Ulusa Sesleniş - Eylül 2009

Aziz milletim...
Değerli vatandaşlarım...
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Milletimizin aynı duygularda birleştiği, insanlarımız arasında paylaşma ve dayanışma şuurunun en üst seviyede kendini gösterdiği bir mübarek Ramazan ayını daha geride bıraktık, Ramazan Bayramı'nı idrak ettik.

Böyle müstesna bir zamanda sizlerle beraber olmaktan ayrı bir memnuniyet duyuyor, bu vesileyle geçmiş Ramazan bayramınızı bir kere daha gönülden kutluyorum.
Böyle müstesna zamanlar, milletimizin birlik ve beraberliğinin daha da güçlendiği, manevi dünyamızın zenginleştiği, dertlerin, sıkıntıların, acıların el ve gönül birliğiyle sevince, mutluluğa dönüştürüldüğü tazelenme mevsimleri oluyor.

Bu yıl da bu güzelliği hep birlikte idrak ettik, birbirimizin dostu, kardeşi, arkadaşı, yoldaşı olmaya gayret ettik.

Hayatın zorluklarına karşı kimse yalnız olmasın, yoksul, yoksun, çaresiz kalmasın diye fert fert hepimiz imkânlarımız nispetinde bu gönül seferberliğine katıldık.
Bir kere daha gördük ki; millet olarak bizi güçlü kılan insanlarımız arasındaki dostluk bağının kopmazlığı, kardeşlik hukukunun sarsılmazlığıdır.

Bu birlik ve beraberlik şuuru bizi millet kılan, asırlardır olduğu gibi bugün de varlığımızı ve istiklalimizi dimdik ayakta tutan en önemli gücümüz, dayanağımızdır.
Biliyoruz ki, coşkularını beraberce yaşayan, acılarını birbiriyle paylaşan, yaralarını birlikte saran, zorlukları ortak bir şuurla göğüsleyen bir milletin aşamayacağı hiçbir güçlük, ulaşamayacağı hiçbir hedef yoktur.

Bu anlamlı günler vesilesiyle bu gerçeği bir kere daha müşahede etmekten büyük bir gurur ve mutluluk duyduk; aydınlık bir geleceğe doğru çıktığımız yolculukta güç, heyecan ve umut tazeledik.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin daha güçlü bir ülke olmak adına attığı adımlar daha da hızlanacaktır, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
İnsanlarımızın daha mutlu, daha müreffeh bir Türkiye'ye uyanacağı sabahlar yakındır.
Bunun için de, millet olarak, yine birbirimize inanıp güvenerek başlattığımız bu büyük atılımı aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Değerli vatandaşlarım...
Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim:
Bir ülkenin kalkınması, ilerlemesi, güçlenmesi için o ülkenin insanlarının birbirine inanıp güvenmesi, ortak bir iradede buluşması çok önemli...

Tarih boyunca yaşadığımız büyük zorlukları hep bu şuurla, hep bu iradeyle aştık.
Nice badireleri, danışarak, görüşerek, ortak bir akıl, ortak bir fikir, ortak bir yol bulabildiğimiz için hasar almadan, zarar görmeden aştık.

Bildiğiniz gibi hükümet olarak bir demokratik açılım süreci başlattık, aşamalı olarak bu önemli meseleyi toplum gündemimize taşıdık.

Bu açılımdan maksadımız belli bir konuyu değil, bu ülkenin insanlarının zihinlerinde ve vicdanlarında yer eden ne kadar meselemiz, sorun alanlarımız varsa hepsini tartışmaya açmak, bir ortak kanaate ulaşmak ve bunların her biri için çare neyse bulup hayata geçirmektir.

Biz bütün insanlarımızın gurur duydukları ve razı oldukları bir ülkede yaşamalarını istiyoruz.
Biz kökeni, inancı, kültürü ne olursa olsun, bütün vatandaşlarımızın kendilerini özgür ve güvende hissedecekleri bir toplumsal hayatı inşa etmenin yolunu açmak istiyoruz.

