BAŞBAKANIMIZ'IN TBMM GRUP KONUŞMASI
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 10 ocak 2012 tarihli, Ak Parti TBMM Grup Toplantısı Konuşması
ANKARA- 10 Ocak 2012
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 Ocak tarihli Grup Toplantısı konuşmasının tam metni
Arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri sevgiyle, saygıyla
selamlıyor, AK PARTi Haftalık Olağan Grup Toplantımızın ülkemiz,
milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan
temenni ediyorum.
Ülkemizde, bölgemizde ve dünya genelinde önemli hadiselerin yaşandığı
bir haftayı daha geride bıraktık. Ne yazık ki, yakın coğrafyamızda 2012
yılının ilk haftasında da hepimize üzüntü veren kanlı hadiseler yaşandı.
Suriye’de gerek bizzat Esad yönetimi eliyle, gerek tahrikler yoluyla
şiddetin tırmandırıldığını, toplu katliamların yaşandığını müşahede
ediyoruz. Hafta içinde yapılan bir intihar saldırısında maalesef 25
Suriye vatandaşı daha hayatını kaybetti. Suriye’de olayların
başlamasından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı 6 bini aştı. Irak’ta
da aynı şekilde gerilimin yeniden hat safhaya çıktığını, siyasi krizin
kitlesel ölümleri de beraberinde getirerek sokağa yansıdığını görüyoruz.
2003 yılından bugüne kadar Irak’ta yüz binlerce kardeşimizi kaybettik.
Son bir hafta içinde Irak’ın çeşitli yerlerinde gerçekleşen saldırılarda
da maalesef yüzden fazla Iraklı hayatını kaybetti. Irak’ta mezhep
temelli bir çatışma sürecinin başlatılmasını amaçlayan son derece kanlı
provokasyonların yapıldığını görüyoruz. Ne yazık ki, siyasi irade bu
kanlı çatışmaların önünü kesecek adımlar atmak yerine, gerilimi
tırmandıracak, etnik ve mezhebi ayrımcılığı körükleyecek bir tutum
izlemeye devam ediyor. Düşünün ki, kendi koalisyonu içerisinde olan
ortaklarının, kendi hükümetinin içerisinde yer alan bakanlarının
evlerini tanklarla, zırhlı araçlarla kuşatan bir anlayışla biz olumlu
bir gelişmeyi bekleyemeyiz ve bunu da gerçekten barış istiyor, gerçekten
Irak’ın aydınlık geleceğini hazırlıyor diye değerlendiremeyiz.
Suriye ve Irak’ta bunlar yaşanırken, bir başka dost ve kardeş ülkeden,
Nijerya’dan yine acı haberler aldık; Başkent Abuja ve diğer kentlerde
yapılan saldırılarda bir gün içinde 39 kişi hayatını kaybetti, 57 kişi
yaralandı.
Değerli kardeşlerim, öncelikle tüm bu kanlı saldırıları şiddetli
kınadığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Masum insanlara,
kadınlara, çocuklara, ekmek kavgası içindeki yoksullara, camisinde,
kilisesinde ibadet eden savunmasızlara saldırmak, hiçbir şekilde, ama
hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz. İbadet edenlere, namazdan çıkanlara,
ekmek parası kazanmak için kuyrukta iş bekleyenlere saldıranlar,
bırakınız İslam’dan nasibini almayı insanlıktan bile nasibini almış
olamazlar. Allah aşkına, Irak’ta, Nasiriye’de Kerbela’ya dua için giden
insanlara saldırmak, kadın, erkek, çoluk çocuk 44 kişiyi öldürmek,
70’ten fazla kişiyi yaralamak, İslam’la, Müslümanlıkla, insanlıkla nasıl
bağdaşabilir, nasıl yan yana gelebilir? Böyle bir saldırıyı yapanlar
çıkıp da, ben Müslümanım nasıl diyebilir? Hazreti Peygamberin amcasının
oğlu, Allah’ın Aslanı Hazreti Ali bu topraklarda şehit edildi, yetmedi
mi? Hazreti Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin ve ailesi bu topraklarda
şehit edildi, yetmedi mi? Moğol saldırılarıyla Dicle Nehri günlerce kan
ve mürekkep aktı, dünyanın en mahmur şehirlerinden Basra, Bağdat harap
edildi, yetmedi mi? Bugün Irak’ta, Suriye’de kendi kardeşine
kastedenler, kendi kardeşlerini katledenler nasıl bir fitnenin, nasıl
bir aymazlığın, gafletin ve sapkınlığın içinde olduklarını görmüyorlar
mı, göremiyorlar mı?
