerli kardeşlerim, milletin her ferdinin gönlündeki o temiz ve asil yer, bizim en büyük gücümüz, en büyük dayanağımızdır. Biz milletinden kopuk, ona tepeden bakan, hor gören bir rejimin değil, gücünü ve felsefesini milletinin gönlünden, aklından, vicdanından, asaletinden alan bir Cumhuriyetin savunucularıyız. Elbette sorunlar var, bunları inkar da etmiyoruz. Elbette yasaklar konusunda ideal bir noktaya ulaşmış değiliz. Ancak 8 yıl boyunca yasaklara karşı samimi bir mücadele verdik ve vermeye de devam ediyoruz. Bu mücadelenin zor ve meşakkatli bir mücadele olduğunu hep birlikte gördük ve yaşadık değerli arkadaşlarım. 8 yıl boyunca biz yasaklarla mücadele ederken, yasakları idame ettirmek isteyenlerin de nasıl mücadele ettiğini gördük. Yasaklarla mücadelemizde nasıl yalnız bırakıldığımıza, önümüze nasıl engeller çıktığına, hukukun zorlanarak nasıl tehdit edildiğimize sizler şahit oldunuz. Bunları birer mazeret olarak, birer bahane olarak söylemiyorum. Birileri istemiyor, birileri engel çıkarıyor diyerek yasaklarla mücadeleden vazgeçecek değiliz. Ama bugün bazı yasaklardan, bazı sorunlardan dolayı bizi eleştirenlerin önümüze ne tür zorlukların çıkartıldığını da görmelerini istiyoruz. Biz hemen yarın Türkiye'deki tüm anlamsız yasakların kalkmasını, Türkiye'de demokrasi standartlarının en yüksek seviyeye ulaşmasını, ifade özgürlüğünün en ideal konuma ulaşmasını istiyoruz. Ama statüko muhafızlarının boş durmayıp, bunu engellemek için her yola başvurduğunu, aziz milletimiz çok iyi görüyor, çok iyi görmelidir.
Bakınız değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni Genel Başkanı, bilemiyoruz, belki samimi olarak, belki de halk oylaması öncesi bir istismar aracı olarak başörtüsü yasağını gündeme taşıdı ve meseleyi çözeceklerini ifade etti. Biz kimsenin niyetini sorgulamıyoruz, sorgulayamayız, öyle bir derdimiz de yok. Ne yaptığına, ne yapmadığına bakıyoruz. 8 yıl boyunca biz bu meseleyi çözmek ve negatif bir gündem maddesi olmaktan çıkarmak için değerli arkadaşlarım, önce yaklaşık 4-5 yıl hep izledik. Ülkede bir sıkıntı kaynağı olmasın, fakat daha sonra gündeme getirilmeye başlandı ve yoğun çabalar içerisine girdik. Bu konuda milletimizden de destek aldık. Çünkü asıl olan konuşmak değil, asıl olan yaşamak. Yani yapmadıklarınızı söylemek değil, yaptıklarınızı söylemektir asıl olan, yakışan budur. Bizim değerlerimizden gelen de budur. Yıllar boyunca yapılan onlarca ankette, yüzlerce ankette başörtüsü yasağının temel bir insan hakkının ihlali olduğu ve Türkiye'nin bir ayıbı olduğu görüşü ortaya çıktı. Bakın şu anda SEDAV, bunun takipçisi durumunda. Biz ayıbı ortadan kaldırmak için çaba sarf ettik. Ama çabalarımız CHP'nin ve onunla birlikte statükonun engeline takıldı. Hatırlayın, daha birkaç yıl önce MHP ile beraber yaptığımız Anayasa değişikliği, eksiklerine rağmen, bunu da söylüyor, CHP'nin itirazıyla Anayasa Mahkemesi'nde iptal edildi. Partimiz hakkında kapatma davası açıldı ve bu davanın maddelerinden bir tanesi de buydu. Bizim zamana bıraktığımız, Türkiye'nin demokratikleşmesiyle birlikte artık anlamsız hale geleceğini ve kendiliğinden çözüleceğine inandığımız bu sorunu, dikkat ediniz biz değil CHP Genel Başkanı dile getirdi ve Türkiye'nin gündemine taşıdı bu halkoylaması süresince. Biz de AK PARTi olarak CHP'nin bu girişimine samimi bir şekilde destek vereceğimizi ifade ettik. Hatta lokomotif olsun, biz vagon olalım dedik, bu kadar açık söyledik. Onlar bağcıyı dövmekle uğraşıyor, ama bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, biz üzümü yemek istiyoruz dedik, bunu söyledik. Ve birçok örnekleri var biliyorsunuz. Çarşaflı hanım kardeşlerimize önceki Genel Başkan İstanbul Gazi'de gitti roketler taktı biliyorsunuz. Arkasından hemen birkaç gün geçti, bakıyorsunuz İstanbul'un bir başka semtinde CHP'nin seçim otobüsünden alaşağı ettiler. Aradan bir müddet daha geçti. Mersin'de bunun daha değişik bir benzerini uyguladılar, tekme tokat girdiler. CHP Genel Başkanı, başörtüsü sorununu halk oylaması öncesinde bir istismar aracı olarak kullandıysa, eminim ki millet nezdinde bunun siyasi bedelini ödeyecektir. Ama hayır, CHP Genel Başkanı bu konuda samimiyse, işte o zaman meydanlar da böyle bir vaatte bulunurken CHP zihniyetini, CHP geleneklerini, CHP'nin kodlarını dikkate almadığı açıktır. Türkiye'de başörtüsü meselesinin çözümü önündeki en büyük engel, CHP'nin bugüne kadar ortaya koyduğu statükocu ve özgürlük karşıtı anlayıştır. CHP Genel Başkanı, bu meseleyi biz çözeriz derken, her şeyden önce CHP'nin bu sorunun derinleşmesine yaptığı katkıyı göz ardı etmiştir. Her zaman yasakları savunan, özgürlüklerin önünde set olan, değişime her zaman karşı çıkmış olan bir CHP'nin sadece Genel Başkanın popülist ve bireysel çıkışlarıyla bu zihniyetinden kopmayacağı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 87. yıldönümünü kutlarken Sayın Cumhurbaşkanının resepsiyonunu her türlü farklılığıyla cumhur gelecek diyerek boykot edip-etmemeyi tartışan bir CHP, 1940'lardan bugüne gelememiş bir CHP'dir.
Hatırlayınız değerli arkadaşlarım, CHP Genel Başkanı halk oylaması sürecinde bir türkü tutturdu. Ve 27 Nisan Bildirisinden bizim mağdur olduğumuzu, AK PARTi'nin, bu vesileyle de kazançlı çıktığımızı her gittiği yerde ifade etti. Peki Başsavcının geçtiğimiz günlerde Millet Meclisine, milletin vekillerine yönelik açıklamasının hedefi ve mağduru kim? O bildiri Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne olduğu kadar, CHP'ye de yapılmış bir saygısızlık değil mi? Ne diyor? Hayır diyor, bu diyor uyarıdır diyor, birilerine kınamadır diyor. Ama CHP, 27 Nisan'da AK PARTi'nin gösterdiği dik duruşu gösterememiş, Meclis'e, demokrasiye, millet iradesine yönelik o bildiri karşısında geri adım atmayı, sinmeyi içine sindirmiştir. O gün demokratik dik duruşu sergileyemeyenler, bugün de aynı ezik, aynı çanak tutan, aynı alkış tutan anlayışı devam ettirmektedir. Bugün anlıyoruz ki CHP Genel Başkanı hiçbir hazırlık yapmadan, hiçbir istişare yapmadan, CHP'nin kadim geleneklerini, CHP'nin o ideolojik kodlarını hiç hesaba katmadan bir vaatte bulunmuş ve bugün de bu vaadinin altında ezilmiştir. Meydanlarda verilen vaatten çark etmek için yapılan her girişim, inanç özgürlüğü, insan hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gereken başörtüsü konusunu farklı mecralara çekmiştir. Süreç, CHP tarafından başörtülü genç kızların umudunun istismar edildiği, aynı zamanda provokasyona açık bir süreç haline getirilmiştir. CHP sonunda demokratikleşiyor mu diye heyecanlanan CHP'lilerin dahi hevesleri kursağında kalmıştır. İşte görüyorsunuz, "çözelim ama, şu şartla" diyerek bize şartlar dayatmaya çalışıyorlar. Arkadaşlarım biliyorsunuz ziyaretlerine gittiler. Ne dedik biz? Bugünden tezi yok, 12 Eylül akşamı dedik, hemen yarın, TESK'in Genel Kurulunda bak hemen talimatı verelim, ben veriyorum dedim. Kızılcahamam'da söyledik, hemen akabinde arkadaşlarımızı gönderdik. Biz sözü bir kere söyleriz ve ondan sonra da arkasında dururuz.