Biz Türkiye'nin kazanımlarını bütün insanlarımızın hakça paylaşmasını, bu ülkenin köyleri, kasabaları, kentleri arasındaki gelişme farklılıklarının en aza indirilmesinin yolunu açmak istiyoruz.

Biz bu ülkede hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız olarak millete ait olmasını, hiç kimsenin kendini millet iradesinin üstünde görmeye kalkışmamasını istiyoruz.

Biz ülkenin gencecik fidanları daha yeşermeden kırılmasın, bu topraklarda terör kendine asla varlık zemini bulamasın, kardeşler arasında kin ve nefret yaşanmasın istiyoruz.

Biz eli ekmek tutması gerekenler silah tutmasın; yola, okula, hastaneye, kalkınmaya harcanması gereken kaynaklar heba edilmesin istiyoruz.

Biz bu ülkenin gençlerinin yarınlarından ümitlerini kesmemelerini istiyoruz.

Biz ülkemizde anaların gözleri yaşlı, yürekleri yaslı, olmasın istiyoruz.

Bu millet asırlar boyunca aynı medeniyet sancağı altında nasıl tarihe nam salan altın sayfalar yazmışsa, insanlığın geleceğinde de öyle ihtişam dolu izler bıraksın istiyoruz.

Biz bu ülke için huzur istiyoruz, istikrar istiyoruz.

Bunun için, hepimizin, ama hepimizin bu muhasebeyi samimiyetle yapmamız gerektiğini söylüyoruz.
Bu süreçte herkes içindekini samimiyetle söylemeli; bugüne kadar söylenmemiş, söylenememiş olanlar da açıkça, korkusuzca dile getirilmeli ki, ortak bir yol bulunsun, o yola da bir daha gölgeler düşmesin.

Ama hiç kimse de söz söylemek adına, bu iyi niyetli açılım adımlarını istismar etmesin, kendi politik menfaatleri için bu meseleyi suiistimal etmesin, yanlış hesap yapmasın.

Bunun bir ülke meselesi olduğunu, gereken ağırlıkla ve ciddiyetle ele alınması gerektiğini de kimse unutmasın.

Türkiye'nin senelerdir kanayan yaralarına çare aramak bizim bu ülkeye borcumuzdur.

Türkiye'nin bütünlüğü asla tartışma konusu değildir, olmayacaktır.

Bizim bütün gayretimiz o bütünlüğü daha da güçlü hale getirmek, bu milletin birbirine bağlılığını daha da pekiştirmektir.

Sizlerin, bu gayretimizin Türkiye için ne mana ifade ettiğini gayet iyi bildiğinizden asla şüphe etmiyorum.

Sizlerin desteğinizle kıs zamanda bu ülke her zamankinden daha da aydınlık ve huzurlu bir ülke haline gelecektir.

Kısa, orta, uzun vadede bu çabalarımızı neticeye ulaştırmak istiyoruz.

Değerli vatandaşlarım...
Gelişmeleri sizler de an be an izliyorsunuz, Türkiye sadece iç meselelerinde değil, dış dünyayla ilişkilerinde de bir tazelenme ve değişim içinde...

Hükümet olarak dış meselelerimize ilk günden beri gündemimizde çok önemli bir yer ayırdık.
Daha aktif, meselelerini çözme iradesi gösteren, barıştan yana bir dış politika stratejisi geliştirmek noktasında daima kararlı bir tutum içinde olduk.

Türkiye bu kararlılıkla, çözümsüzlükleri çözüm gibi göstermeye yeltenen köhnemiş zihniyetleri bertaraf ederek, yıllardır çözemediği pek çok meselesini hal yoluna koydu.

Bunların başında da komşularımızla ilişkilerimizi iyileştirme yolunda aldığımız mesafeler geliyor.
Üzülerek ifade edeyim ki yıllar yılı Türkiye'nin dış politika gündemindeki en önemli meseleler komşularıyla yaşadığı sıkıntılarla ilgiliydi.

Türkiye'nin bir kısmıyla tarihi ortak bağlara da sahip olduğu komşularıyla bu mesafeli hali, ne bizim, ne komşu ülkelerin, ne bölgemizin menfaatine bir durumdu.