Geçen hafta da ifade ettim, Irak Yönetimi çok büyük ve tarihi bir
mesuliyetin altındadır. Irak’ta gerilimi tırmandıranlar, mezhep temelli
ayrışmayı körükleyenler, Irak’ta bir mezhep çatışmasına zemin
hazırlayanlar, ister Suni, ister Şii olsunlar, gelecekte her zaman Yezit
sıfatıyla anılmaya mahkum olacaklardır. Irak’ta mezhep temelli bir
ayrışmayı, çatışmayı körükleyen ülkeler de, açık söylüyorum, dökülen her
damla kandan mesul olacaktır. O ülkeler tıpkı Kerbela’daki katiller
gibi tarih boyunca bu lekeyi alınlarında taşıyacaktır.
Bakın değerli kardeşlerim, 1970’lerde Afganistan’da işgalci güçlere
karşı verilen direniş mücadelesi başarıya ulaştığında sadece Afgan
kardeşlerimiz değil, çok geniş bir coğrafya bundan gurur duydu, heyecan
duydu ve büyük bir sevinç hissetti. İran’da otoriter rejim değiştiğinde
en az İran kadar tüm İslam coğrafyası barış adına, huzur adına,
kardeşlik adına bundan umut ve heyecan duydu. Filistin bölündüğünde
sadece Filistinlilerin değil, tüm İslam coğrafyasının kalbi kırılmıştı.
Bugün Filistin’de ittifak sağlanınca yine aynı coğrafya sevince, umuda
boğuldu. Bunlar bilinirken, bunlar yaşanmışken, şimdi Irak’ta yeni bir
bölünme, yeni bir kırılma, yeni çatışmalar sadece Irak’ta değil, tüm
İslam coğrafyasında hayal kırıklığına neden olacaktır.
Ben bir kez daha Irak’taki tüm tarafları aklıselime, sağduyuya davet
ediyorum. Irak’lı tüm kardeşlerimizi, mezhepleri, etnik kökenleri ne
olursa olsun, akla, vicdana, kalplerine kulak vermeye çağırıyorum. Irak
Yönetimini, Irak’taki dini liderleri, kanaat önderlerini, Irak üzerinde
nüfuz kurmaya çalışan ülkeleri de aynı şekilde sağduyulu ve sorumlu
davranmaya davet ediyorum. Irak’ta görmek istemediğimiz tek şey, yeni
bir kardeş kavgasıdır. Bunun olmaması, Irak’ta fitnenin galip gelmemesi
için, Türkiye olarak girişimlerimizi sürdürmeye, Irak’ta barış ve
istikrarın sağlanması için samimi bir şekilde gayret sarf etmeye devam
edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, Fransa Ulusal Meclisinin Fransa’nın soykırımlarla
özdeş tarihini bir kenara bırakıp Türkiye’deki 1915 olaylarını istismar
etmesi karşısında kendilerine Ruanda ve Cezayir’deki soykırımı
hatırlatmıştık. Cezayir Başbakanı Sayın Ahmet Uyahya, bizim Fransızların
Cezayir’deki işlediği soykırımı hatırlatmamızdan rahatsız olduklarını
ifade etmiş. Kardeş Cezayir halkı, bizim ne demek istediğimizi gayet iyi
anladı ve anlıyor. Nitekim, Ana Muhalefet Lideri de zaten gereken
cevabı anında verdi, diğer muhalefet ve koalisyonda bulunanlar da
gerekli değerlendirmeyi, gerekli cevabı verdiler. Biz, yönetimlerin
öncelikli görevinin halkının hissiyatını yansıtmak olduğuna inanıyoruz.
Bu noktada bir polemiği tamamen gereksiz olarak görüyorum ve kardeş
Cezayir halkına buradan Türkiye’nin en kalbi selamlarını, dostluk,
kardeşlik ve dayanışma mesajlarını iletiyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Uludere’de yaşanan talihsiz hadise
üzerinden AK PARTiye ve Hükümete yönelik maksadı aşan saldırılar
geçtiğimiz hafta içinde de devam etti.
Burada öncelikle şunu hatırlatmak durumundayım: Uludere’de bu acı
hadise yaşandıktan hemen sonra terör örgütü, örgütün siyasi uzantıları,
Ana Muhalefet Partisi CHP ve bazı medya kuruluşları, meseleyi bir
istismar zeminine çekmek, acıyı kendileri için fırsata dönüştürmek için
yoğun çaba içine girdiler. Orada yaşanan manzarayı hep birlikte gördük,
adeta terör örgütü tabutun bir ucundan tutarak hadiseyi kendi çıkarları
için bir tahrik vesilesi olarak kullandı. BDP, tabutun bir başka ucundan
tutarak, tabutu çekiştirerek cenazeler üzerinden aynı şekilde tahrik
gayretleri içine girdi ve dikkat ederseniz bazı tabutların üzerine de
PKK bayrağını koydular. Ana Muhalefet Partisi CHP, tabutun bir başka
ucundan çekiştirerek BDP ve PKK ile aynı dili, aynı üslubu kullanarak o
da cenazeler üzerinden fırsat devşirme çabası içinde oldu. Bir yağmalama
psikolojisine, bu fırsatçı girişimlere bazı medya kuruluşları da
eklenerek yaşanan acı hadise üzerinden Hükümeti, devlet kurumlarını
hedef alan tahrik edici, yalan ve yanlış bilgilere dayalı yayınlar
yürütmeye başladı.