Değerli arkadaşlarım, insan hakları şarta bağlanabilir mi? İnanç özgürlüğü koşula bağlanabilir mi? Hiçbir hukuki ve kanuni dayanağı olmayan, mantıksız, gereksiz, gerekçesiz, gerici ve çağdışı bir fiili uygulamanın kaldırılması karşısında şart öne sürülebilir mi? Nefes alıp vermek ne kadar tabi ise, ne kadar tabi bir insan hakkı ise, inancına göre giyinmek de, eğitim olanaklarına sahip olmak da o kadar tabidir, o kadar temel bir insan hakkıdır. Bu sorunun CHP ile çözülemeyeceği, CHP'nin bu konuda samimi olmadığı ve böyle bir iradesinin de bulunmadığı artık netlik kazanmıştır değerli arkadaşlarım. CHP, makus talihine uygun bir şekilde bir kez daha demokrasinin ve milletin gerisine düşmüş, Cumhuriyeti bir adım ileri taşıma onuruna kavuşamamıştır.
Yasakların ortadan kalkması için verdiğimiz mücadelede MHP'nin tavırlarının da güven vermediğini yaşayarak gördük. Arkadaşlarım oraya da gittiler, Gruplarını ziyaret ettiler. 2008 yılında 411 oy ile kabul edilen Anayasa değişikliğinin iptali karşısında MHP'nin gereken tavrı göstermediğini biliyoruz. Nitekim son Anayasa değişikliği, yargının bu tür keyfi kararlar vermesinin önüne geçecekken, bunun adımlarını atacakken, CHP var gücüyle değişikliğin karşısında durmuş, adeta 2008'deki kararını inkar etmiştir. MHP, 2008'deki kararını inkar etmiştir. Üstelik artık herkes biliyor ki MHP, halk oylamasındaki hayır tavrını bırakınız Türkiye'nin tamamını, kendi tabanına dahi izah edememiş ve büyük bir darbe almıştır. Özgürlükler konusunda en az AK PARTi kadar kararlı, açık fikirli ve cesur olması gereken MHP, maalesef bir kez daha statükonun yanında yer almış ve ülkücü camiayı ve Türk kamuoyunu hayal kırıklığına uğratmıştır.
