AK PARTi Grup Toplantısı ( 04 OCAK 2011)
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK PARTi Grup Toplantısı'nda Yaptığı Konuşmanın Tam Metni...

Haber Yayın Tarihi: 04 Ocak 2011 Salı 21:58
04.01.2011 Tarihli AK PARTi Grup Toplantısı..
Çok değerli misafirler, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler, Grup Toplantımıza teşrif eden çok değerli Roman kardeşlerim; 2011 yılının bu ilk Grup toplantısında sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Büyük umutlarla, büyük heyecanlarla karşıladığımız 2011 yılının ülkemiz, milletimiz, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Allah'tan temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, huzur dolu, bereket dolu bir yıl temennisiyle konuşmama başlıyorum.
2010 yılını tarihin en büyük küresel ekonomik krizlerinden birinin gölgesinde karşıladık. Küresel ekonomik kriz bütün dünyada çok ağır tahribat bırakırken, biz Türkiye olarak 2010 yılına umutla girdik, büyük beklentilerle girdik. Nitekim, 2009 yılının son çeyreğinden itibaren Türkiye ekonomisi tekrar yüksek büyüme sürecine girdi. Ekonomimiz 2010 ilk çeyreğinde yüzde 11,8, ikinci çeyreğinde 10,2 ve üçüncü çeyrekte de 5,5 büyüyerek ilk 9 ayda ortalama 8,9 bir büyüme kaydetti. 2010 yılı son çeyrek büyüme oranları açıklandığında, ki 31 Mart 2011'de tahmin ediyorum açıklanacak. Türkiye, orta vadeli programdaki resmi hedef olan yüzde 6.8'in üzerinde inşallah bir büyümeyi yakalayacak. Bizim resmi tahminimiz, 2010 yılı için gayri safi yurt içi hasıla 730 milyar dolar. Ancak, bu seviyeyi aşacağımızı, kriz öncesindeki seviyeye, yani 2008 seviyesi olan 742 milyar dolara yaklaşacağımızı veya aşacağımızı şimdiden tahmin edebiliyoruz. Bu arada Türk Lirası olarak biz 2009'u 953 milyar Türk Lirası gayri safi yurt içi hasılayla kapatmıştık. 2010 yılında psikolojik bir eşik olan 1 trilyon Türk Lirası gayri safi yurt içi hasıla rakamını da aştığımızı burada büyük bir gururla ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, dün 2010 yılına ilişkin iki önemli gösterge açıklandı. Gerçi bu ayın ortalarında geniş kapsamlı bir ekonomiyi değerlendirmeye yönelik, ekonomiyle ilgili bakan arkadaşlarımla bir basın açıklaması yapacağız. Fakat ben şu anda bazı verileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Aralık ayı tüketici fiyat endeksi yüzde eksi 0,30 oranında gerçekleşti. Böylece, 2010 yılı enflasyon oranı yüzde 6,4 oldu. Geçen yıl enflasyon yüzde 6,5 olarak gerçekleşmişti. Bizim 2010 beklentimiz ise, dikkatinizi çekiyorum, orta vadeli programda yüzde 7,5'tu. Enflasyonda böylece hedefleri aşmış, Türkiye'ye bir kez daha tek haneli enflasyon sevincini yaşatmış bulunuyoruz. Bu arada bir hatırlatmayı da yapmak isterim. 2009 yıllık TÜFE son 41 yılın en düşük oranıydı. 2010 yıllık TÜFE ise 1969 yılından itibaren gördüğümüz, yani son 42 yılın en düşük enflasyon oranıdır. Tabii burada da kalmayacağız. İnşallah enflasyonu daha düşük seviyelere, Avrupa Birliği ortalamasının altına kadar çekeceğiz.
Bir başka sevindirici haber ise, ihracattan geldi. Bizim ihracatta 2010 yılı hedefimiz 111,7 milyar dolardı. Ancak son açıklanan rakamlara göre burada da hedefimizi aştık, 2010 yılında 113 milyar 686 milyon dolar ihracat rakamına ulaştık. Böylece geçen yıla göre ihracatta yüzde 11,3 oranında bir artış kaydettik. Aralık ayı ihracatımız Kasım ayına göre yüzde 21,3 oranında bir artış kaydetti. Böylece son 27 ayın en yüksek rakamına da yılın bu son ayında ulaşmış olduk.
Yine Aralık ayında bazı ülkelere olan ihracatımızda Cumhuriyet tarihimizin rekorlarını elde ettik. Irak'a ihracatımız 732,6 milyon dolar, 732 milyar 600 milyon dolar. İran'a ihracatımız 375 milyon dolar. Burada rekor kırdık. Tanzanya, Arjantin, Gine, Madagaskar, Paraguay gibi uzak coğrafyalara aylık ihracatımızda da yine rekor seviyelere ulaştık. 2010 yılının tamamında ise 224 ülke ve gümrük bölgesinden 65'inde Cumhuriyet tarihimizin en yüksek rakamlarına ulaşarak bu ülkelere ihracatta rekor hamd olsun yakaladık.