Önce şu bilgileri sizlere aktarmak istiyorum: Olayla ilgili şu anda üç
koldan inceleme yürütülüyor. Uludere ve Diyarbakır savcılıkları
hadisenin adli boyutunu tüm yönleriyle inceliyorlar. Genelkurmay
Başkanlığı zaten olayın hemen akabinde adli ve idari incelemeyi
başlatmıştı, bu inceleme de halen devam ediyor. Şırnak Valiliğimiz aynı
şekilde idari bir inceleme başlattı, bu inceleme de şu anda İçişleri
Bakanlığımız tarafından büyük bir hassasiyetle sürdürülüyor.
Kaybettiğimiz vatandaşların yakınlarına tazminat ödenmesi için
çalışmalar belli bir aşamaya geldi, bunu da en kısa zamanda kamuoyuyla
paylaşacağız. O bölgede terörden doğan zararları olan başvuruda bulunan
vatandaşlarımızın dosyalarını öne aldık, bu dosyaları inceleyip hak
sahiplerine de ödemelerini en kısa zamanda yapacağız. Mağdur köylerin ve
köylülerin sosyo-ekonomik durumlarını iyileştirme yönünde çalışmalar
başlatıldı, onlar kendi mecrasında ilerliyor.
Gülyazı Köyü’ne bir gümrük noktası açılması konusunu da Bakanlar
Kurulumuzda geçen hafta görüştük, yeni bir gümrük noktası açılması için
incelemeler de aynı şekilde devam ediyor. Ve bu arada Gülyazı’nın
yanında da yine iki ayrı gümrük noktasını inşallah açmak suretiyle
buradaki geçişleri yasal noktaya çekmenin gayreti içindeyiz.
Tabi bir yandan olayı bütün yönleriyle, bütün boyutlarıyla
derinlemesine ve bir büyük hassasiyet içerisinde inceliyor, bir yandan
da vatandaşlarımızın acısını bir nebze olsun hafifletmek için tüm
imkanlarımızı seferber ediyoruz.
Biz, onlar gibi istismar peşinde olamayız. Biz, meseleyi farklı
mecralara çekerek acı üzerinden rant sağlayanlardan olamayız. Orada
hayatını kaybedenler bizim kardeşlerimizdir. Biz, kardeşlik hukukunun
gereği neyse samimiyetle, açık yüreklilikle, hasbiyelikle onu yerine
getireceğiz ve getiriyoruz.
Değerli kardeşlerim, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu acı hadise
üzerinden, bu acı hadiseyi fırsat olarak görenler tarafından
Hükümetimize yönelik maksatlı bir karalama kampanyası başlatıldı. Esasen
bu karalama kampanyası, bu tahrik girişimleri sadece Hükümetimizi
değil, Hükümetimizin yeniden pekiştirdiği Türkiye’nin kardeşliğini,
birliğini ve bütünlüğünü de çok ciddi şekilde hedef aldı ve hedef
alıyor.
Bir kere şunu burada bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum: AK
PARTinin bu uzun ve meşakkatli yoldaki en önemli ilkelerinden biri, Şeyh
Edebali’nin Osman Gazi’ye olan o meşhur nasihatidir, “insanı yaşat ki
devlet yaşasın.” Bu söz, bu nasihat bizim şiarımızdır, bizim alameti
farikamızdır, bizim yolumuzu aydınlatan, bize rehberlik eden bir
öğüttür. Biz hiçbir zaman önce devlet diyenlerden olmadık ve asla
olmayız. Biz her zaman önce insan dedik, önce insan demeye de devam
edeceğiz ve bunu güçlü bir şekilde savunmaya da devam edeceğiz. Bizim
davamız, hareketimiz, bütün hayatımız, zorba, ceberut, baskıcı, yasakçı
statükoya karşı mücadeleyle geçmiştir. Biz her zaman demokrasiyi
savunduk, her zaman sivilleşmeyi savunduk. Milletine efendilik eden
değil, milletine hizmetkarlık yapan bir devlet anlayışını en güçlü
şekilde savunduk ve devleti bu yönde dönüştürmenin mücadelesini verdik.