Değerli kardeşlerim, AK PARTi yasaklarla mücadelesinde bir kez daha yalnız kalmıştır, ama milletle baş başa kalmıştır. Biz bu yolda milletimizle yürümeye, kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Sadece başörtüsü konusunda değil, bu ülkede yıllardan beri süregelen inanca, düşünceye, ifade özgürlüğüne yönelik, her türlü yasakla bugüne kadar nasıl kararlı bir şekilde mücadele ettiysek, bundan sonra da aynı kararlılıkla mücadele edeceğiz. Çünkü biz başörtüsünü de, diğer yasakların kaldırılmasını da, milletimizin hak ettiği ve özlediği temel halk ve hürriyetlerin bir parçası olarak görüyoruz. Farklı inanç gruplarının, farklı mezheplerin, farklı etnik grupların sorunlarını, her zaman kendimize dert edindik. Her zaman bunları çözmek için samimi çaba harcadık. Bundan sonra da aynı samimiyetle sorunların üzerine gideceğiz. 2011 seçimleri ve ardından başlatacağımız yeni Anayasa çalışmaları, işte bu özgürlüklerin temel alınacağı bir süreç olacaktır. Altını çizerek ifade ediyorum; ne 2011 seçimleri, ne de sonrasında başlatacağımız Anayasa çalışmaları, sadece belli sorunların, belli özgürlüklerin dikkate alınacağı değil, Türkiye'deki her sorunun, her özgürlük meselesinin çözüm yoluna kavuşacağı bir süreç olacaktır. Biz önümüze engeller çıkarıldığında her zaman millete gittik ve milletin desteğini alarak reformlarımızı gerçekleştirdik. 2011 seçimlerinde de milletimizden alacağımız yetki ve destekle, Türkiye'yi prangalarından kurtarmaya, zincirlerinden kurtarmaya, Türkiye'yi ve Cumhuriyetimizi büyültmeye, yüceltmeye, güçlendirmeye devam edeceğiz. Şu son birkaç ay içerisinde yaşananlar kimin samimi, kimin de istismar peşinde olduğunu açıkça göstermiştir. Yaşananlar, kimin sözünün arkasında olduğunu, kimin de verdiği sözler altında ezildiğini göstermiştir. Bundan sonra hakem millettir. Özgürlükler konusunda da yine son sözü millet söyleyecek, son kararı yine millet verecektir.
Değerli arkadaşlarım, biz şimdilik bu noktada bu meseleyi mahşeri vicdana, milletimizin takdirine havale ediyoruz. Meselenin siyasetin müdahalesi olmadan fiilen çözüm yoluna girmiş olması, elbette umut vericidir. En azından büyük bir kesimde bunun bir çözüme kavuşmuş olması umut vericidir. Fakat 2011 sonrasında da sorunun eşitlik, adalet ve insan hakları zemininde Türkiye'nin gündeminden kalkması için biz takipçi olmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz haftalarda dış politikamız çerçevesinde önemli temaslarımız oldu. Almanya Cumhurbaşkanı Sayın Wulff'u Türkiye'de ağırladık. Ardından Finlandiya'ya bir ziyaretimiz oldu. Ve Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Dışişleri Bakanıyla temaslarda bulunduk. Bu temaslarımızın ardından Yunanistan Başbakanı değerli dostum Papandreu ile daveti üzere "Akdeniz İklim Değişikliği" konulu konferansa katıldık. Ve orada ikili kapsamlı bir görüşmemiz oldu. Akdeniz'de iklim değişikliğini ve çevre kirliliğinin ele alındığı bu önemli ziyaretin yanı sıra yaptığımız bu ikili görüşme, hakikaten çok çok faydalı bir görüşme idi. Yunanistan-Türkiye ilişkilerini ele alırken bundan sonraki süreci de nasıl şekillendireceğimizi görüştük.