Bu tabloyu değiştirmeyi ve komşularımızla problemlerimizi çözüme bağlayarak iyi ilişkiler geliştirmeyi öncelikli görevimiz saydık.

Şunu mutlulukla ifade etmeliyim ki kararlılıkla attığımız bu dostluk adımları komşularımızdan da karşılık gördü ve bugün çevremizdeki bütün ülkelerle geçmişle kıyaslanmayacak bir dostluk ilişkisi içindeyiz.

Bugün, hem ikili ilişkilerde, hem de bölgesel ve küresel meselelerde, karşılıklı iş ve güç birliği imkânlarını en üst seviyeye çıkarmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Ticari ve kültürel bağlarımızı olabildiğince güçlendiriyoruz.

Bunun en güzel örneklerinden birini, bildiğiniz üzere Suriye ile yaşadık.
Suriye Devlet Başkanı Sayın Beşşar Esad ile evvelki hafta İstanbul'daki buluşmamızda Suriye ile Türkiye arasında vizelerin kaldırıldığını birlikte açıkladık, bu mutluluğu birlikte yaşadık.
Ortak bir tarihe, zengin kültürel bağlara sahip olan, birbirine akraba olan, komşu olan, geleceğe dönük menfaatleri de aynı olan bu iki dost ülkeye yakışan da buydu.

İnşallah Suriye ile ilişkilerimiz bundan böyle çok daha güzel seviyelere gelecek, halklarımız arasındaki kaynaşma da hızlanacaktır.

Sevgili vatandaşlarım...
Türkiye'nin bölgesinde sevilen, güçlü, ağırlığı, itibarı olan bir ülke olması, dünyadaki önemini de doğrudan arttırmaktadır, bunu çok önemli görüyoruz.

Bölgemizde çeşitli sebeplerle henüz istediğimiz seviyede ilerleme sağlanamayan meselelerle ilgili olarak da, ilgili bütün ülkelerle temaslarımızı sürdürüyoruz.

Kıbrıs meselesinde Türkiye son yıllarda dünyanın da kabul ettiği gibi daima çözümden yana olan, yapıcı olan taraf konumundadır, bu tutumumuzu bundan sonra da sürdüreceğiz.

Bizim, ülke olarak, hiç kimseye karşı, hiçbir önyargımız yok; hiçbir kompleksimiz yok, dünyadaki hiçbir ülkeye de kapımız kapalı değil...

Ermenistan ile henüz çözülmemiş bazı sorunlarımız olduğu doğrudur. Ancak bunların da, iyi niyet temelinde çözülebilir meseleler olduğunu düşünüyoruz.

Bu çerçevede, Ermenistan ile imzalanacak olan protokol önemli bir aşamaya işaret etmektedir. Bildiğiniz gibi, bu protokol ancak TBMM'nin onayı ile geçerlilik kazanacak olan bir protokoldür.
İki ülke arasındaki meseleleri çözmek ve ilişkilerimizi iki komşu ülkeye yakışır bir çizgiye çekebilmek için bu temaslarımızı sürdüreceğiz.

Bu temaslarımız sırasında elbette dostumuz ve kardeşimiz Azerbaycan halkının menfaatlerini de en az kendi menfaatlerimiz kadar korumaya özen gösteriyoruz.

İnanıyorum ki bu süreç, hem Türkiye, hem Ermenistan, hem de Azerbaycan için mutlu bir sona bağlanacak; adeta kangrene dönüşmüş bu mesele de ortadan kalkmış olacaktır.

Bunun için, önceliklerimizi ve vazgeçilmezlerimizi titizlikle koruyarak barışçı ve dostane adımlarımızı sürdüreceğiz.

Türkiye, Kafkasya'da, Ortadoğu'da ve Balkanlar'da doğrudan tarafı olsun ya da olmasın bütün meselelerin çözümüne katkı sağlamak üzere en üst seviyede çabalarını sürdürüyor.
Bu sadece bizim dış politika rotamızın değil, aynı zamanda Türkiye'nin dünyada ve bölgesinde ulaştığı ağırlığın ve önemin de bir gereğidir.

Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi de bu barışçı ve medeni perspektif içinde ele alıyor, meseleye bu ciddiyetle yaklaşıyoruz.

Değerli vatandaşlarım...
Bildiğiniz gibi geçen hafta, New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletlerin 64. Genel Kurulu ve Pitsburg'da düzenlenen G-20 zirvesi çalışmalarına katılmak üzere gittiğimiz Amerika Birleşik Devletleri'nde pek çok üst düzey temaslarda bulunduk.

150'nin üzerinde ülkenin devlet ve hükümet başkanları seviyesinde temsil edildiği bu yılki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda uluslararası gündemle ilgili konularda ülkemizin görüşlerini açıklayan bir konuşma yapma imkânı buldum.

Genel Kurul'dan önce de, ABD Başkanı Sayın Barak Hüseyin Obama başkanlığında düzenlenen nükleer silahsızlanma ve yayılmanın önlenmesi konulu Güvenlik Konseyi toplantısına katılarak bir konuşma yaptım.

Bildiğiniz gibi, Türkiye, yürüttüğümüz diplomatik çabalar neticesinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmişti. Dolayısıyla, ilk defa bir Türk Başbakanı, Güvenlik Konseyi'nde ülkemizi temsilen konuşma yapmış oldu.

Gerek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, gerek G-20 zirvesi vesilesiyle orada bulunan pek çok yabancı liderle de çok yararlı ikili görüşmeler gerçekleştirdim.

Bu temaslar sayesinde, ABD, Rusya, İran, Pakistan, Hollanda, İsveç, Irak, Güney Kore, Avusturya, İtalya, Güney Afrika, Hindistan, Lübnan başta olmak üzere 32 hükümet ve devlet başkanıyla görüş alışverişinde bulundum.

Ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile de bir araya geldim.

Bu görüşmenin hemen ardından, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat ile gerçekleştirdiğimiz görüşmeye Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Ban Ki Moon ve İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da katılmış olması bizi ayrıca memnun etti.

Bütün bu temaslarımızda, başta bölgesel sorunlar olmak üzere gündemdeki dünya meseleleri hakkında ülkemizin görüş ve hassasiyetlerini aktarma imkânı bulduk.

Memnuniyetle gördük ki dış politikada attığımız sağlam ve geniş ufuklu adımlar, Türkiye'nin dünyadaki itibarını ve ağırlığını her geçen gün arttırıyor.

Amerika'nın en saygın üniversitelerinden olan Princeton Üniversitesi'nde, New York Eyalet Üniversitesi'ne bağlı Levin Enstitüsü'nde yaptığımız konuşmalarda; İslam Konferansı Teşkilatı 40. Kuruluş Yılı Resepsiyonu'nda ve diğer bütün etkinliklerde bu itibar ve ağırlığı fazlasıyla hissettik.
Küresel barış, nükleer silahsızlanma, medeniyetler ittifakı, iklim değişikliği gibi dünya gündeminin önemli konu başlıklarıyla ilgili Türkiye adına dile getirdiğimiz görüşler hem muhataplarımızda, hem uluslararası medyada büyük yankı buldu.

Yine bu ziyaretimiz esnasında orada yaşayan vatandaşlarımızla New York'ta bir araya gelme fırsatını bulduk. Türkiye'nin meselelerini yüz yüze konuşma ve hasret giderme fırsatı bulduk.

Kendilerinin Türkiye'nin geleceğiyle ilgili umut ve heyecanlarını paylaşmak bizim için büyük bir mutluluktu.

Bu gezimiz vesilesiyle Türkiye'nin büyüklüğünü bir kere daha müşahede ettik ve bundan büyük gurur duyduk.

Daha büyük hedeflere doğru ilerleme adına azim ve kararlılığımız daha da arttı, daha da katmerlendi.
Ülkemize ve milletimize güvenmekle ne kadar doğru yaptığımızı bu vesileyle bir kere daha görmüş olduk.