Şunu herkesin bilmesini istiyorum: Biz demokrasi için, hak ve
özgürlükler için mücadele ede ede bu noktalara geldik. AK PARTinin temel
misyonu, milletin iradesi yönünde değişimi ve demokratikleşmeyi
gerçekleştirmektir; AK PARTi olarak bizim varlık sebebimiz budur. Bugüne
kadar yaşadığımız zorluklar, sıkıntılar, engellemeler, hep bu misyonu
zayıflatmak içindir. Girdiğimiz 5 seçimden ve iki halk oylamasından
başarıyla çıkmamızın sebebi de budur. Yani, milletin rotasında yürümek,
milletin arzu ve isteklerini yerine getirmeye çalışmak, milletin
iradesini en yüksekte tutmaya gayret etmektir. Bu zorlu yolculukta maruz
kaldığımız sıkıntılar olmadı mı? Oldu, ama biz bu sıkıntıları da
sabırla, gayretle aştık. Bu misyonun büyüklüğünden, bu misyonun
statükoyu değiştirecek olmasından bizim gücümüz kaynaklanıyordu. Biz,
bize yaşatılanları asla unutmadık ve bize yaşatılanların başkalarına
reva görülmesine de asla rıza göstermedik. Diyor ya Mehmet Akif, “kenarı
Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de Adli İlahi sorar Ömer’den
onu.” İşte biz bu sözü, bu hassasiyeti, bu uyarıyı, hayatımızın hiçbir
anında aklımızdan, kalbimizden çıkarmadık. Attığımız her adamda, hem
Adli İlahi’yi, hem milletin takdirini asla göz ardı etmedik.Değerli
kardeşlerim, şu geride kalan 9 yıla samimiyetle, tarafsız şekilde,
önyargılardan uzak bir biçimde bakan herkes, bizim bu hassasiyetimizi
yaptıklarımızda açık ve net bir şekilde görecektir.
Bu ülkenin Doğusunu, Güney Doğusunu, Doğu Karadeniz’ini, Orta
Anadolu’nun belli bölgelerini hiç aklına getirmeyen yönetimler geldi
geçti; şu andaki Ana Muhalefet de dahil. Tek partili dönemden alın, daha
sonraki koalisyon ortağı olduğu dönemlere bakın, hiçbir zaman bu
bölgeleri akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdir. Alt yapı, üst yapı,
sorun, ne yaptınız ya? Hangi eseriniz var, söyleyin; hiç. Ama AK PARTi
İktidarı, bugün Güney Doğusu, Doğusu, Doğu Karadeniz’i, Orta Anadolu’su,
her yeri alt yapısıyla, üst yapısıyla ayağa kaldırıyor. Aramızdaki fark
bu ve bunu hazmedemiyorlar, hazmedemiyorlar. Bunu ne Ana Muhalefeti
hazmediyor, ne yavruları hazmediyor, hiçbirisi hazmedemiyor.
İşte buyurun, hep söylüyorum, gene söyleyeceğim, bakın, Hakkari’de hava
alanı yapmak veya yaptırmak bugüne kadar kimsenin aklına geldi mi?
Gelmedi. Fakat, biz orada şimdi hava alanı yaptırıyoruz, beyefendiler
hava alanı yapılmasın engellemek için mücadele veriyorlar. Tehdit
ediyorlar, müteahhidini tehdit ediyorlar, oraya temel atma törenine
gitmek isteyenleri tehdit ediyorlar. Aynı şekilde Şırnak’ta hava alanı
yapıyoruz, onun bile temel atma törenine gidenleri tehdit ettiler.
Hakkari’de iki tane modern 150’şer yataklı hastane yaptık, açılışına
gittim, o açılışa vatandaşı tehdit ettiler, oraya katılmayacaksınız
dediler. Ve doktorları tehdit ettiler, buraya gelmeyeceksiniz. Ve uzman
doktor bayan yanıma geldi, Başbakanım dedi, biz devamlı tehdit alıyoruz
dedi.
Ey BDP ve uzantısı olduğunuz terör örgütü, siz bunların hesabını nasıl
vereceksiniz? Sizin insana sevginiz var mı ya? Sizin insan diye
kucakladığınız bir şey var mı ya? Siz sadece Kürt kökenli
vatandaşlarımın istismarını yapıyorsunuz, o kadar. Sizin elinizden gelen
tek şey var, o da şudur: Nedir? Dükkanlar kepenklerini indirsin. Ya
sizde zerre kadar vatandaşın yanında olmak olsa, siz açılan kepenklerin
sayısını arttırmanız lazım, ama siz onların rızkıyla oynuyorsunuz,
kapatın kepenkleri. Peki o günkü maişetini sen mi veriyorsun? Bunların
yaptığı bugüne kadar hep bu. Şöyle bir numune il belediyesi, ilçe
belediyesi göstersinler, göremezsiniz. Niçin? Çünkü bunların alt yapı,
üst yapı diye böyle bir yatırım derdi yok. Gittiğiniz zaman pislikten
geçemezsiniz. Burada belediye var mı yok mu, buna cevap bulamazsınız.
Niye? Çünkü bunların hizmet aşkı diye bir derdi yok, çünkü bunlar
tamamen terör örgütünün gayretlerinden besleniyorlar, bununla ayaktalar.