Şurası da son derece önemli: 2002 yılında ihracatta birinci sırada örme giyim eşyası ve aksesuarları yer alıyordu. 2010 yılında ise motorlu kara taşıtları ilk sırayı aldı. 2002'de toplam ihracat içinde Avrupa Birliği'nin payı yüzde 56,5 iken, 2010 yılında bu pay yüzde 46,3 oldu. Yani, ihracatta Avrupa bağımlılığımız önemli ölçüde azalarak çeşitlendi. Afrika'nın ihracat içindeki payı 2002'de yüzde 4,7 idi, 2010'da bu pay yüzde 8,2 oldu. Yine çarpıcı bir oran, Yakın ve Ortadoğu ülkelerinin ihracatımızdaki payı 2002'de yüzde 9,6 iken, bu da bugün yüzde 20,3 oranına yükseldi. 2002'de 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan sadece 5 ilimiz vardı; İstanbul, Bursa, Kocaeli, İzmir, Ankara. Şu anda 14 ilimiz 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiriyor. Bu beş ilimize ek olarak Gaziantep, Manisa, Denizli, Sakarya, Hatay, Adana, Mersin, Kayseri ve Trabzon da artık 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan illerimiz arasında yer alıyor.
İnşallah bu yılın sonunda hedefimiz, ihracatta 127 milyar dolar rakamına ulaşmak, burada da kalmayacağız tabii. 2023 için belirlediğimiz 500 milyar dolar rakamına da inşallah ulaşacağız. Bildiğiniz gibi, daha önce de söyledim, hedefimiz artık 4 yılın programı değil, biz şimdi 12 yıl sonrasının bütçe konuşmamda da ifade ettiğim gibi programını yapıyoruz. Yani, Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümünde 2023'te nerede olacağız, işte o bizim için çok çok önemli. Oradaki rakam da, 500 milyar dolarlık bir rakama ulaşmak. Ben bu vesileyle tüm ihracatçı kuruluşlarımızı, iş adamlarımızı, ilgili sivil toplum örgütlerini, ilgili bakanlarımızı, bürokratlarımızı huzurlarınızda tebrik ediyorum. Özellikle iş adamlarımızı ve işçilerimizi, emeklerinden ve ülkemize yaşattıkları bu gururdan dolayı kutluyor, ülkem ve milletim adına kendilerine şükranlarımı sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, 2011 yılına ekonomi cephesinden gelen gerçekten güzel, gerçekten sevindirici haberlerle giriyoruz. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, tüm gelişmiş ekonomilerin ciddi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde biz Türkiye olarak küresel krizi artık gündemimizden çıkarıyor, yeni hedeflere doğru, yüksek hedeflere doğru emin adımlarla ilerlemeye başlıyoruz. Allah'ın izniyle bütün bir 2011 yılında ve sonrasında hedeflerimizden taviz vermeden, tedbiri de elden bırakmadan yolumuza devam edecek ve 2023 hedeflerine doğru, adım adım yaklaşıyor olacağız.
Her zaman söylüyorum; biz bu aziz millete hayal kırıklığı yaşatmadık, yaşatmak istemiyoruz, bütün arzumuz bu. Biz sabun köpüğü gibi geçip gidiveren başarılarla yetinmek, gelip geçici başarılarla avunmak istemiyoruz, yere sağlam basıyoruz, adımımızı sağlam atıyoruz. Ve kalıcı seviyelere ulaşıp, o seviyeleri sürekli yükseğe çekmenin mücadelesini de hep birlikte veriyoruz. Kısa vadeli hesaplar, bu ülkeye değerli kardeşlerim, her zaman kaybettirdi. Sadece kendi iktidar dönemini hesaplayan, bütün hedefleri bir sonraki seçime kadar olan hükümetler, maalesef geçici iyileşmeler sağladı. Ardından bu millete çok ağır faturalar ödettiler. Türkiye'nin taşıyacağından çok daha ağır vaatlerle halkın huzuruna gelip hesap-kitap yapmadan bol keseden dağıtanlar oldu. Arkalarında telafisi, tamiri zor enkazlar bırakarak siyaset sahnesinden çekilip gittiler. Karşılıksız paralar bastılar ve bu karşılıksız paralar basılırken hiçbir şey düşünmediler. İşte onun için şu 1 rakamının yanındaki 6 sıfırın macerası unutulur bir macera değildir. Bunu milletvekili arkadaşlarım, bakan arkadaşlarım, tüm teşkilatım, aslında her zaman anlatması lazım, her zaman işlemesi lazım. Yahu bu 1'in yanına bu 6 tane sıfırı nasıl koydun arkadaş, bunu sormaları lazım. Ama kimse bunu sormuyor. Karşılığı olmayan bir milyoner, karşılığı olmayan bir milyoner, bununla aldattılar bizleri ve yıllarca bununla aldandık. Onun için 3 haneli enflasyonlar gördü bu ülke. Bunlar bizim cebimizde ne var ne yok alıp götürüyordu. Onun için de çarşıda bir şeyi alacağın zaman satın alma gücün, hiçbir şeyin kalmamıştı, böyle bir noktadaydı.
Değerli arkadaşlarım, işte AK PARTi farkı bu, buna lütfen dikkat edin. Biz şu anda Haziran ayındaki seçimlere yönelik hedeflere yönelmiş ve bu hedeflerini çok açık, net ortaya koyarken asla bir seçim ekonomisi yapmayan partiyiz. Biz 2016 seçimlerine yönelik 4 yıllık hedefler de koyan bir parti değiliz. Biz, dedim ya, şimdi 2023'ün hedeflerini belirleyen bir partiyiz. Biz uzun vadeli düşünüyoruz. Geniş bir ufukla, büyük bir vizyonla düşünüyoruz. Ve şimdiden Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıldönümüne ait hedefleri belirliyoruz. Ve bunları sizlere inşallah peyderpey açıklayacağız. Ve seçim beyannamemizde zaten bunları göreceksiniz. Neler yapılacak, bu yol haritasını göreceksiniz.