Değerli vatandaşlarım...
Bildiğiniz gibi Eylül ayı eğitim yılının da başladığı dönem oluyor.
Her yıl bu dönemde okullarımız Türkiye'nin geleceğini inşa edecek olan çocuklarımızın eğitimi için umutla ve heyecanla kapılarını açıyor.

Hükümet olarak yarınlarımızın bu okullarda, bu eğitim yuvalarında şekillendiğini biliyoruz.
Bu bilinçle, çocuklarımıza en iyi eğitim imkânlarını sunabilmek, bu alandaki eksiklikleri giderebilmek için büyük gayret gösteriyoruz.

Eğitimin Türkiye'nin en temel önceliği olduğu gerçeğinden hareketle son yıllarda bütçeden en büyük payı eğitim harcamalarına, eğitim yatırımlarına ayırıyoruz.

Bakınız Milli Eğitim Bakanlığımızın 2002 yılında bütçeden aldığı pay 7,5 milyar TL iken, bu yıl bu rakamı % 267'lik bir artışla 27,5 milyar TL seviyesine yükseltmiş durumdayız.
Yedi buçuk milyardan 27 buçuk milyara...

Bu Türkiye'nin son altı yılda yaşadığı ekonomik zorluklar hesaba katıldığında çok ileri bir adımdır, çok önemli bir gelişmedir.

Aynı şekilde 2002 yılında 2,5 milyar TL seviyesinde olan yüksek öğretim bütçesini de 2009 yılında % 252'lik artışla 8,8 milyar TL'ye yükselttik.

2002 yılında 494 milyon TL olan Yurtkur bütçesi, % 386'lık bir artış göstererek 2009 yılında 2 milyar 400 milyon TL'yi aşmış duruma geldi.

Lütfen dikkat ediniz: 494 milyon'dan, 2 milyar 400 milyon liraya...
Yedi yılda, % 386'lık bir artış...

2003 yılından bugüne kadar toplam 132.790 yeni dersliğin yapımını tamamlayarak öğrencilerimizin hizmetine sunduk.

Evet, yanlış duymadınız 132.790 yeni derslik...
2003-2009 yılları arasında 610 resmi anaokulu, 1.587 ilköğretim okulu, 55 yatılı ilköğretim okulunu hizmete açtık.

Yine bu dönemde 113 Anadolu öğretmen lisesi, 402 genel lise, 561 Anadolu lisesi, 41 fen lisesi, 22 spor lisesi, 17 sosyal bilimler lisesi, 10 Anadolu güzel sanatlar lisesini hizmete açarak eğitimimize kazandırdık.

Ayrıca yine hizmete sunduğumuz 42 bilim sanat merkezi ve lütfen dikkat 988 muhtelif meslek lisesini de bu listeye ekleyebiliriz.

Bu dönemde Türkiye'nin her köşesindeki okullarımıza 16.650 adet fizik, kimya, biyoloji ve fen laboratuarı araç ve gereç takımı gönderilmiş ve 5.385 adet yeni kütüphane kurulmuştur.

592 adet spor salonu ve 101 adet çok amaçlı salon yapımı tamamlanarak hizmete açılmıştır.
Yine 2003 yılından bugüne kadar 587 adet ilköğretim ve ortaöğretim pansiyon binası yapılarak 70.470 yeni yatak kapasitesi eğitimimizin hizmetine kazandırılmıştır.

Ağırlıkla köylerdeki öğretmen ve idareciler için 1.870 adet lojman yapılmıştır. Aksi takdirde öğretmenlerimiz buralara gidemiyor veya gitmiyor.

Öğretmen evleri özelleştirme kapsamı dışına çıkarılmış ve ilave olarak 79 öğretmen evi ve 27 öğretmen lokali açılmıştır.

Değerli vatandaşlarım...
Bunlar Türkiye'nin eğitim alanında nasıl muhteşem bir atılım içinde olduğunu gösteren rakamlardır.
2002 yılında okul öncesi eğitimde % 11 olan okullaşma oranı, 2008-2009 eğitim yılında buna da dikkat % 33 seviyesine kadar yükselmiş durumda,% 11 % 33.
Yine 2002 yılında ilköğretimde net okullaşma oranı % 90,98 seviyesinde iken, 2008-2009 eğitim yılında bu oran % 96,49'e yükseldi.