Kusura bakmasınlar, benim vatandaşım devlet dairelerinde, okullarda,
hastanelerde, karakollarda, mahkemelerde insan yerine, birinci sınıf
vatandaş yerine konmuyordu. Bizzat şahsım o hastanelerde, o okullarda,
mahkemelerde, karakollarda, hapishanelerde devletin milletine nasıl
davrandığını gördüm, yaşadım, onları tecrübe ederek bugünlere ulaştım,
ulaştık. Bu ülkede şifa için hastaneye gidenler daha da hasta olarak
evlerine dönüyordu. Mahkemeler, bırakın milletin derdine derman olmayı,
kendi dertlerine bile çözüm üretemiyordu. Karakollar, işkence
iddialarıyla anılıyordu. Yolda, sokakta, evinde, kamu kurumunda vatandaş
insan muamelesi göremiyordu. Bugün bülbül gibi şakıyan nice kalem 9 yıl
önce emir komuta zincirinin bir halkası olmaktan öteye geçemiyordu.
Bu ülke, 9 yıl öncesine kadar toplu katliamlara, provokasyonlara, faili
meçhullere, suikastlara, işkencelere sahne olan bir ülkeydi. Bu ülkede
Dersim demek bile suçtu. Biz bugün bırakın Dersim’i, Dersim katliamını
sorguluyoruz ve Başbakan olarak, söyledim, gene söylüyorum, bizim
arşivlerimiz açık diyorum. Ve şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri de arşivde
bunun çalışmalarını yapıyor ve orası da açacak; bu adımlar atılıyor.
Kahramanmaraş, Çorum, Sivas’ın adı bile anılmazken, Hükümet olarak bu
katliamları biz konuştuk, biz telaffuz ettik. Bu karanlık hadiselerin
aydınlanması için biz mücadele verdik. Annelerin çocuklarıyla kendi ana
dillerinde konuşamadığı bir ülkeden bugün herkesin ana dilini serbestçe
konuştuğu, gazetesini okuduğu, kitabını yazdığı, televizyonunu
seyrettiği bir ülke konumuna yükseldik.
Bu ülke 9 yıl öncesine kadar maalesef onları yaşadı. Öyle bir ülkeydi
ki, önce gazeteciye haber yazdırıyor, sonra o haberi iddianameye delil
olarak koyup parti kapatıyorlardı; bunları da yaşadık. Bunu AK PARTi
yaşadı; iktidarda olduğu halde milletin yarısının oyunu aldığı halde,
gazete kupürleriyle bu parti kapatılmak istendi. Bize karşı bildiri
yayınlandığında başta Ana Muhalefet Partisi olmak üzere buna alkış
tutarken, çanak tutarken, biz kalktık milletin verdiği emanetini mertçe
savunduk. Ve o gün kendimiz için olanı nasıl savunduysak diğer siyasi
partiler için de aynı şeyi söylüyoruz, bugün de söylüyorum. BDP’nin
kapatılması filan falan gibi bazı gündemde şeyler var. AK PARTi Genel
Başkanı olarak yine söylüyorum, biz gerçek kişilerin
cezalandırılmasından yanayız, asla tüzel kişilerin, yani partilerin
kapatılmasından yana değiliz. Ve bunun için anayasa değişikliğinde
düzenlemeyi biz getirdik mi? Getirdik. Yani 26 maddelik o düzenlememizde
o da var mıydı? Vardı. Orada partilerin kapatılması ortadan kalkarken,
tarihe karışacakken, Ana Muhalefet Partisi kaçtı mı? Kaçtı. Diğer
partiler de kaçtı mı? Kaçtı. Bugün BDP’nin kapatılması, kapatılmaması
meselesinden dolayı bizi suçlamaya kalkan BDP de kaçtı mı? Kaçtı. Ne
yazık ki bizim içimizde de 2-3 tane, daha sonra onlar zaten bizden
ayrıldı, yerlerini buldular, onlar da kaçtı.
Tabi biz maalesef o madde kapsamına koyamadık bunu. Ama, bakın
düşüncemizi biz orada bir anayasa değişikliğinde gündeme getirdiğimiz
gibi bugün yine konuşuyoruz. Biz, kesinlikle partilerin kapatılmasına
karşıyız. Eğer Tayyip Erdoğan suç işliyorsa bedelini kendisi ödesin.
Eğer diğerlerinde de herhangi birisi suç işliyorsa bedelini kendisi
ödesin, partisi değil, çünkü o partilere gönül verenleri cezalandırma
hakkına sahip değiliz. Bunu partiler için de düşünüyorum, aynı şekilde
diğer tüzel kişilikler için de düşünüyorum.