Bakınız değerli arkadaşlarım, ben burada size 4 ayrı harita göstermek istiyorum. Bu haritalar çok önemli. Açıkçası bu haritalar Türkiye'nin 8 yılda nasıl bir değişim yaşadığını, nereden nereye geldiğini gösteren çok çarpıcı haritalar.
Birinci harita, birinci harita bu. Gördüğünüz gibi bu harita, 2002 öncesi bölünmüş yollar, 2002 öncesi bölünmüş yollar, bir şey görüyor musunuz? Bunlar 2002 öncesi bölünmüş yollar, tablo bu. Bunu niye alkışlıyorsunuz? Alkışlanacak olan şimdi geliyor. Evet, bu... bugün itibariyle bölünmüş yollar, bugün itibariyle bölünmüş yollar bunlar. Evet, bugün itibariyle bölünmüş yollar bunlar. Gördüğünüz gibi, nereden nereye.
Şimdi üçüncü haritaya geliyoruz, karayı bitirdik, şimdi hava yollarına. Ama bu hava yolları, önce hava yollarını göstereceğim, daha sonra halkın yolunu göstereceğim. Şimdi hava yolu, bu gördüğünüz gibi 2002 öncesi hava yolları. Sadece Türk Hava Yollarının çalıştığı, bunun dışında herhangi bir hava yolunun çalışmadığı bir dönem. Özel sektörün girmeye cesaret edemediği bir dönem bu. Şimdi halkın yoluna geliyoruz, değerli arkadaşlarım bu da halkın yolu. Evet, bugün itibariyle bu. Gördüğünüz gibi artık ülkemizde neredeyse gidilmeyen yer kalmadı. Ben burada sadece kara yolları ve hava yolları haritalarımızın nasıl değiştiğini gösterdim. Türkiye'nin 81 vilayetine aynı şekilde 160 bin derslik kazandırdık, 80 yeni üniversite ile, üniversite sayımızı 76'dan 156'ya çıkarttık. Geldiğimizde 76 üniversite vardı, şimdi 156 üniversite var. Bazıları dediler ki, ne gerek var ya. Biz böyle bakmıyoruz, biz 360 derece bakıyoruz. Ve Hakkari'deki yavrumuzun üniversite okuyabilmek için önünü açıyoruz. Niye? Ha benim ilimde üniversite var. Yani ben okumak için belki Ankara, İstanbul şansını yakalayamam ama, hiç olmazsa ilimdeki üniversitenin fakültelerine, meslek yüksekokullarına girebilme şansını yakalayabilirim, bu var. Aynı şekilde bakıyorsunuz Muş'ta, aynı şekilde Iğdır'da, aklınıza neresi gelirse. Ve şu anda 156 üniversitesiyle 73 milyon nüfusun tüm üniversite öğrencilerine hitap eden bir yapı, bir anlayış. Aynı şekilde dersliklerimizin sayısı her geçen gün artıyor. Ve yaklaşık 60 bin artı yatak kapasitesini bu dönemde inşa ettik, yurtlar olarak söylüyorum. Bununla da artık yavrularımızın gittiği yerde, benim için kalacak yer var mı, yok mu, bu tür endişeleri taşımasın istiyoruz. Yeterli mi? Değil, yine inşaatlarımız devam ediyor. Türkiye'nin böylece eğitim haritasını da ne yaptık? Değiştirdik. İşte biliyorsunuz bundan önceki Grup Toplantısında ilköğretimde imkansızlıklar diye bir şey tanımıyoruz. Çocuklarımızın biliyorsunuz aldığı yardımı 20 liraydı, nereye çıkardık? Erkeklerde 30 liraya çıkardık. Kızlarda 25 liraydı, nereye çıkardık? 35 liraya çıkardık. İstiyoruz ki her yavrumuz okusun. Kaç çocuğun varsa, mani yok, yeter ki okusun. Bunların önünü açıyoruz. Orta öğretimde aynı şekilde, erkek 35 liraydı 45 liraya çıkardık, kız 45 liraydı 55 liraya çıkardık. Niye? Yeter ki okusun. Üniversitelerimizde, üniversite gençliğine sesleniyorum; 8 yıl önce 45 lira burs kredi alıyordu üniversite gençliği, geçen yıl 200 liraya çıkardık, 120 lira da beslenme yardımı var. Şimdi bu yıl işte Ocak ayı itibariyle üniversite gençliğine 240 liraya çıkardık, aynı şekilde beslenme yardımını da 150 liraya çıkardık. Yani Türkiye'nin bu ekonomik havuzu güçlendikçe, bilesiniz ki milletten gelen millete geri dönüyor, bizim anlayışımız bu. Hani diyorlar ya, yolsuzluk yolsuzluk. Ayıptır ayıptır. Eğer bunların söylediği bu yolsuzluklar bu ülkede olsaydı, siz yaklaşık 12 bin 300 kilometrelik o yolları neyle yapacaktınız? Bu hava alanlarının pistlerini, terminallerini neyle yapacaktınız? Eğer bu yolsuzluklar olmuş olsaydı, bu barajları neyle yapacaktınız, bu derslikleri neyle yapacaktınız? Bundan önce gelenler, işte o hortumlar, şebekelerin cebinde olduğu için bir şey yapamıyorlardı bu ülkede. Ama şimdi o hortumlar, o şebekelerin cebinden çıktı, geldi üniversite gencinin cebine girdi. Yatırımlara döndü ve bu artarak devam ediyor, her şeyiyle. Adalet saraylarıyla, Emniyetle, okullarımızla, yollarımızla, enerjide yaptığımız yatırımlarla, kültürel bütün yatırımlarla, 20 yıl önce temeli atıp, bize kalan bütün o merkezleri biz bitiriyoruz, bitirdik, bitirmeye de devam edeceğiz. 1807 yeni sağlık tesisi, bunun 263'ü hastane, 224 hastane ek binası, sağlık ocakları vesaire. Doktor sayısından hemşire sayısına, ambulans sayısından diyaliz cihazına kadar sağlıklıkla ilgili her alanda büyük bir dönüşüme biz bu dönemde imza attık.