Ortaöğretimde net okullaşma oranı 2002 yılında lütfen buraya da dikkat edelim % 51iken, 2008-2009 eğitim yılında aynı oran % 59 seviyesine taşındı.

8 Derslik ve üzeri tüm okullarımıza toplam 28.939 adet Bilişim Teknolojisi Sınıfı kuruldu.
Evet, yanlış duymadınız: 28.939 Bilişim Teknolojisi Sınıfı...

Bu çerçevede illerimize 2003 yılı ile 2009 yılı şubat ayı sonuna kadar 722.240 bilgisayar gönderildi.
2009 yılı için planladığımız Bilişim Teknolojisi sınıfı sayısı 6.517; bilgisayar sayısı 110.272'dir.

"MEB internete Erişim Projesi" kapsamında, 20 Temmuz 2009 tarihi itibari ile alt yapısı müsait olan 36.082 eğitim kurumuna geniş bant ADSL bağlantısı ile internet sağlandı.

Diğer okullarımıza da bu imkânı sağlayabilmek için çalışmalar devam ediyor.

Bildiğiniz gibi liselerin öğretim süresini 3 yıldan 4 yıla çıkardık, örgün ve yaygın eğitimde toplam 599 dersin müfredatını yeniledik, eğitimde bugünün dünyasıyla uyumlu standartları yakalamak için çalışmalarımızı çok yönlü olarak sürdürüyoruz.

Öğretmen açığını kapatmak üzere 2003 yılından 2009 yılına kadar 142.848 kadrolu,50.000'i sözleşmeli olmak üzere toplam 192.848 öğretmen alımı gerçekleştirdik.

2003 yılında kız çocuklarının okullaşmasına destek kampanyası kapsamında başlattığımız "Haydi Kızlar Okula" kampanyası kapsamında bugüne kadar 350.000 çocuğumuzun okullaştırılmasını sağladık.
6 yıl içinde ilk ve ortaöğretim öğrencilerine 740 milyona yakın ders kitabını ücretsiz olarak dağıttık.
Sosyal güvencesi olsun olmasın ilk defa özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden tüm özürlülerin özel eğitim giderlerini karşılamaya başladık.

2003 yılından 2009 yılı Temmuz sonuna kadar, şartlı nakit transferi kapsamında, ilk ve ortaöğretimdeki 9.361.658 öğrencimiz için toplam 1 milyar 229 milyon 109 Türk Lirası ödeme yaptık.
Ortaöğretim bursu 2002 yılında öğrenci başına 13 TL iken, 2009 yılı itibariyle bu rakam % 477'lik bir artışla 75 TL'ye yükseltilmiş durumdadır.

Değerli vatandaşlarım...
Aynı gelişme tablosunu yükseköğretim alanında da görmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Bakınız 2003-2009 yılları arasında 41'i Devlet, 22'si vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 63 yeni üniversitenin kuruluşunu gerçekleştirdik ve şu anda 81 vilayetimizin tamamında üniversite var, üniversite olmayan ilimiz yok artık.

Böylece, bütün Türkiye'de 94'ü Devlet, 45'i vakıf üniversitesi olmak üzere toplam üniversite sayısı 139'a ulaştı.

Yine aynı dönemde bu üniversitelere toplam 261 yeni fakülte, 72 yeni yüksekokul ve 134 yeni enstitü ilave edildi.

86 adet yeni yüksek öğretim blok-yurt binasının yapımını tamamlayarak yükseköğretime 35.401 ilave yatak kapasitesi kazandırdık.

Yükseköğretim- de 2002 yılında % 14,65 olan net okullaşma oranı, 2008-2009 eğitim yılında % 27,69'a yükseltildi.

Burs ve kredi miktarlarında da ciddi iyileştirmelere imza attık:
2002 yılında 45 TL'den 451.550 öğrenciye ödeme yapılırken 2008 yılında 160 TL den 755.671 öğrenciye ödeme yapıldı.