Hafta sonunda yine ülke içinde önemli açılışlar gerçekleştirdik. Bundan bir tanesi, Bandırma'da Enerjisa ile Avusturya ortaklığının gerçekleştirmiş olduğu 550 milyon avro değerindeki bir yatırımı, doğalgaz çevrim santralini açtık, 950 megavat gücündeki böyle bir açılışı gerçekleştirdik. Yine Bandırma'da Enerjisa tarafından yaptırılan bir Fen Lisesini, yurduyla beraber onun da açılışını gerçekleştirdik. Hemen gene onların yakınındaki bir yerde de 300 yataklı Bandırma Devlet Hastanesinin açılışını yaptık. Akabinde Gönen'de hem Belediye Hizmet Binamızın açılışını yaptık, ama bunun yanında da gerçekten adete bir seçim mitingi gibi bir mitingi yaparken, alana giderken de caddelerdeki ilgi, alaka, coşku hakikaten görmeye değerdi. Bunun için tekrar Bandırmalı ve bunun yanında Gönenli tüm kardeşlerime de özellikle, şahsım, Grubum adına teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, milletçe hepimizi gururlandıran, güzel bir gelişmeyi de burada hatırlatmak istiyorum. Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız, Japonya'nın eski Başkenti Nara'da gerçekleştirilen 12. Tarihi Kentler Birliği Genel Kurulunda Birliğin Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 55 farklı ülkeden 89 tarihi kentin bir araya gelmesiyle oluşan Tarihi Kentler Birliği Yerel Yönetimler noktasında, dünyanın en saygın kuruluşları arasında yer alıyor. Konya'mızın bu birlik içinde etkin bir konuma yükselmiş olmasından dolayı, büyük bir memnuniyet duyduğumuzu da burada özellikle ifade etmek istiyorum ve Belediye Başkanımız Tahir Akyürek kardeşimizi ve ekibini de ayrıca kutluyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabi tüm milletvekili arkadaşlarıma bu hafta içerisinde de başarılarla dolu bir haftayı şimdiden özellikle hatırlatırken, bu hafta sonu iki önemli törenimiz var.
Bunlardan bir tanesi değerli arkadaşlarım, Şanlıurfa'daki açılış törenlerini yapacağız ve Pazar günü inşallah Şanlıurfa'da olacağız. Şanlıurfa'daki açılış törenlerimizin öncesinde, sanıyorum saat 13:00'te o törenlerimizi yapacağız, onun öncesinde de Ilısu'da olacağız. 14:00 mü? Şanlıurfa saat 14:00'te. Onun öncesinde de biliyorsunuz Ilısu Barajıyla ilgili çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Ve Hasankeyf'le ilgili çok tabi dedikodular, şunlar bunlar yapıldı. Ama şimdi oradaki köyü TOKİ gayet güzel bir şekilde çok farklı bir oradaki yere taşımak suretiyle, yerel mimariyle orada inşa etti. İnşallah onun da aynı gün Şanlıurfa'daki açılışların öncesinde açılışlarını yapacağız. Bunun saati 11'de de oranın açılışını inşallah yapacağız. Aynı zamanda da barajın çalışmalarını gözden geçireceğiz. Tabi bazı çevreler, Ilısu Barajının yapımına engel olmanın hala gayreti içindeler. Avrupalıları kandırdılar, ama sıkıntıları bizi kandıramıyorlar. Çünkü biz bunu yapmakta kararlıyız, bunu yapacak gücümüz var ve kararımızı verdik, süreci hızla başlattık ve şu anda çalışmalar da hızla devam ediyor. İnşallah Ilusu, Türkiye'nin en zengin, en büyük barajlarından bir tanesi olacak. İlk 3'ün içinde inşallah yer alacak kapasitede bir baraja sahip olacağız. Ve çevre, Mardin'iyle, Batman'ıyla bütün o çevre inşallah farklı güzelliklere, denizin adeta geldiği bir bölge haline orası dönüşmüş olacak. Çevrecilik açısından güzel bir yer olmuş olacak. Aynı zamanda da tabi ki artık su akar Türk bakar olmayacağız, su akar Türk yapar diyeceğiz ve yolculuğumuzu da böyle devam ettireceğiz.
Hepinizi sevgi saygıyla selamlarken, bugün yoğun bir katılım programımız var. Şimdi o katılım törenlerini yapacağız. Gerek belediye başkanı arkadaşlarımızın katılımları var farklı siyasi partilerden. Aynı zamanda milletvekili katılımı var. Bu töreni gerçekleştirip ondan sonra da sizlere geldiğiniz yerlere çalışmak üzere güle güle diyeceğiz. Çok teşekkür ediyorum.