Değerli arkadaşlarım, araçların çıkması zor olan yerlere, ne yaparsan yap, başının çaresine bak deniyordu. Ama şimdi bu dönem değişti. Şimdi paletli ambulanslardan tutunuz, ambulans helikopterlere varıncaya kadar, ambulans jetlere varıncaya kadar bu ülkede insanına değer veren bir anlayış iktidara gelmiştir. Artık bu süreç başlamıştır. Aile hekimliğiyle halkımızı biz tanıştırdık, böyle bir dönemi başlattık. Artık ailelerin kendi doktorları var, bu dönem başladı. Türkiye'nin sağlık hizmetleri haritasını da değiştirdik.
Değerli arkadaşlarım, 130 yeni adliye sarayı açtık. Adı üstünde ismiyle müsemma, saray. Merdiven altında adalet dağıtma gayreti geride kaldı. Ve yaklaşık rakam veriyorum, bizim iktidarımıza kadar 550 bin metrekarelik kapalı alana sahip bir adalet mekanizması vardı fiziki mekan olarak söylüyorum. Şimdi ise, sadece İstanbul'un Çağlayan'ındaki Adalet Sarayı ile Kartal'daki Adalet Sarayının ikisinin toplamı değerli arkadaşlarım, 700 bin metrekare yaklaşık, sadece ikisi. Tüm Türkiye bir tarafa, sadece ikisi bir tarafa. Düşünebiliyor musunuz, böyle bir döneme geldik. Ve her türlü donanıma haiz, gerçekten Batı standartlarının üstünde bu adalet sarayları yapılıyor. Modern mimariyse modern mimari, yerel mimariyse yerel mimari, bunları bu şekilde inşa etmiş durumdayız. 27 adalet sarayının inşaatı da devam ediyor. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan adalet sarayının 4 katından fazlasını biz sadece şu son 8 yılda gerçekleştirdik. Türkiye'nin adalet hizmetleri haritasını da değiştirdik.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye genelinde TOKİ eliyle, hani Anayasamızda "Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti" demiyor muyuz? Peki sosyal devlet anlayışını bugüne kadar gelen iktidarlar hiç hatırladılar mı, böyle bir uygulamayı hiç duydunuz mu, hiç duyduk mu? Hayır. Sosyal devlet anlayışıyla ilgili zaten bir adım attığınız zaman hemen yaftayı yapıştırıyorlar; oy almak için bunu yaptılar. Biz görevimizi yaptık, halkım ne yapacağını bilir zaten. Biz 470 bin konutun şu anda inşaatını devam ettiriyoruz. Bunların yaklaşık 340 bini sahiplerine teslim edildi. Ve bu konutların içerisinde yoksul olanlara, hiç imkanı olmayanlara yönelik yapılan konutlar var, Roman kardeşlerimiz için yapılmakta olan konutlar var.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin konut haritasını da böylece değiştirdik. Çünkü, istiyoruz ki şehirlerimizin özellikle kentsel değişimi ve dönüşümü de gerçekleşsin. Başarılı olabildik mi? Bakın başarılı olduk demiyorum. Niye? Çünkü, vatandaşımla bu konuda henüz anlaşamıyoruz. Yani oturduğu yer ne kadar kötü olursa olsun oradan çıkmak istemiyor. Diyoruz ki size daha güzel konutlar yapalım, gelin şuraları değiştirelim, yok. Oturduğu yerden çıkmak istemiyor. Neticesi ne olursa olsun çıkmak istemiyorlar. Bunun için de tabi valilerimize, kaymakamlarımıza, belediye başkanlarımıza çok görev düşüyor. Beraber bunu yapacağız, şehirlerimizi daha modern hale getireceğiz. İnsanca yaşamanın erdemine bütün vatandaşlarımızı kavuşturmamız lazım, ulaştırmamız lazım, bunu başarmamız gerekiyor.
Bakınız, 8 yıl önce 9 ilde doğalgaz vardı, şimdi 66 ilde doğalgaz var. 81 ilde doğalgaz olacak; hedefimiz bu. Niye? İstiyoruz ki Ayşe Bacı, hemen şöyle düğmeye bastığı zaman sıcak suyu yakalasın. Evi ısınsın, apartmanın en altından kömür taşıma falan filan, bu işleri artık geride bırakalım, bunu yakalayalım istiyoruz.
Türkiye'nin enerji haritasını, enerji hatları haritasını da değiştirdik.