Danıştay’a yapılan saldırının faturasını bize kesmek istediler, Ana
Muhalefet, muhalefet, dönemin diğer aktörleri bedeli bize ödetmek
istediler. Yapayalnız kalmamıza rağmen, yılmadan, yıkılmadan, o
saldırının nasıl kanlı, kirli, çirkin bir tezgah olduğunu biz ortaya
çıkardık. Bunlarla kalmadık, bizden önce vuku bulmuş karanlık hadiseleri
de tek tek aydınlığa kavuşturmanın gayreti içine girdik. Devlet adını
kullanarak nice yanlışlar yapıldı, nice haksızlıklar yapıldı. Kendisini
devlet sanan, derin devlet sananların yaptığı haksızlıklar milletin
zihnindeki devlet imajını bozdu. Kurumları kendi heva ve hevesleri için,
kör ideolojileri için, menfaatleri için kullananlar, en büyük zararı bu
kurumlara verdiler. Bugün demokrasi adına, hukuk adına, milli irade
adına bir arınma süreci yaşıyoruz. Devlet algısını düzeltecek, kurumsal
itibarı tazeleyecek bu süreçler demokrasimiz açısından umut vericidir,
güven vericidir.
İşte 12 Eylül müdahalesiyle ilgili gelişmeler, bu darbe sonrası
demokraside, sivil iradede, sivil partiler de askıya alınmış, binlerce
insan türlü türlü eziyetler görmüştü. Bu olayların yargının konusu
olması, yanlış yapanlardan hesap sorulması, milletimizin onlarca yıldır
karşılık bulamayan büyük bir beklentisiydi. 30 yıl sonra yaptığımız
anayasa değişikliği sayesinde bu darbe yargıya intikal etti, soruşturma
başlatıldı. Bizim meselemiz kişilerle değil, demokrasi karşıtı bir
zihniyetle hesaplaşmaktır. Darbeci, vesayetçi anlayışla hesaplaşmadan
ileri demokrasiye ulaşabilme imkanı yoktur. Biz, siyasi zeminde bu
anlayışların yanlışlarını ortaya koyarken, yargı da kendi açısından
hesap soruyor, olayları aydınlatmaya çalışıyor. Çeteler, mafya,
darbeciler, diktacılar, andıççılar, eski Türkiye manzarasıdır. Yeni
Türkiye, artık ileri demokrasiyle, hukuk devleti anlayışla,
sivilleşmeyle şekilleniyor.
Bugün memnuniyetle görüyoruz ki, Türkiye’de demokrasi güç kazanıyor,
millet iradesi güç kazanıyor, hakimiyeti milliye anlam kazanıyor.
Yasama, yürütme ve yargı hiçbir baskı olmadan, hiçbir etki altında
kalmadan korkusuzca görevlerini yerine getiriyor. Son dönemde yargıya
intikal eden, yargılama süreci devam eden konular hakkında bizim görüş
açıklama, yorum yapma gibi bir lüksümüz veya yetkimiz yok. Yargı
tarafından kesinleşmiş hüküm ortaya konmadan kimseye suçlu muamelesi
yapılmamalıdır. Aynı zamanda yargılananlar masum, yargılayanlar suçlu
gibi siyasi yorumlar da yapılmamalıdır. Yargıyı etki altına alacak
söylemlerden, yargının itibarını zedeleyecek suçlamalardan herkes imtina
etmelidir. Ortada bir kısım iddialar, ciddi suçlamalar bulunuyor,
bunların tüm boyutlarıyla aydınlatılmasını beklemek hepimizin hakkıdır.
Nitekim bir kısım davalarda ortaya konulan iddialar doğrudan demokratik
yönetimi, siyasi iktidarı al aşağı etmek gibi çok ciddi ve mutlaka
açıklığa kavuşturulması gereken iddialardır. AK PARTi’yi karalamaya
yönelik girişimleri konu alan iddialar da demokrasimiz adına kesinlikle
aydınlığa kavuşturulmalıdır. Biz gerek Hükümet olarak, gerek AK PARTi
olarak yargıya saygılı bir şekilde gelişmeleri izliyor ve adaletin
ivedilikle tecelli etmesini bekliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, geçen hafta da ifade ettim. Uludere’de yaşanan
hazin hadise Türkiye’de her kesim için ağır bir imtihan, aynı zamanda da
bir turnusol kağıdı olmuştur. Kimlerin samimiyetle gözyaşı döktüğü,
kimlerin de timsah gözyaşı döktüğü bu acı hadisede net olarak
görülmüştür. Nasıl zevkten dört köşe olduklarını televizyonlarda
izlediniz, gazetelerde resimlerini gördünüz. Fakat Uludere’ye
gittiklerinde bir başka görüntü, orada farklı bir görüntü. Kimlerin
yüreğinde acı hissettiği, kimlerin de fırsatçılık içinde rant sağlamaya
giriştiği bu acı hadiseyle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu ülkede
kardeşliği yüceltmeye, pekiştirmeye, güçlendirmeye çaba harcayanlar ile,
nifak, fitne, husumet tohumları ekmek isteyenler bu hadiseyle daha
belirgin hale gelmiştir. Daha da önemlisi, Uludere hadisesi sonrasında
Ana Muhalefet Partisi CHP ile, Muhalefet Partisi BDP’nin nasıl birbirin