Altı yıl içinde, burs miktarı 45 liradan 160 liraya çıktı; burs alan öğrenci sayısı da 451 binden 755 bine...

2009 yılında ise aylık kredi ve bursları 180 TL'ye çıkartarak 205.050 öğrenciye burs, 653.897 öğrenciye öğrenim kredisi ödemesi yaptık.

Böylece 2002 yılına göre yüksek öğretim öğrencilerinin aylık kredi ve burs miktarlarında % 300'lük bir artış sağlanmış oldu.

Eğitim konusunda hükümet olarak imkânlarımızın azamisini kullanarak gelişmeyi hızlandırmak, Türkiye'nin yarınlarını emanet edeceğimiz çocuklarımıza en iyi eğitim standartlarını sunmak için samimiyetle çalışıyoruz.

İnşallah bu önemli atılımdan da Türkiye'nin yüzünü ağartacak sonuçlar alacak, hepimizin göğsünü kabartacak nesiller yetiştireceğiz.
Değerli vatandaşlarım...

Global ekonomik krizin ülkemizdeki olumsuz etkilerini en aza indirmek, Türkiye'nin kriz öncesi dinamik büyüme trendini yeniden yakalamasını sağlamak için ilgili bütün birimlerimizle birlikte yoğun bir mesai harcıyoruz.

Geçen hafta, ilgili bakanlarımız, hem krizin Türkiye'ye çıkardığı faturayı sizlere en açık, en şeffaf biçimde aktardılar, hem de hükümetimizin geleceğe dönük orta vadeli planlarını bilginize sundular.
Krizin başından bugüne kadar bizim değişmeyen bir tavrımız var, o da sizlere açık davranmak, ekonomimizin seyrini adım adım sizlerle paylaşmaktır.

Yine sürecin başından beri iddiamız şudur; Türkiye dünya ekonomilerini derinden sarsan bu krizi, mümkün olan en az hasarla, ayakta kalarak geçirmiştir.

Biz bu krizden etkilenmediğimizi söylemiyoruz, elbette etkilendik, bunu sadece sektörlerimiz değil, vatandaşlarımız da hissetti ama en az biz hissedeceğiz dedik, en az biz hissettik.

Ülke olarak biz bu süreçte büyük yıkımlar, kitlesel felaketler, dev iflaslar da yaşamadık, batan firmaları devlet bütçesinden kurtarmak suretiyle faturayı milletimize de ödettirmedik.

Şimdi daha berrak biçimde ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin kriz sürecinde son altı yıllık dinamik büyüme çizgisinden bir parça geri kaldığını ortaya koymaktadır.

Ama aynı tablo, Türkiye'nin biraz daha gayretle aynı dinamik büyüme hızına kısa zamanda tekrar ulaşabileceğinin ümidini de vermektedir.

Şunu bilmenizi isterim ki hükümet olarak bu konunun hassasiyetle ve dikkatle takipçisi olmaya devam ediyoruz ve edeceğiz.

Her gelinen aşamada, yeni yeni gelişmeler oldukça sizleri de bilgilendirmek konusunda hassasiyetimizi sürdüreceğiz, ama ben ama bakan arkadaşlarım.

Karamsar olmamız için hiçbir sebep yok. Ekonomimiz krizin etkilerini hızla üstünden atıyor ve bu iyileşmenin etkisini de hepimiz her gün biraz daha hissedeceğiz..

Bizler bu ülkenin vatandaşları olarak işlerimize dört elle sarılıp, ülkemiz için üretmeye, ülkemiz için kazanmaya, ülkemize inanarak ve güvenerek çalışmaya devam edersek Türkiye'nin aşamayacağı engel yoktur.

Türkiye'nin geleceğe umutla bakmak için çok sebebi vardır.
Yeter ki huzur ve istikrarımızın, birlik ve beraberliğimizin değerini bilelim, Türkiye'nin ideallerine sahip çıkalım.

Bu inanç ve umutla yolumuza devam edelim.
Sizleri en kalbi duygularla selamlıyorum.
Kalın sağlıcakla...

Kullanıcı Adı
Şifre