Tarıma verdiğimiz desteklerle, inşa ettiğimiz barajlarla, sulama kanallarıyla, yeşil alanlarla Türkiye'nin tarımsal üretim haritasını, sulama haritasını da değiştirdik.
Bakın altını çiziyorum; tüm bu hizmetlerimiz, tüm bu eserlerimiz sayesinde bugün Türkiye haritası, geçmişe göre çok daha zengin, çok daha güçlü ve sınırlarımız geçmişe göre çok daha korunaklı. Türkiye'nin kara yolları haritası, deniz yolları, hava yolları, eğitim, sağlık, adalet, emniyet haritası hızla değişirken, Türkiye'nin sınırları değerli kardeşlerim, güç kazandı. Türkiye'nin irtibatı arttı, Türkiye'nin refahı, mutluluğu, umudu, heyecanı arttı. Sadece Türkiye'nin haritasını zenginleştirmekle kalmadık, Türkiye'nin Avrupa'daki konumunu, dünyadaki konumunu güçlendirdik. Bir dünya haritası üzerinde Türkiye'yi parlayan bir yıldız, yükselen bir ekonomi, bir huzur ve istikrar coğrafyası olarak yeniden çizdik. Ve bugün burada sizlere hemen bir ifadeyi kullanacağım. Misafirimiz olan Roman kardeşlerimin çok güzel bir sözü var. Evde oturan ölür. Doğru mu? Şimdi Balık Ayhan'la bizim söylem dilimiz uyar birbirine. Evet, biz bir evde oturmadık veya evde oturmadık. Biz milletin derdiyle yollara düştük, biz ülkenin derdiyle yollara düştük. Biz bölgemizin, ülkemizin derdiyle, dünyanın dertleriyle hak için, hukuk için, barış, huzur ve kardeşlik için yollara düştük.
Elbette resmini yapamayacağınız gibi, mutluluğu bir harita üzerinde de gösteremezsiniz. Ama biz bu ülkenin gönül haritası üzerinde kardeşliğin resmini çizmenin, kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın resmini çizmenin mücadelesini de veriyoruz. Bütün renkleri, bütün inançları, evet bütün dilleri kaynaşmış şekilde, ahenk içinde, kardeşlik ve dayanışma içinde, gönül haritamız üzerinde sarsılmaz hale getirmenin mücadelesini veriyoruz. Dikkatinizi çekiyorum, birilerinin yaptığı gibi Türkiye haritasını farklı renklere boyamanın gayreti içinde değiliz. Tam tersine, farklı renklerin oluşturduğu, birliği, bütünlüğü, dayanışma ve paylaşmayı bir gökkuşağı misali uyum içinde resmetmenin gayreti içindeyiz.
Şimdi bakınız değerli arkadaşlarım, benim sıkça tekrarladığım, en sonda Milli Güvenlik Kurulu Bildirisinde yer alan, ki birilerini bu çok rahatsız etmiş, fakat ne kadar rahatsız ederse etsin biz inandığımızı söylemeye devam edeceğiz. Çünkü biz Afyonkarahisar'dan yola çıkarken bir şey söyledik. Bu bizim çıkışımızın bunlar temel esaslarıydı. Orada biz ne dedik? Biz, etnik milliyetçilik yapmayacağız dedik, biz bölgesel milliyetçilik yapmayacağız dedik, biz dinsel milliyetçilik yapmayacağız dedik. Neydi bunun açılımı? Etnik milliyetçilik yapmayacağız dedik. Ülkemizde birçok etnik unsur var ve biz bunları zenginlik olarak gördük. Hep söyledik, bazıları bununla kendilerine göre dalgasını geçiyor, varsın geçsin. Ama biz, bu ülkedeki tüm etnik unsurları, dedik ya, Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Gürcü'süyle, Abaza'sıyla, Roman'ıyla, aklınıza ne gelirse hepsiyle bunlar birer alt kimliktir ve bunlar kesrettir ve vahdette biz bunları topluyoruz; bu budur. Ve biz bunu zenginlik olarak görüyoruz. Aynı şekilde bölgesel milliyetçilik de yapmayacağız dedik. Nedir o? Yani sadece Batıya yüklen, Doğu'yu, Güneydoğu'yu, Karadeniz'i, Orta Anadolu'yu, Akdeniz'i, buraları bırak; hayır. 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarını, aynı yükselişi oralarda göreceğiz, aynı modernliği oralarda göreceğiz. Batı neye sahipse, Doğu, Güneydoğu da aynı imkanlara sahip olacak. İşte şimdi biz bunun mücadelesini veriyoruz. Ve bunu görmenin de bahtiyarlığı içerisindeyiz. Şu anda Güneydoğu'yla ilgili olarak, Doğu ile ilgili olarak eleştiri yapanlar çıksınlar da bunları konuşsunlar, yapılan yatırımları konuşuyorlar mı dikkat edin. Takıldıkları birkaç konu var, sadece bunu konuşuyorlar, çıkın bir de bunu konuşun. Kültür diyorlar, kültürde de yaptığımız değişimleri konuşuyorlar mı? Konuşmuyorlar. Biz bunun yanında Afyon'da bir şey daha söyledik yola çıkarken, ne dedik? Tek bayrak dedik, tek millet dedik, tek vatan dedik, tek devlet dedik, bugün yine aynı şeyi söylüyoruz. Kimseyi rahatsız etmemesi lazım. Ha birileri rahatsız oluyorsa, aynaya baksınlar o kadar. Ama ben inanıyorum ki milletimin kahir ekseriyeti, bu kavramdan rahatsız olmuyor. Çünkü bu kavramın kucaklayıcı manasını birileri ya anlamıyor yada işine gelmediği için anlamak istemiyor. Özellikle tek millet kavramı, millet kavramına yüklenen farklı anlamlar nedeniyle bizim ifade etmeye çalıştığımız anlamın tam tersi bir noktaya çekilmek isteniyor. Bizim AK PARTi olarak