mütemmim cüzü oldukları da açığa çıkmıştır. BDP bu olayı bu ülkenin
halkları arasında bir husumete dönüştürmek için bilinçli bir şekilde
çalışırken, nitekim CHP de BDP’nin ve terör örgütünün değirmenine su
taşımıştır. Şunu lütfen unutmayın değerli arkadaşlarım: BDP, altını
çiziyorum, Doğu ve Güneydoğu’nun CHP’sidir. BDP, CHP’nin izinde yürüyen,
CHP’yi kendisine örnek alan, CHP’nin o tek partili dönemdeki baskıcı,
ceberut tavrını birebir taklit eden bir partidir. CHP, kendi ikbali
için, şahsi ihtirasları için bu millete nasıl ağır bedeller ödettiyse,
BDP de benim Doğulu, Güneydoğulu kardeşlerime işte aynı bedeli ödetmeye
çalışıyor tıpkı CHP gibi. BDP’nin de özgürlüklere, çok sesliliğe,
demokrasiye tahammülü yok. Tıpkı CHP gibi BDP’nin de milletin
değerlerine, kültürüne, inançlarına saygısı ve tahammülü yok. İşte son
günlerde BDP Eş Başkanları ve milletvekilleri tarafından yapılan densiz
ve dengesiz açıklamalar BDP’nin çözüme, demokrasiye ve demokratikleşmeye
ne kadar uzak olduğunun apaçık ispatıdır. BDP’nin beslendiği tek bir
kaynak vardır, o da masum Türk kardeşlerimin yavrularının kanıdır. Masum
Türk evlatlarının kanı durursa BDP de çok iyi biliyor ki üzerinde
yükseldiği istismar zemini tümüyle yok olur. BDP, kanın durmaması,
gözyaşının durmaması, ölümlerin sona ermemesi için her türlü tahrik ve
provokasyonu devreye sokuyor. Bunlar arkalarındaki terör örgütünden
icazet almadan özgürce konuşamazlar. Terör örgütü bunlara izin vermediği
için bunlar kendi görüşlerini, kendi hür iradelerini ortaya koyamazlar.
Görüşleri, fikirleri olmayanlar da işte bunların yaptığı gibi sadece
hakaretten, sadece küfürden medet umarlar. Kabili hitap olmayanlara söz
söylemek israftır. Çıkmış BDP Genel Başkanı, biz seni tanımıyoruz diyor.
Allah aşkına tanısan ne yazar tanımasan ne yazar. Bizi millet tanıyor
millet. Bize milletimizin muhabbeti, hayır duası, takdiri, teşekkürü
ziyadesiyle yeter. Sen bırak bizi, aynaya bak kendini tanıyamazsın.
Çünkü aynaya bakarsan kanını emdiğiniz gençleri göreceksin. Onurlu bir
siyasi mücadele değil, terörün stepnesi, terörün yedeği olmuş kan lekesi
içindeki evet, yüzünü görürsün. Ülkenin yüzde 50 oy alarak seçilen
iktidarını tanımadığını söylemek, iktidarın meşruiyeti olmadığını
söylemek demokrasiyi kabullenmemektir, milli iradeye saygısızlıktır,
daha da ötesi şuursuzluktur. Uludere hadisesini devlet terörü gibi,
devletin vatandaşını katletmesi gibi lanse etmek büyük bir hezeyandır.
Bu ülkeye, bu millete, bu topraklara küfretmek amacıyla Genelkurmay
Başkanımızı hedef olmak, ona güya hakaret etmek de açık söylüyorum,
densizliktir. Değil general, onbaşı bile olmak bu toprakların tamamında
bir gurur, bir şeref vesilesidir. Sen onbaşıları tanımıyor olabilirsin,
ama git silahlı efendilerine sor. Onlar sana onbaşıların kahramanlığını
çok güzel anlatırlar. Çünkü o onbaşılar bizim canımız, ciğerimiz, onlar
bizim yavrularımız, kardeşlerimiz. Değil Türk Silahlı Kuvvetleri’nde
onbaşı olmak, sana uşaklığını yaptığın terör örgütünde 10 tane koyun
bile emanet etmezler. Önce haddinizi bileceksiniz. Biliyorsunuz bunlar
İmralı’daki terörist başını önder olarak görüyorlar, hatta daha da ileri
gidiyor Apo’ya peygamber diyorlar. Apo’nun da bunlar hakkında uygun
gördüğü sıfatlar geçtiğimiz günlerde basına yansıdı, bir daha burada
hatırlatayım. Ne diyor BDP’liler için Apo? Şarlatan, şovmen, satılık,
saf, zırtapoz diyor, bunları biz demiyoruz önderleri diyor, önderleri
diyor. Lider olarak, hatta peygamber olarak gördüklere Apo söylüyor
bunları. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Ben inanıyorum ki Kürt
kökenli kardeşim, işte bu kendi ayakları üzerinde duramayan, kendi
iradesiyle hareket edemeyen kanlı terör örgütünün gölgesinde,
vesayetinde siyaset yapan partiyle arasına mesafe koyacaktır. BDP bugüne
kadar ne bölgeye, ne bölge halkına ne kendi seçmenine hiçbir çözüm,
hatta çözüm önerisi getiremedi. Bizim çözümlerimizi, bizim kardeşlik
projemizi sabote etmenin, önünde engel teşkil etmenin ötesine
geçemediler. Tahrik siyasetinden vesayet altındaki siyasetten
kendilerini kurtarıp kendi hür iradeleriyle ortaya bir şey koyamadılar.