millet kavramına yüklediğimiz anlam son derece açıktık, nettir, sarihtir, hiçbir şerhe ihtiyaç duymayacak kadar da anlaşılabilir bir kavramdır. Biz millet kavramına yüklediğimiz anlam itibariyle Partimizi kurduğumuz günden bu yana 9 yıl öncesinde neredeysek bugün de oradayız değerli arkadaşlarım. Biz dün farklı, bugün farklı düşünenlerden değiliz. Şartlara göre renk değiştirenlerden, şekil değiştirenlerden değiliz. Biz ilkeli siyasetten, tutarlı siyasetten yanayız ve bunun mücadelesini veriyoruz. Biz milleti ortak hedefler, ortak idealler etrafında toplanmış ortak bir kaderi paylaşan üst bir kimlik olarak gördüğümüzü her bir fırsatta ifade ettik. Irklar, kavimler, aidiyetler, renkler, diller, inançlar farklı olabilir ve saygındır da. Saygı duymaya farklı dil, ırk, kavim nerede olursanız olun duymak durumundasınız, bunlara saygı duyacaksınız. Millet tüm bu farklılıkların, tüm bu aidiyetlerin üzerinde kapsayıcı bir kavramdır. Hep söylüyoruz ya, insanlar ne kadar farklı olursa olsun, değil mi ki hepsi Allah'ın kuludur. Hepsinin bizim gönlümüzde yeri vardır ve hepsi bizim gözümüzde birdir.
Yani biz yine söylüyorum, yaradılanı Yaradan'dan ötürü severiz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği altında herkes, ama herkes devlet karşısında eşittir, birinci sınıftır, özgürdür ve kendini ifade etme hürriyetine sahiptir. Bizim en başından itibaren söylediğimiz de budur. Bugün söylediğimizde budur. Türkiye her dalında ayrı bir çiçeğin açtığı çok büyük bir çınardır. Benim Roman kardeşim bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Ben çocukluğumu onlarla beraber geçirdim. Aynı mahallede doğduk büyüdük. Aynı okulda beraber okuduk, beraber yaşadık ve bundan dolayı da rahatım. Şu anda oy gailesiyle, oy endişesiyse bu tür bir gayretin içerisinde değilim birilerinin koşturduğu gibi, böyle bir derdimiz yok. Azınlıklar, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Farklı dinlere, farklı mezheplere de sahip olsa, çoğunluk da olsa, azınlık da olsa, 73 milyonun her bir ferdi birdir ve eşittir.
Bakın biz 8 yıl boyunca bu yaklaşımımızı somut olarak her alanda gösterdik ve göstermeye de devam ediyoruz. 8 yıldır bu ülkede etnik kimliklere, inançlara, ideolojilere dayalı bir anlayışı değil, ortak değerlere, ortak ideallere, ortak hedeflere dayalı evrensel, demokratik kurallara dayalı bir hak ve özgürlük anlayışını hakim kılmanın mücadelesi içindeyiz. Biz bu ülkede Musevi vatandaşlarımıza da hiçbir siyasinin Cumhuriyet tarihinde göstermediği ilgiyi gösterdik. Ve ilk defa bu noktada gidip Hahambaşını ziyaret etme anlayışını biz ortaya koyduk. Aynı şekilde Ermeni vatandaşlarımızın bu ülkedeki Patriğini ilk defa ziyaret etme anlayışını biz ortaya koyduk. İşte dün de yine Rum Patriğini makamında gidip ziyaret etme anlayışını Başbakan Yardımcım ortaya koydu. Bu anlayış bizde var, bunlarda yok. Bunlar hep oy hesabıyla hareket ederler, acaba bunu yaparsak ne derler diye. Bunlar benim vatandaşımsa gereğini biz yaparız ve birilerinden icazet alarak, birilerinden müsaade alarak değil. Bulunduğumuz makam bunu gerektiriyor.
Dikkat edin değerli arkadaşlarım, 8 yıl önce AK PARTi Hükümeti olağanüstü hali kaldırsın, bu bile yeter diyenler vardı. Nerede? Ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde. Sadece olağanüstü hali kaldırmakla yetinmedik, Doğu ve Güneydoğu illerimizdeki olağan dışı her uygulamayı kademe kademe ortadan kaldırdık. Çocuklarıyla kendi dilinde konuşamıyordu benim vatandaşım. Bu ülkenin bazı anneleri çocuklarıyla kendi dilinde, ana dilinde konuşamıyordu. Farklı dil ve lehçelerin serbestçe konuşulması, yaşatılması için çok büyük adımlar attık. Anlamsız yasakları kaldırdık. Kursları serbest bıraktık. Devlet Televizyonundan 24 saat Kürtçe, 24 saat Arapça yayına başladık. Üniversitelerde enstitülerin kurulmasının önünü açtık. 24 saat yayınla TRT Avaz'ı kurduk, bunun adımını attık. Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle Mem u Zin adlı özellikle Kürt edebiyatının en önemli eseri olan Ahmed Hani'nin eserini evet bugünün de diline çevirerek, ama aynı zamanda da Kürtçe olarak Kültür ve Turizm Bakanlığımız yayınladı. Doğu, Güneydoğu illerinde arama yapılacak haberi gelince genç kızlar, genç erkekler evlerindeki müzik kasetlerini korkuyla tandırlara atıyor ve imha ediyorlardı. Biz bu trajikomik sahnelerin hepsine son verdik. Bakın biz açık söylüyorum; ne şiş yansın, ne kebap diyenlerden değiliz, asla olmadık ve olmayacağız. Doğuya ayrı, batıya ayrı, kuzeye ayrı, güneye ayrı bir dille konuşanlardan değiliz, asla olmayacağız.
Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi 2 yıldır tüm boyutlarıyla konuşuluyor ve tartışılıyor. Ama bizim 2 yıldır üstüne basa basa söylediğimiz şudur: Milli Birlik ve Kardeşlik Projesini ideolojilerden, gündelik politik çıkarlardan, oy hesabından, reyting kaygısından bağımsız düşünmediğiniz müddetçe anlayamaz ve anlamlandıramazsınız, biz bunu söylüyoruz. Ama birileri hala tutuyorlar işte milli birlik kardeşlik projesi tutmadı. Sen zaten başından beri böyle düşünenlerdensin. Biz bunun neticesini alacağız ve bunu da göreceğiz inşallah. Eğer bu sürece vicdanı koymazsanız, eğer bu süreci anlamak için vicdanınız sesine kulak vermezseniz, hiçbir sonuç alamaz, hiç bir şeyi de anlayamazsınız. Bakın biz bu yola anneler diyerek, babalar diyerek, gençler diyerek, kardeşlik diyerek çıktık. Ama görüyoruz ki, anneler birilerinin hiç umurumda değil. Onlar seçimleri önemsiyor. Babalar birilerinin umurunda değil, onlar seçimde alacakları oya bakıyor. Gençler birilerinin umurunda değil, onlar gözlerini seçim sandıklarına dikiyor. Kardeşlik birilerinin zaten hiç derdi değil. Onlar istismardan medet umuyor. Biz yapmanın, onarmanın, tamir etmenin, telafi etmenin mücadelesini verirken, birileri bozmanın, kırmanın, tahrip etmenin, kışkırtmanın mücadelesini veriyor.
İşte şu son haftalarda BDP'nin asıl niyeti şüpheye mahal bırakmayacak derecede ortaya çıkmıştır. BDP sorunun var ettiği, sorunun ortaya çıkardığı bir siyasi yapıdır aslında. Dolayısıyla, sorunun çözümünden de hazzetmeyecek, bunu kabullenmeyecektir; böyle bir siyasi yapıdır. Çünkü sorun çözüldüğü anda biliyor ki oy noktasında bitmiştir, olay budur. Ve bunu da açık, net olarak ortaya koymuştur. Sorun çözüldükçe istismar vasıtaların kaybolduğunu gören BDP, sorunun çözülmemesi için elinden gelen kışkırtmayı ortaya koymaktadır. BDP'nin attığı adımlar ne hak arayışıdır, ne de sorunların çözümüne ilişkin bir katkıdır. Tam tersine, süreci bulandıracak adımlar atarak çözümü engellemek niyetinde olduğunu göstermiştir. Açık söylüyorum, bu tavır annelerin göz yaşından, babaların yürek sızısından, gençlerin kanından rant elde etme tavrıdır; bu kadar açık söylüyorum. Bu tavır, kardeşliği, birlikteliği, dayanışmayı güçlendirme tavrı değil, nifak tohumlarını filizlendirme tavrıdır. Bu tavır ülkeye, millete maliyetine ne olursa olsun AK PARTiyi seçimler öncesinde güya yıpratma tavrıdır. Buna biz asla izin vermeyeceğiz, inanıyorum ki milletim de izin vermeyecektir.
Şunu da aziz milletimin özellikle bilmesini istiyorum: Ne BDP, ne de onun sırtını dayadığı mahfiller, hiçbir zaman benim Kürt kökenli kardeşlerimin asla temsilcisi değildir.
Ve BDP'nin kendi kışkırtıcı ve istismarcı taleplerini sanki tüm Kürt kökenli vatandaşların talebiymiş gibi lanse etmesi son derece yanlıştır. Aynı şekilde bu taleplerin ülkenin farklı kesimlerinde böyle algılanması da yanıltıcıdır. Bakınız Doğu ve Güneydoğu'yu BDP üzerinden izleyenler yanılırlar. Doğu ve Güneydoğu'yu resmin bütünün göremeyen medya üzerinden izlemekle yetinler yanılırlar. Ben geçen haftaki Grup Toplantımız da ifade ettim, gidin ve oradaki atmosferin ne kadar farklı olduğunu, oradaki tablonun ne kadar farklı olduğunu, nasıl olduğunu, orada nasıl bir huzur ve kardeşlik ikliminin olduğunu yerinde görürsünüz. Bölge çok hızlı değişiyor, çok hızlı biçimde dönüşüyor. İşte ben Muş ve Bitlis temaslarımın ardından bir araya geldiğim otelcilik sektörü temsilcilerine bir çağrı da bulundum. İstanbul'la, Antalya'yla, buralarla yetinmeyin, buradaki potansiyeli de görün dedim. Gidin Güneydoğu Anadolu'da, Doğu Anadolu'da, bu bölgede de lütfen oteller yapın, yatırımlar yapın, burada bizim kültürel zenginlerimiz var dedim. İnanç turizmine yönelik zenginliklerimiz var, gidin buralarda yatırımlar yapın dedik. Şimdi projeler üzerinde çalışmalar başladı. İşte şu anda artık oralarda turizm yatırımlarında da bir yarış başlıyor. Yeni bir heyecan başladı. Şu anda benim vatandaşlarım hala tam olarak inanın haberdar değil. Bakın 23 gün sonra 27 Ocak'ta Erzurum dünyanın en büyük spor organizasyonlarından birine, 25. Üniversite Kış Oyunlarına ev sahipliği yapacak. 5 kıtadan binlerce kişi Erzurum'a akın edecek. Dünyanın gözü kulağı 11 gün boyunca Erzurum'da olacak. Erzurum'a olimpiyatlar için çok büyük yatırımlar kazandırdık, yaklaşık 500 trilyon civarında bir yatırımı Erzurum'a kazandırdık ve Erzurum değişti. Çok daha farklı bir konuma geldi. İnşallah Perşembe akşamı Erzurum'a gidiyorum. Cuma sabahı Yunanistan Başbakanıyla bir çalışma kahvaltısını Erzurum'da yapacağız ve aynı zamanda büyükelçiler toplantısını orada yapacağız. Ve tesislerin toplu açılış töreniyle orada bunu da gerçekleştireceğiz. Resmi bir toplu açılık töreni yapacağız. Ve oradan inşallah Kars Sarıkamış'a geçecek, orada da açılışlar yapacağız. Aynı zamanda Sarıkamış şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yad edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin tamamı değişiyor. 81 vilayetimiz değişiyor, ilçelerimiz, beldelerimiz değişiyor. Bu değişim içinde 73 milyonun mutluluğu, huzuru, refahı için çok büyük bir özveriyle çalışıyoruz. 73 milyonun her bir ferdine, her gönüle ulaşmanın çabası içindeyiz, durmuyoruz. Ardahan'a gideceğiz hemen arkasından, Ağrı'ya gideceğiz, oralarda da toplu açılış törenleriyle halkımızla bütünleşeceğiz. Her kesimin sorunlarını kendi sorunumuz olarak görüyor, bu sorunları çözmek için samimi gayret gösteriyoruz. Ben 14 Mart 2010'da İstanbul'da Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş Roman kardeşlerimle kucaklaştım. Onlarda birlikte büyüdüğümü az önce de ifade ettim. Onların hissiyatını çok iyi bildiğimi, onların sorunlarını çok iyi tanıdığımı ifade ettim. Yine o gün orada ben bir Roman atasözünü dile getirdim. "Menzile giden yol seni menzilden ayırmaz, yol menzilin bir parçasıdır." Ayhan, hatırladın mı? Evet menzile doğru ilerliyoruz. Yani Aşık Veysel'inkiyle görüyorsunuz yakın. Hani uzun inci bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece diyor ya, biz de gideceğiz gündüz gece, aynen. Adım adım ilerliyoruz, sorunları çözerek, geçmişini hatalarını telafi ederek yeni bir anlayışla, yeni bir kucaklaşmayla geleceğe ilerliyoruz. 10 Aralık 2009 tarihinde 120 Roman sivil toplum kuruluşu temsilcinin katılımıyla Roman Çalıştayını gerçekleştirdik. Çeşitli illerde Roman vatandaşlarımız için TOKİ eliyle yaklaşık 10 bin konutun projelendirmesini yaptık. Şu anda 8 bin 250 konutun yapımına başladık. Artık konutları da peyderpey sahiplerine kademe kademe de teslim ediyoruz. Ayrıca inşallah bir teslim törenine de bizzat katılacağım ve orada da toplu olarak teslimatı yapılmış olan konutları oradan uydu aracılığıyla da ülkemize göstereceğiz.
Romanların nüfus kütüğüne kayıt ve nüfus cüzdanı sorunlarının çözülmesi amacıyla İçişleri Bakanlığımız kolaylıklar getirdi. 2006 yılında Romanlara yönelik ayrımcı ifadeler içeren mevzuatı değiştirdik. Bugün de buradan Roman kardeşlerime yeni bir müjde daha vermek istiyorum. Romanlara yönelik ayrımcı ifadeler içerip de 1950 yılından beri varlığını sürdüren düzenlemeyi AK PARTili milletvekilleri olarak 2010 yılı Nisan ayında komisyona taşımıştık. Danışma Meclisi karıyla bu düzenlemeyi bugün Meclis Genel Kuruluna getiriyoruz ve inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla Romanları rencide eden bu düzenlemeyi bugün ortadan kaldırıyoruz. Bunun da Roman kardeşlerime hayırlı olmasını diliyorum.
Sizler, her şeyin en iyisine layıksınız, çünkü insansınız. Hepimizi yaradan Allah sizleri de yarattı. Burada Fransa Hükümeti yok, burada Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti vardır, biz farklıyız . Onlar Fransa'daki Roman kardeşlerime Fransız kalabilirler, ama biz kalmayız.
Bir kez daha grup toplantımıza renk kattıkları için Roman vatandaşlarımıza, onlarla birlikte tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. AK PARTi Grubunun tüm üyelerine, tüm çalışanlarına kolaylıklar diliyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun derken ille de Roman olsun ister taştan, çamurdan olsun, o da Allah kuludur her kim olursa olsun.