Kandil’deki terörist başı bir şey söylüyor, bunlar Ankara’dan papağan
gibi onu tekrar ediyorlar. Kimi özerklik yetmez diyor, kimi silahsız
olmaz diyor, işte dün duydunuz ne diyor? Silah güvencemizdir diyor,
yargıya haber veriyor, duyuruda bulunuyor. Siz demek ki milletvekili
elbisesini bunun için, bu ifadeleri kullanmak için giydiniz öyle mi?
Güvencemiz silahtır, o zaman bu çatının altına niye geldin? Burası
demokratik parlamenter sistem, silahlı bir parlamenter sistem yok, o
zaman buraya niye geldiniz? O zaman sen de dağa çıksaydın, sen de dağa
çıksaydın. Kimi, devleti tanımayız diyor, kimi AK PARTi’yi düşman ilan
ediyor, bunların tarzı sevgili kardeşlerim, kıyamet siyaseti, yani ölüm,
kan, terör, isyan, başkaldırı, meydan okumak, gemileri yakmak,
kendisini uçurumdan atmak.
Kendine faydası olmayan bir partinin, millete ne faydası olabilir
soruyorum sizlere. Demokrasiye veya demokrasiden AK PARTi’nin sağladığı
özgürlük ortamından yararlanıp bize, devletin kurumlarına aslan
kesilenler, kanlı suç örgütü karşısında kuzu kesiliyor, boyunlarını yere
eğiyorlar. Eğer cesaretin varsa, o cesareti bize değil dağdaki kanlı
örgüte göster, neden gösteremiyorsun? Kendi örgüt üyelerini dahi
hunharca öldüren PKK’ya karşı neden tek kelime söyleyemiyorsun? Gene
söylüyorum, Avrupa’nın, Amerika’nın, dünyanın büyük bir çoğunluğunun
terör örgütü olarak ilan ettiği bu malum örgütü sen niçin terör örgütü
olarak kabullenemiyorsun? Çünkü oradan besleniyorsun, onu diyemezsin,
dediğin anda o senin için bir idam fermanıdır. Ve oraya girilir, ama
oradan çıkılmaz, ruhsat verirlerse çıkarsın, yoksa çıkamazsın. Ve yine
söylüyorum, eğer yüreğin varsa, cesaretin varsa çık, terör örgütünü
eleştir. İşte bunu yapamazlar, çünkü terör örgütü bunlara o kadar
özgürlük tanımıyor. Çünkü terör örgütü bunların ipini o kadar
gevşetmiyor. Bunlar Ankara’da demokrat, Diyarbakır’da faşist, ama bu tez
yanlış bir tez. Yani Ankara’da demokrat, Diyarbakır’da faşist olunmaz.
Özerklikten bahsediyorlar, ya sen önce bir kendin özerk ol. Sen önce
terör örgütünden özerkliğini ilan et, senin terör örgütü nezdinde
özgürlüğün yok, iraden yok, neyin özerkliğini savunuyorsun. Dikkat edin
değerli kardeşlerim, tek parti döneminin CHP’si neyse, bugünün BDP’si
tıpkısının aynısı odur. Üzüm üzüme baka baka kararır. Ama bugün Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’da tek parti yok. Bütün Türkiye’de olduğu gibi Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’da da birinci parti AK PARTi. Biz Kürt kökenli
kardeşimizi bu baskıcı, ceberut, faşizan zihniyete teslim etmeyeceğiz.
Hizmet siyasetiyle, demokrasiyle, yatırımlarla farkımızı net olarak
ortaya koyacağız. Onlar çözümsüzlüğe zorladıkça biz sabırla, sağduyuyla
çözümü zorlayacağız.
Ve sevgili kardeşlerim, ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken
Meclis çalışmalarında sizlere başarılar diliyorum. Yolumuz, bahtımız
açık olsun, Allah yar ve yardımcımız olsun diyor, sizleri sevgiyle,
saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.